21. yüzyılın ilk çeyreğinde spor (9): Bir rekor, bir milat, yeni bir özgüven
21. yüzyılın ilk çeyreğinde spor; rekorların, cesaretin ve tartışmaların iç içe geçtiği bir dönüşüm alanına dönüştü. Bu dönem, bireysel başarıların ötesine geçen, sporun yapısını, algısını ve toplumsal etkisini kalıcı biçimde değiştiren kırılma anlarıyla tanımlandı.
21. yüzyılın ilk çeyreği spor tarihinde bir “birikim” değil, bir “kopuş” dönemi olarak hatırlanacak. Bu çeyrek asırda sporcular yalnızca daha hızlı koşmadı, daha yükseğe atlamadı ya da daha sert vurmadı; aynı zamanda sporun nasıl yapıldığını, nasıl izlendiğini ve nasıl anlamlandırıldığını da değiştirdi. Rekorlar, artık yalnızca istatistiksel veriler değil; toplumsal karşılığı olan kırılma anlarına dönüştü. Cesaret, sadece saha içinde değil, kurumlara, geleneklere ve hatta seyirci beklentilerine karşı gösterilen bir tutum hâlini aldı. Bu listede yer alan her başlık, bir branşın sınırlarını aşarak sporun diline müdahale eden hikâyelerden oluşuyor. Atletizmde kırılan bir dünya rekoru, ringde kurulan bir para düzeni, minderde yıkılan önyargılar ya da pistte değişen güç dengeleri… Hepsi aynı dönüşümün farklı yüzleri.
Bu dönüşümün en yalın, en çıplak ve en tartışmasız sahnesi ise atletizmdi. Çünkü atletizmde ne kalabalık bir takımın arkasına saklanmak mümkündür ne de hikâyeyi süslemek. Kronometre çalışır, çizgi geçilir ve sonuç yazılır. Türk sporu için bu gerçeklik, uzun yıllar boyunca mesafeli bir hayaldi. Dünya rekorları izlenir, alkışlanır ama “bizim” hikâyemiz olarak görülmezdi. Bu algının kırıldığı an, yalnızca bir sporcunun değil, bir spor kültürünün sınır değiştirdiği andı. Elvan Abeylegesse’nin dünya rekoru, bu yüzden listedeki birçok başarıdan önce gelen zihinsel eşiği temsil eder: “Biz de yapabiliriz” cümlesinin ilk kez dünya ölçeğinde doğrulandığı an.
Bu eşik aşıldıktan sonra spor, Türkiye ve dünya için başka bir ritme girdi. Rekorlar daha sık kırıldı ama daha çabuk sorgulandı; kahramanlar büyüdü ama daha hızlı tartışmaya açıldı. Simone Biles’in bedenine ve zihnine sahip çıkma kararı, Yasemin Adar’ın minderdeki yalnız öncülüğü, kadın sporunun nicelikten rol tanımına evrilmesi, Ampute Millî Takımı’nın başarıyı bir sosyal dönüşüm aracına çevirmesi… Hepsi, sporun artık sadece kazanmakla ölçülmediğini gösterdi. Aynı dönemde Mayweather gibi isimler, sporun bir endüstri olarak nasıl yeniden kurgulanabileceğini ortaya koyarken; Duplantis, insan bedeninin sınırlarını estetik bir meydan okumaya dönüştürdü. Toprak Razgatlıoğlu, Türk sporunun “sonradan gelen” değil, oyunu bozan aktör olabileceğini kanıtladı.
Ancak bu çağın ortak bir gerçeği daha vardı: Başarı ile etik arasındaki mesafe giderek daralıyordu. Doping dosyaları, taciz davaları, eşitlik mücadeleleri ve zihinsel sağlık krizleri, madalyaların gölgesinde büyüdü. Elvan’ın rekorunun yıllar sonra tartışmalı hâle gelmesi, bu dönemin karakteristik bir kırılmasıydı. Çünkü 21. yüzyıl sporu, geçmişin romantik kahraman anlatılarını kabul etmiyor; her başarıyı yeniden okumayı zorunlu kılıyor. Bu durum, kazanılanları değersizleştirmiyor; aksine sporun ne kadar karmaşık, ne kadar insani ve ne kadar politik bir alan hâline geldiğini gösteriyor.
Bu liste, kusursuz hikâyelerden oluşmuyor. Tam tersine, kırılgan ama dönüştürücü anların toplamı. Elvan Abeylegesse ile başlayan “dünya ölçeğinde var olma” iddiası; kadınların, engelli sporcuların, bireysel yıldızların ve kolektif yapıların sahneye çıktığı çok katmanlı bir spor evrenine dönüştü. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde spor, artık yalnızca kazanılan bir oyun değil; yeniden tanımlanan bir alan. Ve bu yeniden tanım, en çok da sınırların ilk kez gerçekten aşıldığı o anlarda anlam kazanıyor.
20 - Atletizm tarihimizdeki ilk dünya rekoru
Elvan, 1982 yılında yedi çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu olarak Hewan Abeye adıyla Addis Ababa'da doğdu. Spora ilk kez arkadaşlarıyla futbol oynayarak başladı. Koşuculuk yeteneği keşfedilerek okuldaki beden eğitimi öğretmeni tarafından on dört yaşındayken atletizme yöneltildi. 1999 yılında "Etiyopya'da federasyonumdan yeterli destek alamadım. Türkiye'de hedeflerime ulaşmanın daha kolay olacağını düşündüm" dedi. On yedi yaşındayken ENKA için atlet arayan iş adamı Önder Özbilen tarafından keşfedilerek, ailesine iki yıl için ayda 300 $ ödeme yapılmak koşuluyla Türkiye'ye getirildi. Mümin Can ile evlenerek Elvan Can adıyla Türk vatandaşlığına geçti. Elvan Abeylegesse’nin 2004 yılında 14:24.68 ile kırdığı 5000 metre dünya rekoru, Türk spor tarihinde atletizm branşında elde edilen ilk dünya rekoru olmasıyla devrim niteliğinde bir milattır. Bu başarı, Türkiye’de atletizme olan ilgiyi zirveye taşıyarak genç sporcular için "dünya lideri olma" vizyonunu erişilebilir kılmış ve büyük yatırımların önünü açmıştır. Dünya sporu açısından ise Çinli sporcuların uzun süren hâkimiyetini sona erdirmiş ve 5000 metrede çıtanın 14:20 seviyelerine çekildiği yeni bir rekabet çağını başlatmıştır. Tirunesh Dibaba ve Meseret Defar gibi isimlerin başrol oynadığı, derecelerin sürekli geliştirildiği bir "altın çağ" yaşandı. Türkiye gibi ülkelerin uzun mesafede söz sahibi olabileceği kanıtlandı ve bu durum uluslararası atletizmde güç dengelerini değiştirdi. Fakat 2017 yılında 2007 Dünya Atletizm Şampiyonası'nda alınan numunesinin yeniden analizi sonucunda doping tespit edildi ve 2007-2009 yılları arasındaki tüm sonuçları iptal edildi.
19 - MOTOGP’nin El Turco’su: Toprak Razgatlıoğlu
Toprak Razgatlıoğlu, babası Türk dublör motosikletçi "Tek Teker Arif”in mirasını devralıp Kenan Sofuoğlu’nun rehberliğinde yetişerek motosiklet dünyasının zirvesine ulaşmış bir sporcudur. 2021, 2024 ve 2025 yıllarında kazandığı üç Dünya Superbike (WSBK) şampiyonluğuyla, bu prestijli kategorideki ilk Türk şampiyon olarak Türk spor tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. Özellikle BMW markasına tarihinin ilk şampiyonluklarını kazandırması ve üst üste galibiyet rekorları kırması, onu dünya motor sporları camiasında en saygın isimlerden biri hâline getirmiştir. Pist üzerindeki agresif frenleme tarzı ve "stoppie" şovlarıyla "El Turco" lakabıyla tanınan sporcu, Jonathan Rea gibi devlerin dominasyonunu yıkarak Türk sporu için modern bir kahraman ve rol model oldu. 2026'da MotoGP'de yarışacak ilk Türk pilot olmaya hazırlanan Toprak Razgatlıoğlu, dünya sporundaki yerini bir üst seviyeye çıkarmak için bu yüzyılın ikinci çeyreğinde de sahnede olacak.
18- Küllerinden değil yıkıntılarından doğan kadın
2013 yılı ile birlikte tüm dünya Simone Biles isminin peşinden gitmeye başlamıştı bile. 2016 Rio’daki başarılar sonra devamında gelen üst düzey dereceler. Tüm dünya Biles’ın peşindeydi. Önce, bu listede daha önce okuduğunuz Amerika’daki jimnastik taciz skandalının etkisi Biles’ı ve arkadaşlarını çok olumsuz etkiliyor. Biles, karar duruşmasına çıkacak duygusal gücü kendisinde bulamadığını dile getiriyordu. Ama Biles ve onu gibi kahraman diğer şampiyon sporcuların ses çıkartma cesareti ise Artur Ash Cesaret ödülü ile onurlandırılıyorlardı. Bunu etkisini hep yaşayan Biles Tokyo Olimpiyatları’na gittiğinde tüm dünya omuzlarında yükmüş gibi hissetme başlamıştı. Bu baskılara direnemeyen Biles “YİP” problemiyle karşı karşıya kaldığını ve yarışmadan çekileceğini açıkladı. O koşullar altında ekilmeden önce aldığı denge barı aletindeki bronz ise hâlâ onun için en değerlisi. Bir anda herkesin sevgilisi olmaktan çıkıp “korkak”, “pes eden”, “arkadaşlarını satan”, hatta “ırkçı” boyutlara varan eleştiriler alan kadın hâline gelen Biles, gayriresmî bir emeklilik hayatı yaşamaya başladı. 2023’te yeniden müsabakalara dönmeye karar veren Biles, yıkıntılarından ise Paris’te geri dönecekti. Gerek teklerde gerekse de All-around’da her alette müthiş performans ortaya koyan Biles, jimnastik tarihine geçen efsanevi yer serisi ile kariyerinin son performansını ortaya koyuyordu. 7’si altın olmak üzere 11 Olimpiyat madalyası, 30 Dünya Şampiyonluğu madalyası ve sayısız madalya. 21. yüzyılın şu ana kadar gördüğü en büyük kadın jimnastikçi.
17- Sporda kadın devrimi: Kadınlar sporda yeri değil, rolü değiştirdi
Bu maddede söz sevgili Burcu Biçer’in. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde sporda kadınların konumu, görünürlük ve temsil tartışmalarının ötesine geçti. Bugün kadın sporları; performans standardı üreten, kurumsal yapıları dönüştüren ve kültürel normları yeniden tanımlayan bir alan hâline geldi. Mesele artık kadınların sporda var olması değil; sporun nasıl oynandığını ve nasıl anlamlandırıldığını belirleyen aktörler olmaları.
Kadın sporcular bugün “kadın oldukları için” değil; kazandıkları, kaybettikleri ve sahaya koydukları oyunla konuşuluyor. Asıl eşik tam da burada duruyor: Kadınların spordaki varlığı artık açıklama gerektirmiyor.
Türkiye A Millî Kadın Voleybol Takımı bu dönüşümün en net örneklerinden biri. Artık sürpriz yapan bir ekipten değil; dünya voleybolunun hızına, temposuna ve taktik disiplinine karşılık verebilen bir yapıdan söz ediyoruz. Bu tablo bireysel başarıların değil; altyapı sürekliliği, kulüp yatırımları ve teknik yapılanmayla kurulan bir sistemin sonucu. Türkiye’de kadın voleybolu bugün “kadınlar için iyi” değil, doğrudan iyi olan bir oyun.
ABD jimnastiği etrafında şekillenen Larry Nassar davası ise bu dönüşümün başka bir yüzünü gösterdi. Sporcular yalnızca mağdur değil, kurumları değiştiren aktörler olarak sahneye çıktı. Hukukun, medyanın ve kamuoyunun aynı anda sporcu lehine işlemesi, spor dünyasında güç dengelerini kalıcı biçimde değiştirdi. Simone Biles, Aly Raisman ve Gabby Douglas gibi isimler bugün yalnızca madalyalarıyla değil; sporun iç sınırlarını yeniden tanımlayan figürler olarak anılıyor. En meşhur ve akla ilk gelen örneği vermezsem olmaz; ABD Kadın Millî Futbol Takımı’nın eşit ücret mücadelesinin sembolik değil, hukuki ve kurumsal kazanıma dönüşmesi bu yazıdaki birçok başlığın zeminini oluşturdu. WNBA’de sporcuların sosyal ve politik duruşlarının eşit haklar ve denk şartları getirmesi ve Avrupa’da kadın futbolunun yayın, sponsorluk ve doluluk oranlarıyla “deneme” aşamasını geçmesi bu yeni normalin parçaları. Kadın sporları artık geleceğin yatırımı değil, bugünün sürdürülebilir modeli. Bugün kadınlar sporda yer açmıyor; zaten kendilerine ait olan alanı, kendi kurallarıyla dolduruyor.
16- Minderde ilklerin kadını: Yasemin Adar
Yasemin Adar Yiğit, kariyerindeki 2 Dünya, 7 Avrupa şampiyonluğu ve Tokyo 2020 Olimpiyat üçüncülüğü ile Türk güreş tarihinin en büyük ismi ve mutlak öncüsüdür. 2017’de Türkiye’nin ilk kadın dünya güreş şampiyonu olarak bir "ilki" başarmış; bu başarısıyla kadın güreşinin Türkiye'de profesyonel bir kimlik kazanmasını ve toplumda kabul görmesini sağlamıştır. Dünya sporunda ağır sıkletin en teknik ve istikrarlı isimlerinden biri kabul edilen Adar, kazandığı Dünya Fair Play Ödülü ile sadece gücüyle değil, sporcu ahlakıyla da küresel bir saygınlık edinmiştir. 2025 yılında aktif kariyerini noktalayan efsane sporcu, toplumsal önyargıları yıkarak binlerce genç kızın spora başlamasına ilham veren tarihi bir figür olarak yerini almıştır.
15 - Okçuluğun kraliçesi: Gizem Girişmen
Gizem Girişmen'i Türk sporunda paralimpik okçuluk branşında elde ettiği başarılarla tanıyoruz. 11 yaşında geçirdiği trafik kazası sonucu omurilik felci olan Girişmen, 2005 yılında ise Paralimpik Okçuluk Millî Takımı'na girdi. 2008 Pekin Paralimpik Oyunları'nda ise bizleri fazlasıyla gururlandırdı. Türkiye'de Paralimpik Oyunları tarihinde altın madalya alan ilk kadın sporcumuz oldu. Bu başarı, aynı zamanda paralimpik sporlarımız için de bir dönüm noktası oldu. Gizem'in altın madalyasından sonra, okçuluk ve paralimpik ülkemizde daha fazla tanınma imkânı bulmuştur. Gizem Girişmen, ülkemizdeki tüm engelli bireylere ilham kaynağı olmayı başarmıştır. Kendisi de bu başarılarını ''Başarıya ulaşmak için çok çalışmak ve hayallere inanmak gerekiyor'' cümleleriyle dile getirmiştir.
14 - Her yumruğu dolar basan boksör
Floyd Mayweather Jr., boksu yalnızca kazananlar ve kaybedenler üzerinden okunan bir spor olmaktan çıkarıp dev bir eğlence ve para endüstrisine dönüştüren figürdür. Ringdeki savunma ustalığı, hız ve zamanlama konusundaki kusursuzluğu onu yenilmez kıldı; 50–0’lık kariyer karnesi bunun özeti. Ama Mayweather’ı asıl özel yapan, yumruklarından çok iş aklıydı. “Risk almadan kazanmak” fikrini ringe de sözleşmelere de taşıdı. Mayweather, PPV modelini boksun merkezine yerleştirdi. Rakibinden çok “olay” satmayı başardı; kötü adam rolünü sahiplendi, hikâye yarattı, tartışma üretti ve bunun karşılığını aldı. 2017’de, MMA yıldızı Conor McGregor ile yaptığı maç, teknik anlamda tartışmalı olsa da ekonomik açıdan bir dönüm noktasıydı. Saf bir boks maçı olmamasına rağmen yüz milyonlarca dolarlık gelir üretildi ve sınırların artık tamamen kalktığı ilan edildi. Profesyonel noktada tüm potansiyel rakiplerini devirirken, Pacquiao gibi isimlerle yaptığı unutulmaz maçlarla onların da servetlerine katkıda bulunuyordu. Kariyerinin ardından yaptığı gösteri maçları da bu zihniyetin devamıydı. Logan Paul gibi profesyonel boksör olmayan isimlerle ringe çıkması, sporla şovun bilinçli biçimde ayrıldığını gösterdi. Burada sonuç değil, merak ve izlenirlik satıldı. Gelenekçiler için rahatsız edici, endüstri için ise son derece öğreticiydi. Gerçek şu: Mayweather, boksun para kazanma dilini kalıcı biçimde değiştirdi. Ringde yenilmedi, masada da oyunu kimseye bırakmadı. Bugün boksun endüstriyel yüzünden söz ediliyorsa, merkezde mutlaka onun adı vardır.
13 – “Ben buradan da atlarım abi”nin zirvesi: Arman Duplantis
Dünyada 6.10 üstü atlayabilen 3 kişi var sırıkla atlamada. Biri efsane Sergey Bubka, diğeri Renaud Lavillenie ve bir diğeri ise işte bu çocuk. Bubka bu branşın ilk yıldızı en özel ismi olarak kabul edilir, evet ama Duplantis’in başardıkları ise hayal edilenin çok ötesinde. Uzun yıllar kırılamayan Bubka rekorunu bir ara açık alan kapalı salon ayrımını kaldırarak kırılmış gibi gösterseler de Bubka’nın rekorunu gerçekte kıran Dupaltis idi ve o günden sonra ise sadece tarihe tanıklık eden bizler vardık. Bazı sporcular rekor kırar, Mondo Duplantis ise sınırların bittiği yerden yeni bir ufuk açtı. Elinde sırığıyla koştuğu o birkaç saniye, insanın yeryüzüne olan bağlılığını reddettiği o büyülü andır. O, çıtayı her yükselttiğinde aslında kendi devrimini yazar. Yerçekimi herkes için bir kuralken, onun için sadece aşılması gereken zarif bir engeldir. Havada süzülüşündeki o imkânsız hafiflik, bize insanın isterse kendi gölgesinden bile daha yükseğe sıçrayabileceğini kanıtlar. Duplantis; sadece bir şampiyon değil, her atlayışı, imkânsıza yazılmış bir aşk mektubudur. Sırıkla atlamanın kadınlardaki en büyük ismi Isinbayeva (ki bu listede özel bir madde olarak yok ama başlıkta Duplantis ismini çıkarın, bu Tarkan hayranı muazzam kadını koyun bir şey değişmez) gibi her seferinde 1 cm yükselterek dünya rekorlarını geliştiren Duplantis, biz bu yazıyı yazarken rekoru 2.30’a kadar çekmişti. Rekorlar kırılmak içindir ancak Duplantis’in rekoru ikinci çeyrek asırda başkaları tarafından kırılabilir mi? Bu listeye dair en merak ettiğim soru bu.
12 - Kobe Bryant
Kobe Bryant'ın 22 Ocak 2006'da Toronto Raptors'a karşı attığı 81 sayı, basketbol dünyası için "imkânsızın mümkün olduğunu" gösteren modern bir mucize olarak kabul edilir. Bu performans, Wilt Chamberlain'in 1962'deki 100 sayılık rekorundan sonra NBA tarihinde ulaşılan en yüksek ikinci skordur ve görsel kayıtlarla belgelenmiş "en büyük skor şovu"dur: Kobe, bu maçla bir oyuncunun tek başına modern savunma stratejilerini nasıl çökertebileceğini kanıtlamış, "Mamba mentality" (Mamba zihniyeti) kavramını bir efsaneye dönüştürmüştür. Fiziksel gücün öne çıktığı bir dönemde, saf yetenek ve disiplinle elde edilen bu skor, basketbolun teknik gelişimine ilham vermiştir.
11 - Ampute Millî Takımı
2017, 2021 ve 2024 yıllarında Avrupa Ampute Futbol Şampiyonu olan, 2022 yılında İstanbul'da düzenlenen Ampute Futbol Dünya Kupası'nda birinciliği Türk Ampute Millî Takımı dünyanın en dominant güç olduğunu kanıtlamıştır. Bu istikrar, tesadüfi bir başarıdan ziyade; profesyonel lig yapılanması, tesisleşme ve devlet desteğinin birleştiği bir "Türk modeli"nin başarısıdır. Toplumdaki engelli bireylere yönelik "yapamaz" algısını kökten değiştirmiştir. Ay yıldızlı sporcuların sahadaki azmi, milyonlarca engelli birey için sosyal hayata katılım ve özgüven kaynağı olmuştur. Ampute Millîler; sporun sadece fiziksel bir aktivite değil, aynı zamanda bir rehabilitasyon ve toplumsal entegrasyon aracı olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. 2022 Dünya Kupası şampiyonluğu, Türkiye'nin uluslararası organizasyon düzenleme kapasitesini ve bu alandaki liderliğini pekiştirmiştir. Diğer ülkeler için bir rol model hâline gelen Türkiye, ampute futbolunun Paralimpik Oyunları programına dâhil edilmesi yolundaki en güçlü argümanı (yüksek rekabet ve izleyici kitlesi) oluşturmaktadır. 2017 yılında İstanbul'da 40 bin kişinin önünde oynanan final maçı, ampute futbol tarihinde bir dönüm noktasıdır. Türkiye, bu branşı "yardımseverlik" odağından çıkarıp profesyonel bir seyirlik spor hâline getirmiştir. Dünyada ampute futboluna en büyük taraftar desteğini veren ülke olarak, bu branşın küresel popülaritesinin artmasına öncülük etmiştir.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.









