26 Mart 2026

Bugünün yayınevleri

Yayıncılığın dijitalleşmesi maliyetleri ortadan kaldırmadı; aksine emek, uzmanlık ve süreçleri görünmez kıldı. PDF tartışmaları da bu yanılgıdan besleniyor. Bir kitabın değeri yalnızca kâğıtta değil, üretim sürecindeki çok katmanlı emeğin bütününde yatıyor.

Bir önceki yazıda Türkiye’de kitapların pahalılığına dair itirazlar üzerinden yayıncılığın ne olduğuna temelden ve tarihsel olarak başlangıç noktalarından bir giriş yaptım. Kitapların pahalılığına dair tartışmalarda verilen cevapları takip ettiğim kadarıyla bu anlattıklarıma gelecek muhtemel itirazlardan bir tanesi de “Tamam, bunlar eskilerin hikâyeleri de peki PDF?” türünden bir şeyler olabilir. Böyle itirazlar gelmese de böyle soruların akla gelebileceğini düşünebilirim.

1880’lere doğru gelişen yayıncılık anlayışının 1990’lara kadar biraz genişleyip biraz daralarak süregittiğini söyleyebilirim (tabii ki bu kadar hızlı ve basit değil ama detaylara girmiyorum). Bu dönemde gündeme gelen ve tüm yayın evrenini radikal bir şekilde değiştiren şey masaüstü yayıncılık. Nedir masaüstü yayıncılık? Özetle önceden dizgi masasında, hurufat ile kalıp üstünde yapılan dizgi ve tasarımların bilgisayara taşınmasıdır diyebiliriz. Yayın işinin ciddi bir kısmının sanal ortama kayması da diyebiliriz. Eskiden elle ya da daktilo ile yazılan metinleri yazarlar artık bilgisayar başında yazıyor ve e-mail atıyor. Yayıncılar da bu metinler bilgisayarda düzenliyor, tasarlıyor, elden geçiriyor ve yayına hazırlıyor. Yani kitabın materyal bir forma kavuşması ancak basıldıktan sonra oluyor.

Fakat durumun böyle olması, ortada bir emeğin olmadığı anlamına gelmiyor. Hatta zaman içinde artan farklı kalemler ve uzmanlaşmalar ile işlerin daha da maliyetli hâle geldiğini söyleyebiliriz. Yayınevinin bir firma olması ve çeşitli vergi ve masraf kalemlerinin olduğunu, işletme maliyetlerinin gün geçtikçe arttığını bir kenara bırakırsak, kitap tercüme ise ajans ve telif parası, tercüme parası gibi masrafların eklendiğini, kitapların değerlendirilmesi, düzenlenmesi, tercüme kitap ise tercüme kontrolünün yapılması ve son okumalarının yapılmasının gerektiğini; bütün bunların çoğunlukla nitelikli iş gücü ile sağlandığını da hesaba eklemek gerekiyor. Yani bir kitabın tek somut masrafının onun kâğıt parası olduğunu ve kâğıda basılmamış bir ürünün masraftan azade olduğunu düşünmek ancak bilgisizlik ile açıklanabilir.

Dijital yanılsama: Aynı araç, farklı emekler

Bütün bunlar bir kitabın ortaya çıkması için emek harcayanların, dolayısıyla bir kitabın üretimine ortak olanların ana hatları ile listesi. Tüm bu iş adımlarında nitelik farkları, tercihler ve yine yayınevinin çizgisine göre farklılaşmalar da ayrıca birer başlık olarak listeye eklenebilir. Özel kâğıt seçiminden kapak; ciltli baskı için yapılacak masraftan dağıtım giderlerine kadar pek çok şey.

Diğer yandan günümüzde kitap üretiminin boyutlarının anlaşılmamasının şöyle de bir boyutu var. Artık gündelik hayatta da pek çok işimizi bilgisayar ve telefon başında yapmamızdan ötürü yani nitelik ve nicelik olarak çok geniş skalada yer alan farklı ürünleri aynı araçlar eliyle yapmamızdan ötürü, bu araçlar vasıtası ile çıkan ürünlerin üç aşağı beş yukarı aynı şeyler olduğu zannına kapılabiliyoruz. Video çekmek dediğimizde telefon ile basit bir video çekmeyi anlayabiliyor, bir şeyler yazmak dediğimizde de Whatsapp dan mesaj yazmak ile kitap yazmayı birbirine yakın şeyler olarak düşünebiliyoruz. Bu davranışsal alışkanlıklar maalesef pek çok kişiyi bilgisayar hafızasında sadece birkaç kb olan biri Word biri PDF formatında iki dosyanın birbirleri ile benzer şeyler olduğu zannına götürebiliyor. İçten içe pek çok kişi “Eğer üzerinde emek olsaydı bu kadar birbirlerine benzemezlerdi” diyor. İçinde yeni bir kitap olan ham bir word dosyasının hangi işlemlerden geçerek baskıya hazır bir PDF hâline geldiğini anlatmak gün geçtikçe daha da zorlaşıyor.

Yine konunun bir başka boyutu da yayınevlerinin devasa plazalarda herkesin harıl harıl bir şeyler okuyup düzelttiği, milimetrik hesaplarla mizanpajların yapıldığı, her kitabın üç beş kişinin elinden geçtiği ve sonuçta kusursuz bir metin çıkarmak için onlarca insanın çalıştığı müesseseler olduğunu düşünenler ve kitaplara dair eleştirilerini bu zeminde yapanlar da yok değil. Böyle bir organizasyonu kurmak ve yürütmek bu kadar kolay olsa, her kitap okuru bunun bilincinde olabilir ve en azından satın aldığı her kitapta bu organizasyonun maliyetini görebilirdi. Yine bu organizasyonun hayatta kalması için yapması gerekenlerin butik bir yayınevinden başka olduğunu da eklememe gerek yok diye düşünüyorum. Bu nedenle Türkiye’de kitaba dair sürekli dile getirilen hem pahalılık hem de kalitesizlik eleştirilerinin aynı sebeplerden kaynaklandığını düşünüyorum.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...