Avrupa’da Müslüman olmak: Kimlik, İslamofobi ve maneviyat
Avrupa’da Müslümanların tarihsel göç süreciyle başlayan varlığı, zamanla ayrımcılık, İslamofobi ve kimlik tartışmalarıyla şekillendi. Avrupa İslam’ı tartışmaları ve entegrasyon politikaları çerçevesinde dinî kimliğin korunması ve maneviyatın önemi öne çıkıyor.
1960 yılından itibaren iş gücü ihtiyacını karşılamak için Avrupa ülkelerine giden yahut göç eden Türk vatandaşları, Bosna Hersek, Makedonya gibi bölgelerde eskiden beri yaşayan Müslümanlar ve Kuzey Afrika, Hindistan, Pakistan gibi diğer İslam ülkelerinden göç eden farklı etnik kökene sahip Müslümanlarla birlikte Avrupa’da azınlık statüsünde yaşayan Müslümanları oluşturuyor. 1960’ların başından itibaren diğer göçmenlerle birlikte Müslümanlar, misafir iş gücü olarak tanınsa da bu tanınma din ve kültürden ziyade etnik kökenleri itibariyle nitelendirildiler. 1970’lerden sonra eş ve çocukların da Avrupa ülkelerine taşınmalarıyla birlikte Müslümanlar sosyal bir grup oluşturdu. Müslüman topluluklarla ev sahibi toplum arasındaki ilişkilerde dinî ve kültürel boyut önemli bir mesele olarak ortaya çıkmaya başladı. Başta İngiltere, Hollanda, Belçika, Almanya ve Fransa olmak üzere Batı Avrupa ülkelerinde öncelikle eğitim sektöründe olmak üzere din unsuru önemli bir mesele hâline geldi.
İslamofobi, kimlik ve Avrupa İslam’ı tartışmaları
1979’da gerçekleşen İran İslam devrimi gibi İslam ülkelerinde olan birtakım olayların yansımaları, Avrupa ülkelerinde zamanla artış gösteren işsizliğin de karşı etkisi, Avrupa’da yaşayan Müslümanların halk kültüründe algılanış biçimini olumsuz yönde şekillendirdi. Bu şekilde Avrupa’da yaşayan Müslümanlara yönelik oluşan soğukluk (antipati) daha sonraki zamanlarda ortaya çıkacak olan İslamofobi’nin temellerini oluşturacaktı. Avrupa’da yaşayan Müslümanlar hayatın eğitim, medya, siyaset ve ticaret gibi alanlarında çeşitli ayrımcılıklara ve aşağılamalara muhatap oldular. 11 Eylül 2001 New York’daki İkiz Kule saldırılarından sonra bu ötekileştirme ve ayrımcılık hem Amerika Birleşik Devletleri’nde hem de Avrupa ülkelerinde daha da arttı, adeta nefrete dönüştü. Almanya, Hollanda, Danimarka başta olmak üzere birçok Batı Avrupa ülkesinde Müslümanlar sırf inançlarından dolayı ötekileştirildiler; evleri, iş yerleri, ibadet mekânları olan camileri ve kutsal kitapları olan Kur’an-ı Kerim’leri yakılmak suretiyle tersine göçe zorlandılar. Amerika ve Avrupa’da bu tür fiilî ve fiziki saldırılara ve kundaklamalara maruz kalan gurbetçi Müslümanlar her geçen gün Müslüman Holokost’undan [1] korkar hâle geldiler. Bu konuda yani Müslümanlara yönelik nefret, ayrımcılık ve ötekileştirmeyi konu edinen çalışmalar bizzat Avrupalı akademisyenler tarafından yapıldı. [2] Son yıllarda Müslüman ülke vatandaşlarına Amerika ve Avrupa ülkelerine yapacakları seyahatlerinde vize verilmemesi, verilenlere de birçok zorluğun ve aşağılanmanın reva görülmesi aynı İslamofobik bakış açılarının bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Avrupa İslam’ı olgusu tartışmaları da Avrupa’da yaşayan Müslümanların yeni yetişen genç kuşaklarının eğitim düzeylerindeki artışa paralel olarak dinî bilgi ve anlayışlarını, geleneksellikten bilgiye dayalı dindarlığa dönüştürme eğilimlerinin ortaya çıktığı, bunu da yaşadıkları toplumun kültürüyle çatışmadan uygulamaya koydukları bir ortamda ortaya çıktı. Avrupa’da yaşayan Müslümanların özellikle gençlerinin kendi öz dillerini konuşma oranlarında, dinlerine bağlılıkları, dinî görev ve ibadetlerini yerine getirmeleri, ibadetlerden oruç tutmada artış, namaz kılmada ciddi azalış gibi farklılıklar gösterse [3] de onları bir arada tutan en önemli unsurun din olduğu söylenebilir. Buna rağmen Avrupa ülkelerinin Müslümanlara uyguladığı uyum, bütünleşme (entegrasyon) politikalarının asimilasyona dönüşmesi olasılığı Müslümanları derinden endişelendiriyor. Hâlbuki Avrupa ve Amerika’da yaşayan Müslümanları hayatlarından endişelendirmenin gereği yok. Zira Avrupa ülkelerinin de içinde bulunduğu modern dünyanın gereksinimi daha fazla rasyonelite değil, daha fazla maneviyattır. Modern dünyayı ve modern insanı ancak daha fazla maneviyat ve içe dönüşte denilen yaratılış kodlarına dönüş selamete çıkarabilir.
Notlar
[1] Holokost: Toplu katliam. İkinci dünya savaşında Nazi Almanya’sında Yahudilere uygulanan toplu katliam için kullanılan bir kavramdır. Ancak maalesef bugün Yahudiler özellikle Siyonist Yahudiler aynı katliamı ülkelerini işgal ettikleri Filistinli Müslümanlara reva görmektedirler.
[2] Bk. Gordan Conway, İslamopobia: Fact Not Fiction, Runnywede, October, 1997.
[3] T. Ramadan, To Be A European Muslim, (Leicester: İslamic Foundation, 1998), 121.

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.