20 Mart 2025

Amerika, Avrupa’ya veda ediyor

Yeni düzenin ayak sesleri artık yanı başımızda… Amerika, Avrupa siyasetinden hızlı bir geri çekilme yaşıyor. Kıta ekonomik bir süper güç olarak öne çıkıyor. Ancak şimdi on yıllardır süregelen rehavetini bir kenara bırakıp, küresel güç dengelerini kendi lehine çevirmek adına harekete geçmek zorunda.

Soğuk Savaş sonrası ABD merkezli uluslararası düzenin sona ermesiyle birlikte, küresel otoritenin çöküşüne tanık oluyoruz. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Amerika’nın kanatları altında kalan Avrupa, artık kendi kaderini tayin etme noktasına geldi. Washington’un geri çekilmesi bir belirsizlik yaratsa da aslında bu durum Avrupa için tarihî bir fırsat sunuyor. Ekonomik gücü, askerî kapasitesi ve demokratik değerleriyle Avrupa, artık küresel siyasette yeni bir güç merkezi olmaya aday.

Avrupa’nın stratejik bağımsızlığa ulaşması için üç temel adım atması gerekiyor

Bugün, Avrupa’nın karşısında yalnızca bir meydan okuma değil, aynı zamanda yeni bir çağın kapılarını aralama fırsatı duruyor. ABD sonrası dünyada Avrupa, pasif bir kıta olmaktan çıkıp, küresel düzeni şekillendiren aktörlerden biri olabilecek mi? Bunun ilk adımı ise Rus saldırganlığı karşısında Ukrayna’ya tam destek vermek olmalı.

Ancak bu dönüşüm, yalnızca daha fazla savunma harcamasıyla gerçekleşemez. Avrupa’nın stratejik bağımsızlığa ulaşması için üç temel adım atması gerekiyor: Ekonomik reformlarla küresel rekabette öne geçmek, askerî alanda Amerikan bağımlılığını azaltarak kendi caydırıcı gücünü inşa etmek ve siyasi uyumu güçlendirerek ortak bir dış politika ve savunma stratejisi belirlemek.

Ukrayna krizi, Avrupa’nın onlarca yıllık rehavetini bir kenara bırakması için son uyarı olmalı

Evet, Avrupa askerî olarak ABD kadar güçlü değil; ancak bu kıtanın zayıf olduğu anlamına gelmez. Aslında elinde gereken tüm kozları bulunduruyor. Avrupa orduları, dünyanın en güçlü, en deneyimli ve en yenilikçi güçleri arasında yer alıyor. Trump ve Vance’in körüklemekten çekinmediği Beyaz Saray’daki kriz, Avrupa’nın onlarca yıllık rehavetini bir kenara bırakması için son uyarı olmalı. Avrupa, kendi ayakları üzerinde durmak, Ukrayna’yı desteklemek ve Rusya’yı caydırmak için gerekli adımları atmalı.

GSYH’ye oranla ABD’den daha fazla harcama yapan tek ülke Polonya

Şüphesiz, Avrupa savunma harcamalarını önemli ölçüde artırabilir. Son on yılda, AB’nin en kalabalık 10 ülkesi ile Birleşik Krallık’ta savunmaya ayrılan GSYH payında bir artış görülüyor. Öte yandan, GSYH’ye oranla ABD’den daha fazla harcama yapan tek ülke Polonya. Kısacası, ekonomik olarak Avrupa, özellikle Birleşik Krallık ile birlikte, gerekli kaynaklara sahip. Ancak Mario Draghi’nin geçen yıl önerdiği reformlar olmadan teknolojik olarak ABD’yi yakalaması zor.

Avrupa’nın silah sistemleri Amerika ürün ve teknolojilerine fazlasıyla bağımlı

Yine de bu ekonomik potansiyelin, ABD’den stratejik bağımsızlığa anında dönüşmesi mümkün değil. Avrupalılar, ABD’ye bağımlı bir savunma anlayışı benimsedi; çünkü her ülke için en doğal olan buydu. Ne yazık ki ABD desteğini çekse bile bu durum büyük ölçüde devam edecek. Pek çok üye ülke, sorumluluğu birkaç büyük gücün üstlenmesine meyilli olacak. Londra merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün de ortaya koyduğu gibi, Avrupa’nın silah sistemleri Amerika ürün ve teknolojilerine fazlasıyla bağımlı. Bu bağımlılığı kırmak için ikinci ve daha kıt bir kaynağa ihtiyacı var: zaman.

En kritik unsur: birlik ve uyum meselesi

Son olarak, en kritik unsur olan birlik ve uyum meselesi var. Avrupa, ABD, Çin veya Rusya gibi bir devlet değil. Devlet reflekslerine sahip olmaktan oldukça uzak olan Avrupa Birliği’nin stratejik hareket kabiliyeti, ortak bir siyasi yapı ve ortak bir mali sistemden yoksun olması nedeniyle ciddi şekilde kısıtlanıyor. Aslında Avrupa, dış politika ve savunma konularında etkili ve meşru bir şekilde hareket edebilmek için geniş çaplı bir mutabakata ihtiyaç duyan bir kulüp olarak görülmeli.

NATO içinde daha güçlü bir “Avrupa ayağı” oluşturma fikri

Onlarca yıllık jeopolitik uyanış çağrılarını görmezden gelen Avrupa’yı, iki aylık Trump yönetimi harekete geçmeye teşvik etmiş gibi görünüyor. Tarihçi Timothy Snyder, 2025'in Amerika'nın ne düşündüğüyle ilgili değil, Avrupa'nın ne yapabileceğiyle ilgili olduğunu vurgularken yanılmamıştı. Washington’daki baskıcı ve öngörülemez yönetim tarzı, kıta genelinde ortak bir savunma stratejisine duyulan ihtiyacı her zamankinden daha belirgin hâle getiriyor. Almanya’nın 2022’de ilan ettiği Zeitenwende—tarihî dönüşüm—artık yalnızca Berlin’in değil, tüm Avrupa’nın ajandasında yer alıyor. Göreve gelen Alman Şansölyesi Friedrich Merz, Avrupa Birliği'nin en güçlü iki politikacısıyla siyasi olarak aynı çizgide: Ursula von der Leyen ve Manfred Weber. Bu üçlü, Avrupa savunma harcamalarını ve dolayısıyla Kıta’nın rekabet gücünü artırabilir. Yıllardır mali disiplinine sıkı sıkıya bağlı kalan Almanya bile artık altyapı ve savunmaya büyük yatırımlar yapmaya hazırlanıyor. Mart ayında AB liderlerinin 150 milyar avroluk savunma kredisi sağlama taahhüdü, kıtanın değişen önceliklerini ortaya koyuyor. Tüm bu gelişmeler, NATO içinde daha güçlü bir “Avrupa ayağı” oluşturma fikrini de giderek güçlendiriyor. Dahası, Brexit sonrası zayıflayan Avrupa-İngiltere ilişkileri yeniden canlanıyor ve Londra, kıtanın güvenlik mimarisinde merkezi bir rol üstlenmeye yaklaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...