15 Haziran 2026

ABD’den yapay zekâ ambargosu

ABD, çiplerden sonra yapay zekâ modellerine erişimi de millî güvenlik kapsamına alıyor. Fable 5 ve Mythos 5’e getirilen kısıtlama, yapay zekânın artık sıradan bir yazılım değil, küresel güç mücadelesinin stratejik unsurlarından biri hâline geldiğini gösteriyor.

Amerika Birleşik Devletleri, uzun süredir Çin’in ileri yarı iletkenlere erişimini sınırlandırmaya çalışıyor. Önce gelişmiş grafik işlemcilerinin satışı engellendi. Ardından çip üretiminde kullanılan makineler, tasarım yazılımları ve kritik üretim bileşenleri denetim altına alındı. ABD yönetimi şimdi ise doğrudan yapay zekâ modellerini de kontrol edilmesi gereken stratejik varlıklar arasında görmeye başladı ve Anthropic tarafından geliştirilen Fable 5 ve Mythos 5 modellerine yabancıların erişimi engellendi.

Bu karar, sıradan bir güvenlik tedbiri değil; yapay zekânın küresel ölçekte sunulan ticari bir yazılım olmaktan çıkarak nükleer teknoloji, gelişmiş silah sistemleri ve kritik istihbarat kapasitesiyle aynı güvenlik denklemine yerleştirilmeye başladığını gösteriyor. Dolayısıyla dünya artık giderek genişleyen bir zekâ ambargosu ihtimaliyle karşı karşıya.

Yapay zekânın ham maddesi

Günümüzde yapay zekâ modelleri çoğunlukla yazılım olarak algılanıyor. Kullanıcı bir internet sitesine giriyor, sorusunu yazıyor ve birkaç saniye içinde cevap alıyor. Ancak bu basit arayüzün arkasında son derece büyük bir fiziksel altyapı bulunuyor. İleri yapay zekâ modellerinin eğitilmesi için binlerce yüksek performanslı çip, devasa veri merkezleri, yüksek miktarda elektrik ve karmaşık soğutma sistemleri gerekiyor. Bu nedenle yapay zekâ yarışı enerji, yarı iletken, veri merkezi ve sermaye kapasitesi arasında da yaşanıyor.

ABD’nin son yıllarda uyguladığı ihracat kontrolleri tam olarak bu fiziksel bağımlılığı hedefliyor. Çin’in ve diğer stratejik rakiplerin en gelişmiş yapay zekâ sistemlerini eğitmesini zorlaştırmak amacıyla Nvidia ve AMD gibi şirketlerin ileri seviye çiplerinin satışı sınırlandırılıyor. Çiplerin başka ülkeler üzerinden yönlendirilmesini engellemek için konum doğrulama sistemleri ve daha sıkı tedarik zinciri denetimleri gündeme getiriliyor. Fakat Fable 5 kararı, bu yaklaşımın artık yeterli görülmediğini ortaya koyuyor. Çünkü bir ülke gerekli çiplere doğrudan sahip olmasa bile Amerikan şirketlerinin geliştirdiği modellere bulut üzerinden erişebiliyor. Başka bir ifadeyle fiziksel işlem gücü Amerika’da kalırken, üretilen zekâ dünyanın herhangi bir noktasından kullanılabiliyor. ABD yönetimi şimdi bu ikinci kapıyı da denetim altına almaya çalışıyor.

Amerika’nın yapay zekâ stratejisindeki temel çelişki

Temmuz 2025’te açıklanan Amerika’nın “Yapay Zekâ Eylem Planı”, ülkenin yaklaşımını üç ana sütun üzerine kurmuştu: Yapay zekâ inovasyonunu hızlandırmak, Amerikan yapay zekâ altyapısını büyütmek ve uluslararası yapay zekâ diplomasisi ile güvenlik alanında liderlik etmek. Planın en dikkat çekici hedeflerinden biri, Amerikan yapay zekâ teknolojilerinin müttefik ve ortak ülkelere ihraç edilmesiydi. Yalnızca çiplerin değil; modellerin, yazılımların, uygulamaların ve teknik standartların birlikte sunulduğu bir “Amerikan yapay zekâ teknoloji yığını” oluşturulması amaçlanıyordu. Bu yaklaşımın arkasında yalnızca ekonomik bir hedef bulunmuyor. ABD, diğer ülkelerin Amerikan çiplerini, Amerikan bulut altyapısını ve Amerikan modellerini kullanmasını sağlayarak küresel yapay zekâ ekosistemini kendi standartlarına bağlamak istiyor.

Ancak aynı strateji belgesinde gelişmiş yapay zekâ hesaplama kapasitesinin ihracat kontrollerinin güçlendirilmesi, yarı iletken üretimindeki açıkların kapatılması ve sınır modellerinin oluşturabileceği millî güvenlik risklerinin Amerikan kurumları tarafından değerlendirilmesi de talep ediliyor. Dolayısıyla stratejinin merkezinde belirgin bir gerilim yer alıyor.

Amerika bir taraftan yapay zekâ teknolojisini dünyaya yayarak küresel standart hâline getirmek istiyor. Diğer taraftan bu teknolojinin oluşturduğu gücün rakipler, yabancı şirketler veya kontrol edilemeyen kişiler tarafından kullanılmasından endişe ediyor. Bir başka ifadeyle ABD hem dünyanın Amerikan yapay zekâsına bağımlı olmasını hem de bu yapay zekâya kimin, hangi koşullarda erişeceğine kendisinin karar vermesini istiyor. Fable 5 krizi, bu çelişkinin ilk büyük sonuçlarından biri.

Fable 5 neden engellendi?

Anthropic’in en gelişmiş modellerinden biri olarak duyurduğu Fable 5, özellikle yazılım geliştirme ve siber güvenlik alanındaki kabiliyetleriyle öne çıkıyordu. Modelin karmaşık kod tabanlarını inceleyebildiği, yazılım açıklarını tespit edebildiği ve güvenlik problemlerine yönelik çözüm üretebildiği belirtiliyordu. Bir yapay zekâ modeli yazılımdaki güvenlik açığını bir sistem yöneticisinden önce bulabiliyorsa, aynı açığı kötü niyetli bir saldırgan için de tespit edebilir. Bu nedenle ileri seviye kodlama yeteneği yalnızca ekonomik verimlilik meselesi değildir. Aynı zamanda kritik altyapılar, bankacılık sistemleri, askerî ağlar ve kamu kurumları açısından doğrudan bir güvenlik meselesidir.

ABD yönetiminin Fable 5’in güvenlik önlemlerini aşmayı mümkün hâle getiren bir yöntemden endişe ettiği bildirildi. Böyle bir yöntemin modelin koruma mekanizmalarını devre dışı bırakarak yazılım açıklarının belirlenmesinde kullanılabileceği ileri sürüldü. Anthropic ise söz konusu yöntemin sınırlı olduğunu, yalnızca daha önce bilinen bazı küçük güvenlik açıklarını ortaya çıkardığını ve benzer sonuçların başka modellerle de elde edilebildiğini savundu.

Buna rağmen Amerikan yönetimi, Fable 5 ve Mythos 5’e herhangi bir yabancı ülke vatandaşının erişiminin durdurulmasını istedi. Kısıtlamanın yalnızca ABD dışındaki kullanıcıları değil, Amerika’da yaşayan yabancıları ve Anthropic bünyesinde çalışan Amerikan vatandaşı olmayan personeli de kapsaması dikkat çekiciydi. Şirket, kullanıcıların vatandaşlık durumunu teknik olarak yeterli hassasiyetle ayıramadığı için modelleri bütün müşteriler açısından devre dışı bırakmak zorunda kaldı. Böylece birkaç saat içinde dünyanın en güçlü yapay zekâ modellerinden ikisi küresel erişime kapatıldı. Bu olayın asıl önemi Fable 5’in ne kadar güçlü olduğundan kaynaklanmıyor. Asıl mesele, yüz milyonlarca insanın ve binlerce işletmenin kullandığı bir teknolojinin tek bir idari kararla dünyanın geri kalanına kapatılabilmesidir.

Bugüne kadar ülkeler ve şirketler bulut tabanlı yapay zekâ hizmetlerini sıradan yazılım servisleri gibi değerlendirdi. Bir muhasebe programına, e-posta hizmetine veya çevrim içi depolama platformuna abone olur gibi yapay zekâ modellerine bağlandılar. Bu modeller artık yazılım geliştirebiliyor, bilimsel araştırmaları hızlandırabiliyor, savunma sistemlerini destekleyebiliyor, ekonomik kararları analiz edebiliyor ve siber güvenlik açıklarını tespit edebiliyor. Dolayısıyla bir ülkenin en üretken şirketleri, üniversiteleri ve kamu kurumları yabancı bir yapay zekâ sağlayıcısına bağımlı hâle geldiğinde yalnızca ticari bir hizmet satın almış olmuyor.

Kendi bilişsel altyapısının bir bölümünü başka bir ülkenin hukukuna ve güvenlik politikasına teslim ediyor. Fable 5 kararı, yapay zekâya erişimin sözleşmelerle garanti altına alınmış kalıcı bir hak olmadığını gösterdi. Model Amerikan bir şirkete aitse, sunucular Amerikan hukukuna tabi ise ve teknoloji millî güvenlik varlığı olarak görülüyorsa erişim her an sınırlandırılabilir.

Bu durum yalnızca Çin, Rusya veya İran gibi ABD’nin stratejik rakipleri için geçerli değildir. Kısıtlamanın yabancı vatandaş kavramı üzerinden uygulanması, müttefik ülkelerin kullanıcılarını da aynı belirsizliğin içine çekmektedir. Bugün güvenlik gerekçesiyle bir model kapatılabilir. Yarın belirli sektörlere, ülkelere, şirketlere veya araştırma alanlarına erişim lisansı getirilebilir. Böylece yapay zekâ, internet üzerinden herkese sunulan evrensel bir hizmet olmaktan çıkarak siyasi sadakat ve güvenlik sınıflandırmasına göre dağıtılan bir stratejik kapasiteye dönüşebilir.

Koruma politikası ters tepebilir mi?

İhracat kontrolleri kısa vadede rakiplerin ileri teknolojiye ulaşmasını zorlaştırabilir. Ancak uzun vadede farklı bir sonucu da beraberinde getirebilir: teknolojik bağımsızlık arayışını hızlandırmak. Çin’in yarı iletken alanında kendi üretim kapasitesini geliştirmeye yönelik yatırımlarını artırmasının temel nedenlerinden biri Amerikan kısıtlamalarıdır. Benzer bir süreç yapay zekâ modellerinde de yaşanabilir.

ABD, en gelişmiş modellerini yabancı erişimine kapattıkça ülkeler Amerikan sistemlerine bağımlı kalmanın riskini daha açık biçimde görecektir. Avrupa, Kanada, Körfez ülkeleri ve Asya’daki teknoloji merkezleri kendi modellerine, veri merkezlerine ve çip tedarik zincirlerine daha fazla yatırım yapmak zorunda kalabilir. Açık ağırlıklı modeller de bu süreçten güçlenebilir. Merkezî bir şirketin sunucusunda çalışan kapalı bir modele erişim bir gecede kesilebilir. Fakat model ağırlıkları kurumun kendi altyapısına indirilmişse dışarıdan bir düğmeyle kapatılması çok daha zordur. Bu nedenle Fable 5 kararı, ABD’nin güvenlik çıkarlarını korurken Amerikan yapay zekâ şirketlerinin küresel güvenilirliğine zarar verebilir. Şirketler ve devletler, kritik süreçlerini tek bir Amerikan modeline bağlamanın oluşturduğu riski yeniden hesaplamaya başlayabilir.

ABD’nin yapay zekâ teknolojisini dünya standardı hâline getirme hedefi ile bu teknolojiye erişimi millî güvenlik gerekçesiyle sınırlandırma politikası arasında hassas bir denge bulunuyor. Kontrol aşırıya kaçtığında korunan şey üstünlük değil, rakip ekosistemlerin doğuşu olabilir.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...