Avrupa’nın “ucuz ve yerli zekâ” arayışı yönünü bulabilecek mi?
Avrupa, ABD ve Çin arasında sıkıştığı dijital çağda “ucuz ama egemen” bir yapay zekâ arayışında. DeepSeek örneğiyle verimli mühendisliğe yönelen AB, yaşlanan nüfusunu ve sarsılan hegemonyasını AI Factories ile telafi edebilir mi? Zaman daralıyor.
Avrupa Birliği, yüzyıllardır süren sanayi liderliğini dijital çağın hakimiyet savaşı verdiği ABD ve Çin'e kaptırmanın eşiğinde. Nüfusu hızla yaşlanan, sınırlarını koruyan ABD'nin evden ayrılma sinyalleri verdiği bir dönemde Brüksel, çıkış yolunu Pekin'in "verimli mühendislik" diye tanımladığı DeepSeek modelini kopyalamakta arıyor. Peki bu hamle, Sanayi Devrimi’nin beşiğini yeni dijital dünyaya adapte etmeye ya da bir başka deyişle kurtarmaya yetecek mi?
Berlin'den Paris'e, Brüksel koridorlarında bugünlerde sessiz ama her geçen gün derinleşen bir panik hâkim. Konu sadece bir sohbet botu veya yeni bir algoritma değil; konu, 500 yıllık bir hegemonyanın, yaşlı kıtanın ellerinden kayıp gitme ihtimali. Avrupa, demografik kışın soğuğunu ve jeopolitik yalnızlığı ensesinde hissederken, Çin'den gelen "DeepSeek şoku" ile yeni bir strateji masaya yatırıldı: Yapay zekâ fabrikaları.
Bu stratejik dönüşüm, sadece bir teknoloji haberi değil, aynı zamanda bir medeniyetin hayatta kalma refleksi olarak okunmalı. Avrupa'yı bu noktaya getiren sancılı süreç ve geç kalmışlık hissi; “ucuz ama egemen bir zekâ” arayışını mecburi kılıyor.
Demografik kış ve bozulan konfor alanı
Avrupa sanayisinin çarkları yüzyıldır kusursuz dönüyordu. Ancak bugün o çarkları yağlayacak genç nüfus hızla azaldı. Emeklilik sistemi çatırdıyor, fabrikalar insansızlaşıyor. Tam bu noktada sorulması gereken o can alıcı soru karşımıza çıkıyor: İnsan gücünün tükendiği yerde, üretimi kim devralacak?
Bazı kelimelerin karşılığı ülkeler, kültürler ve coğrafyalar arasında farklı anlamlar taşıyabilir. Avrupa için yapay zekâ da Silikon Vadisi’ndeki gibi borsayı coşturacak bir hayal değil, azalan iş gücünü ikame etmek zorunda olan mecburi bir ekleme gibi gözüküyor. Eğer bu “eklem” takılmazsa, Avrupa'nın güçlü sanayisi, ziyaretçilerin hayranlıkla gezdiği ama bacası tütmeyen devasa bir açık hava müzesine dönüşme riskiyle karşı karşıya.
Güvenlik riskleri ve dijital egemenlik arayışı
On yıllardır savunmasını ABD'nin (NATO) kas gücüne, enerjisini ise Rusya'nın ucuz gazına emanet eden Avrupa, bu iki sütunun da sarsılmasıyla uyandı. ABD'nin izolasyonist politikalara dönüşü ve "Kendi başınızın çaresine bakın" mesajı, Avrupa'yı teknolojik bağımsızlığa itiyor.
Kendi ordusunu kurmakta zorlanan bir birlik, kendi dijital ordusunu kurabilir mi? Verileri OpenAI (ABD) veya DeepSeek (Çin) sunucularında işlenen bir Avrupa, egemenliğinden söz edebilir mi? Yoksa dijital çağın sömürgesi olmak, kaçınılmaz bir son mu? Oysa Avrupa bunu böyle hayal etmemişti!
Yapay zekâ yarışında paranın rolü
Çinli DeepSeek'in, ABD'li rakiplerinin harcadığı bütçenin çok küçük bir kısmıyla (yaklaşık 6 milyon dolar eğitim maliyeti) GPT-4 seviyesine ulaşması, Avrupa'da şok etkisi yarattı. Bu durum, "Paramız yoksa yarışamayız" bahanesinin ortadan kalmasına yardımcı oldu. Avrupa'nın DeepSeek'i örnek alması aslında bir itiraf niteliğindeydi. Mesaj açık ve net: "Amerikalılar gibi parayı saçarak değil, Çinliler gibi verimli mühendislik yaparak bu oyuna dâhil olabiliriz."
Avrupa Komisyonu'nun başlattığı "AI Factories" girişimi ve Fransa merkezli Mistral AI'ın yükselişi, bu yeni doktrinin ilk adımları. Amaç; devasa veri merkezleri kurmak değil, eldeki süper bilgisayarları akıllıca kullanarak, açık kaynak ve denetlenebilir modeller üretebilmek.
Avrupa için kritik eşik aşıldı mı?
Avrupa şu an tarihinin en kritik kavşaklarından birinde duruyor. Bir yanda Sanayi Devrimi'nin getirdiği o muazzam birikim ve hukuk devleti, diğer yanda hantal bürokrasi ve yaşlanan bir nüfus. Cevabı hiç şüphesiz zaman gösterecek olsa da şu soru zihinleri uzunca süre kurcalamaya devam edecek gibi.
Avrupa, DeepSeek'in açtığı verimlilik kapısından girip kendi dijital Rönesans'ını başlatabilecek mi? Bu sorunun yanıtı çok katmanlı ve Avrupa’nın atacağı adımlara bağlı olsa da etik kurallar ve çağı yakalama arzusu cevabı her açıdan etkileyecek gibi duruyor. Bu yolculukta Avrupa’yı bekleyen bir diğer soru da şu: Geleceğin teknolojisini sadece tüketen zengin bir huzurevi sakini olarak mı kalacaksınız? Özellikle yapay zekânın son bir yılda yaşadığı gelişime baktığımızda zaman daralıyor ve dijital saatin tik-takları, Brüksel'de her zamankinden daha gürültülü duyuluyor.
Endüstri 4.0'ın yarım kalan hikâyesi
Hatırlarsanız, 2010'ların başında Almanya'dan yükselen bir "Endüstri 4.0" rüzgârı vardı. Vaat büyüktü: Nesnelerin interneti ile konuşan makineler, karanlık fabrikalar ve kusursuz bir üretim senfonisi... Avrupa bu vizyonla sanayinin "sinir sistemini" başarıyla inşa etti. Fabrikalar sensörlerle donatıldı, robotlar ağlara bağlandı. Ancak bugün acı bir gerçekle yüzleşiliyor: Avrupa bedeni inşa etti ama beyni unuttu. Ya da beyni üretmeye farklı gerekçelerle gerek duymamıştı.
Endüstri 4.0'ın akıllı fabrikaları, şu an veriyi işlemek, analiz etmek ve karar vermek için Amerikan bulut sistemlerine veya Çin menşeili algoritmalara muhtaç durumda. DeepSeek veya ChatGPT gibi üretken yapay zekâ modelleri, o fabrikaların aklı olmaya aday. Küresel politikaların 2026’da geldiği nokta ise bu ortaklığa mesafeli durulması yönünde işliyor. Buradaki tehlike, sadece teknolojik bir eksiklik değil, stratejik bir bağımlılık halini alıyor. Avrupa'nın gurur duyduğu o devasa otomotiv bantlarını, Berlin'deki mühendisler mi yönetecek, yoksa algoritmaları yazan Pekin veya Silikon Vadisi mi?
Yıllarca makineler birbiriyle konuşacak dendi; “Peki makineler hangi dilde konuşacak?” diye soran ise olmadı. Bugünkü sancının ana sebebi de bu belirsizlik gibi duruyor. Bakalım Avrupa, DeepSeek'in açtığı o verimlilik kapısından geçip, Endüstri 4.0 rüyasını tamamlayabilecek mi? Yoksa dijital çağın sömürgesi olmak, kaçınılmaz bir son mu? Bekleyip göreceğiz.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.