23 Mart 2026

Bir cisim yaklaşıyor: Kıbrıs’ta yeni bir konjonktür yaratma girişimi

Kıbrıslı Rumların İngiliz üslerinin statüsünü tartışmaya açma girişimi; yalnızca güvenlik değil, ada üzerindeki egemenlik dengelerini de yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Olası bir İngiliz geri adımı, Türkiye açısından stratejik ve hukuki yalnızlık riskini artırabilir.

Kıbrıslı Rumlar son günlerde, adadaki İngiliz egemen üslerinin “egemenliğini” tartışmaya açmak için girişimde bulunacaklarına dair işaretler vermekte. Rum lider Hristodulidis yaptığı bir açıklamayla, mevcut savaş dolayısıyla adadaki İngiliz üslerini hedef alan saldırı girişimlerinin Rumları da tehdit ettiği varsayımından yola çıkarak üslerin niteliğini İngilizlerle müzakere etmek istediklerini dile getirmişti. Rum lider ayrıca İngiliz üslerini “kolonyalist dönemin bir mirası” olarak nitelendirmekte ve böylece İngilizlere yönelik yeni bir post-kolonyalist eleştiri akını başlatma niyetini izhar etmekte. Rum dışişleri bakanı ve hükûmet sözcüsünün yaptığı açıklamalar da bu söylem kalıbını takip ediyor.

Rumların bu açıklamalarla neyi murat ettikleri aşikâr. İngilizler de üslerdeki varlıklarının devamı konusunda şimdilik kararlı görünüyor. Fakat AB’nin de topa girdiği, yeni bir neo-dekolonizasyon girişimi olarak meşrulaştırılması muhtemel bir baskı kampanyasının başlatılması durumunda İngilizlerin nasıl bir yol takip edeceği konusu soru işaretleri barındırıyor. İngilizlerin bu baskı karşısındaki tutumu ve olası bir nihai kararın niteliği Türkiye’nin ada politikasının meşru zemini için oldukça önemli, zira tıpkı Türkler gibi İngilizler de adadaki varlıklarının meşruiyetini 1960 antlaşmalarına dayandırıyor. İngiltere’nin adadaki varlığı Türkler için 1960 antlaşmalarının geçerliliğinin bir nişanesi. Olası bir İngiliz geri adımı Türkiye’yi tartışmasız bir yalnızlığa sürükleyebilir ve hâlâ Soğuk Savaş müzesinin parçalarından birine tutunmayı sürdüren bir ülke durumuna düşürebilir.

İngiltere’nin üs kararı ve Türkiye için zamanlama riski

İngilizler üslerin varlığının devamı konusunda kararlı görünseler de bunların “niteliği” konusunda tarihsel olarak esnek bir pozisyon benimsemeye meyilliler. İngilizlerin adayla ilgili geleneksel Soğuk Savaş dönemi politikası, adanın her ne şekilde olursa olsun NATO egemenliği altında kalmasına ve üslerin tartışılmamasına dayanıyordu. Yani, İngilizler için adadaki NATO egemenliği devam ettiği müddetçe adanın Türklerin mi, yoksa Yunanların mı eline geçeceği İngilizleri pek ilgilendirmiyordu. Hatta 1967 yılında olası bir Türk-Yunan anlaşması için İngilizler, üslerinden birinin Türkiye’ye devredilmesine dahi rıza göstermişlerdi. İngilizlerin bu geleneksel tutumu, üslerin “İngiliz” kimliğinin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olmayabileceklerine dair önemli bir ipucu sunuyor.

Yeni bir Avrupa güvenlik mimarisinin gerçek anlamda tartışıldığı bir senaryoda AB üyesi olmayan bir Avrupa ülkesi olarak İngiltere, bir ittifak üssüne dönüşmesi koşuluyla üslerden Rumlar lehine çekilme fikrine razı olabilir. Türkiye muhtemelen bu yeni mimarinin önemli ve vazgeçilmez bir parçası olacak, ancak Türkiye’nin bu mimariye eklemlenme zamanlaması oldukça kritik. Zira Türkiye’nin bu inşa sürecine katılımı AB üyeliği gibi çeşitli promosyonlarla uzatılarak Kıbrıs’ta bir fait accompli karşısında bırakılması da ihtimaller arasında.

İngiltere’nin üslerden vazgeçmesi 1960 antlaşmalarının tabutuna çakılacak son çivi olacak ve olası bir fait accompli projesi karşısında “garantörlük hakları, 1960 antlaşmaları, ortak egemenlik” gibi argümanların hayatın gerçekleri karşısında hiçbir değeri kalmayacak. Türk karar alıcıların bu süreçte ivedi şekilde İngiltere’nin tutumu ve karar paletinde hangi seçeneklerin olduğunu keşfedecekleri bir yoklama süreci yürütmeleri, hatta İngiliz hükûmetini üslerin “İngiliz niteliğiyle” ilgili bir beyanatta bulunmaya zorlamaya çalışmaları oldukça önemli. İngiltere’de bir sonraki seçimin favorisi olan Reform UK partisinin egemenlik konusundaki hassasiyeti de bir manivela olarak kullanılabilir. Buna paralel olarak bir diğer önemli husus, Türkiye’nin yeni bir Avrupa savunma konseptinin oluşturulması sürecinde, vazgeçilmezliğinin rehavetine kapılmadan, fait accomplilerin önüne geçebilecek öncü bir pozisyona erişmesi olacaktır.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...