31 Aralık 2025

21. yüzyılın ilk çeyreğinde spor (10): Bir çağın hafızası

21. yüzyılın ilk çeyreğinde spor; rekorların, madalyaların ve kupaların ötesine geçerek kolektif hafızayı şekillendiren bir anlatıya dönüştü. Bu liste, zaferleriyle, kırılma anlarıyla ve ikonlarıyla bir döneme damga vuran unutulmaz spor hikâyelerini bir araya getiriyor.

21. yüzyılın ilk çeyreği, sporun yalnızca skor tabelalarında değil; hafızalarda, sokaklarda ve kolektif duygularda yazıldığı bir dönem oldu. Bu çeyrek asırda bazı anlar vardı ki bir madalyanın, bir kupanın ya da bir rekorun çok ötesine geçerek bir kuşağın hayata bakışını şekillendirdi. Sporcular, takımlar ve rekabetler artık sadece kazananlar değil; birer hikâye anlatıcısı, birer kültürel figür hâline geldi. Tribünlerden ekranlara, mahalle aralarından küresel sahnelere uzanan bu anlatılar; inancı, hayal kırıklığını, azmi ve dönüşümü aynı potada eritti. Bu liste, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde sporun nasıl bir “ortak hafıza” yarattığını, hangi anların bu hafızaya kazındığını ve neden hâlâ konuşulduklarını hatırlamak için hazırlandı.

Bu çeyrek asırda spor, yalnızca bireysel yeteneğin ya da fiziksel üstünlüğün sınandığı bir alan olmaktan çıktı; zihinsel direnç, organizasyonel vizyon ve toplumsal karşılık üretme gücüyle tanımlandı. Messi–Ronaldo, Federer–Nadal–Djokovic ya da Big 3 gibi rekabetler, sporu bir karşılaştırma oyunundan çıkarıp estetik ve süreklilik meselesine dönüştürdü. Tom Brady ve Michael Phelps gibi figürler, “imkânsız” kavramını sözlükten silerken; Usain Bolt, insan bedeninin sınırlarını yeniden çizdi.

Türkiye cephesinde ise 2002 Dünya Kupası’ndan Filenin Sultanları’na, 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’ndan Busenaz Sürmeneli’nin olimpiyat altınına uzanan çizgi; sporun bir ülkenin özgüvenini nasıl dönüştürebileceğini gösterdi. Bu başarılar, sadece kazanılan madalyalar değil; sokağa taşan sevinçler, çocukların seçtiği spor dalları ve değişen toplumsal algılar olarak karşılık buldu. Elbette bu dönem yalnızca zaferlerden ibaret değildi. Lance Armstrong örneğinde olduğu gibi, yıkılan mitler ve kırılan inançlar da sporun bu çeyrek asırlık hikâyesinin ayrılmaz bir parçasıydı. Çünkü spor, en saf hâliyle insanı anlatır: yükselişiyle, düşüşüyle, umutları ve hayal kırıklıklarıyla. Bu liste, işte tam da bu yüzden bir “en iyiler” sıralamasından fazlası. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde sporu tanımlayan, onu küresel bir kültür ve güçlü bir anlatı hâline getiren anların hafızasıdır.

10 - 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası üçüncülüğü

Türkiye A Millî Erkek Basketbol Takımı’nın 2010 yılındaki dünya ikinciliği, Türk spor tarihinin en görkemli başarılarından biri olarak kabul edilir. "12 Dev Adam", kendi evinde düzenlenen turnuvada finale kadar namağlup yürüyerek Türk basketbol tarihinin Dünya Şampiyonası'ndaki en iyi derecesini elde etmiştir. Sırbistan ve Yunanistan gibi dünya devlerini eleyerek kazanılan bu gümüş madalya, Türkiye’nin basketbolda dünyanın en elit ülkeleri arasına girdiğini kanıtlamıştır. Bu başarı, ülke genelinde basketbola olan ilgiyi devasa boyutlara taşımış ve binlerce çocuğun bu spora başlamasına ilham kaynağı olmuştur. Finalde ABD ile karşılaşan Millî Takım, Türk basketbolunun organizasyonel ve sportif kalitesini tüm dünyaya göstererek uluslararası arenadaki saygınlığını pekiştirmiştir.

9 - Messi-Ronaldo rekabeti

Messi ve Ronaldo arasındaki rekabet, futbol tarihinin en ikonik dönemi olarak tanımlanabilir. Küresel çapta futbolun popülaritesini devasa boyutlara ulaştıran bu düello, milyarlarca insanı ekran başına kilitlerken sporun ticari ve marka değerini de zirveye çıkardı. Saha içindeki yetenekleriyle değil, profesyonellikleri ve zihinsel dirençleriyle de gelecek nesiller için kusursuz birer idol hâline geldiler. Rekabetleri, bireysel üstünlük tartışmalarını bir kenara bırakıp futbolun estetiğini ve rekabetçiliğini tüm dünyaya yeniden hatırlattı. Bu süreçte kırılan rekorlar ve kazanılan kupalar, sporun sadece bir oyun değil, azimle örülmüş bir yaşam biçimi olduğunu kanıtladı. Messi 2022 Dünya Kupası zaferi ve 2008’deki Olimpiyat altın madalyası ile millî takımlar düzeyinde Ronaldo ile arasındaki başarı mesafesini biraz arttırmış gibi gözükse de kimilerine göre Portekiz ve Ronaldo’nun 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası’ndaki zaferi daha önde görülmekte. Sonuç olarak bu ikili, modern spor tarihinin en büyük anlatısını oluşturarak futbolu küresel bir kültürel fenomen seviyesine yükseltti. İki oyuncu spor endüstrisi içerisinde reklamcılıktan, yayıncılığa kadar birçok kuralın yeniden yazılmasına neden oldu.

8 - Lance Armstrong: Dolandırıcı

90’ların en güzel şarkılarındandır Rengin’in “Aldatıldık” şarkısı. Ne zaman Armstrong lafı geçse zihnimde bu şarkı çalar. Tarihin en büyük bisikletçisi unvanından tarihin en büyük dolandırıcısı unvanına düşüş. Kanseri yenme hikâyesi, üst üste 7 Tour de France zaferi, Livestrong organizasyonu. Hastaların, umudunu kaybetmişlerin hep tutunduğu dal Lance Armstrong. Ve yarattığı, büyüttüğü dünyanın bir yalan temeline oturduğunu öğrendiğimiz an. Evet dediği gibi belki de o dönem herkes yapıyordu belki gerçekten hepsinden de iyiydi ama Oprah’ın doping yaptın mı sorusuna evet diye cevap verdiği an, bu spor dünyasında sık denk geldiğimiz, bir yıldızın bir doping skandalı olmaktan öte inanç kıran bir andı. Binlerce kelime yazılabilir ama yine de tam olarak duyguları anlatmaya yeter mi bilemem. Umarım 21. yüzyıl bundan daha büyük bir umut dolandırıcılığı ile karşı karşıya kalmaz.

7 - 2020 Tokyo: Busenaz Sürmeneli altını

2001 yılında, kadınların da Dünya Boks Şampiyonası’nın başlaması ile birlikte gelişen kadın boksuna daha fazla direnemeyen IOC, 2012’de kadın boksunu da oyunlara dâhil etti.  Bu kararla beraber altyapı yatırımlarını hızlandıran Türkiye, sonunda 2020 oyunlarına sporcu götürmeyi başarırken, bu sporu takip eden herkes gelecek olan madalyaları konuşmaya başlamıştı bile. 2003 yılından itibaren adım adım büyüyen Trabzonlu bir kadın altın için odaklanmıştı. 2019 Dünya Şampiyonluğu bunun habercisi olmuştu bile. Ve genç yaşlardan itibaren ortaya konan özveri karşılığını veriyordu. Finalde Çinli rakibini yenen Sürmeneli, Türk boks tarihinin ilk altın madalyasını getiriyordu. Bir başka yıldızımız Buse Naz Çakıroğlıu da gümüş madalya alarak mutluluğumuzu ikiye katlıyordu.

6 - Tenisin muhteşem üçlüsü: Big 3

Federer, Nadal ve Djokovic arasındaki "Büyük Üçlü/Big 3" rekabeti, tenis tarihinin en görkemli dönemi olarak kabul edilir; çünkü bu üç dev isim, yirmi yılı aşkın sürede toplam 66 Grand Slam kazanarak spora tam bir ambargo koymuştur. Federer’in zarafeti, Nadal’ın fiziksel gücü ve Djokovic’in kusursuz savunmasıyla şekillenen bu "stiller savaşı", tenisi teknik ve zihinsel olarak bambaşka bir boyuta taşımıştır. Birbirlerini sürekli daha iyisini yapmaya zorlamaları, rekabetin kalitesini artırırken her bir oyuncunun kendi limitlerini aşmasına ve oyunun küresel popülaritesinin zirveye ulaşmasına neden olmuştur. Başlarda Federer’in dominasyonu ile başlayan dönem Nadal ve Djkovic’in dominant dönemleriyle devam etmiş bir bayrak yarışı gibi düşünülebilir. Federer çim, Nadal toprak ve Djokovic’in sert zemindeki hâkimiyeti ve dominasyonu, kort içindeki kıyasıya mücadeleyi kort dışındaki derin saygı ve centilmenlikle birleştirmeleri, onları tüm dünya sporu için eşsiz birer rol model hâline getirmiştir. Bu dönem, sadece istatistiklerle değil, aynı zamanda sporun barındırdığı azim ve karakterin en yüksek temsili olmasıyla spor tarihinde silinmez bir iz bırakmıştır. Federer 20, Nadal 22 Grand Slam şampiyonluğu ile kariyerini noktalarken Djokovic, 24 Grand Slam zaferine sahip ve kariyerine aktif şekilde devam ediyor.

5 - 2002 Dünya Kupası üçüncülüğü

Bu başarı, Türkiye'nin 48 yıl aradan sonra katıldığı ilk Dünya Kupası olması nedeniyle başlı başına tarihî bir olaydı. Bir madalya kazanımından çok daha fazlasını ifade ediyordu. 2000 yılında Galatasaray’ın UEFA Kupası zaferiyle başlayan "Biz de yapabiliriz" inancı, temelini Galatasaray’lı oyuncuların oluşturduğu bir kadro ile turnuvaya katıldı. Türk futbolu dünya genelinde ‘figüran’ bir takım gibi gözükürken, grup ilk maçında Brezilya’ya karşı gösterdiği performansla ‘başrol’ oyuncusu olmak için mücadele edeceğini gösterdi.  Toplumun kenetlenmesini sağlayan bu takım ve galibiyetleri alınan her galibiyetten sonra günün erken saatlerinde insanların sokağa dökülmesine neden oldu. Şenol Güneş liderliğindeki kadro, her kesimin ortak gururu oldu. Üçüncülük maçında Türkiye’nin 10.8 saniyede attığı gol halen "Dünya Kupası tarihinin en hızlı golü" unvanını korumakta. Güç dengelerinin değişmeye başladığını gösteren bu turnuvada; Brezilya ve Almanya gibi devlerin yanında Türkiye ve Güney Kore'nin yarı finale çıkması, futbolun sadece Avrupa ve Güney Amerika tekelinde olmadığını dünyaya gösterdi. Ümit Davala’nın saç kesimi ve İlhan Mansız’ın karizmatik duruşu ve futbolu turnuvanin ikonik tarafı olarak tarihe kazandı. Türkiye ve Güney Kore arasındaki tarihi yakınlığın üçüncülük maçının bitiminde iki ülke oyuncularının el ele tribünleri selamlaması, FIFA tarafından organizasyon tarihinin en ikonik centilmenlik anlarından biri olarak kabul edilir. 2002 üçüncülüğü, Türkiye'nin spor dünyasındaki imajını "potansiyeli olan ülke"den "global bir güç"e dönüşebileceğini gösterdi. Bugün bile Türk futbolunun uluslararası standartlardaki en büyük referans noktası oldu. Bu başarıdan sonra Rüştü Reçber, Hasan Şaş ve Nihat Kahveci gibi isimlerin Avrupa’daki değeri arttı. Türk oyuncuların yurt dışına transfer olma vizyonu bu turnuvayla genişledi.

4 - Ve sahne Tom Brady’nin

20. yüzyılın son NFL Draft’ında 199. sıradan seçilen bir çocuğun 21. yüzyıla damga vurabileceğini kendisi hariç sanırım kimse tasavvur dahi edemiyordu. 2. sezonunda ana QB ( Quarter Back-Oyun Kurucu) olmayı başaran Brady, yeni yüzyılda takacağı 7 şampiyonluk yüzüğünün ilkini 2001 senesinde almayı başarıyordu. Üst düzey disiplinle çalışmanın, yarışmacı bir ruha sahip olmanın başarıda ne büyük pay sahibi olduğunu gösteren Brady, New England Patriots ile 6 şampiyonluk yaşarken, kamuoyunun belli bir kısmı bu harika takımda yaptığı işin çok normal olarak nitelendiriyordu. Kendine ve o kamuoyuna yeni bir meydan okuma yaratmak isteyen Brady Tampa Bay Buccaners’a transfer olup 43 yaşında ( tarihin en yaşlı QB şampiyonu) 7. yüzüğünü takarak G.O.A.T olduğunu artık tescilliyordu. 3 farklı 10 yılda da şampiyon olan tek QB, NFL’in iki farklı 10 yılın en iyisi takımına giren tek QB (2000-2010) ve daha onlarca en.

3 - Filenin Sultanları

Bir hikâye düşünün ki, damgasını vurduğu 21. yüzyılın ilk çeyreğinin her senesinde var. 20. Asırda başlayan serüvenin ulaştığı nokta inanılmaz. 1958 yılında kurulan bir federasyon, doğru isimlerle ve istikrarlı yönetimle nerelere gelebilir bize bunu öğretti. Spordaki kadın devriminin zirvesi Filenin Sultanları dersek yanlış olmaz. Filenin Sultanları derken sadece Voleybol Kadın Millî Takımı’ndan bahsetmiyoruz. 80’lerden itibaren bu zafer yoluna kaldırım taşları döşeyen her kulübe, her federasyon başkanına selam ediyoruz.  Bu başarı hikâyesinin ikinci perdesi 2003 Avrupa Şampiyonası ile başlıyordu. Sonrasında gelen muhteşem başarılar, millî takımla kulüplerin birbirini doğru desteklemesi ve tabi ki harika bir yönetim istikrarı. Bugün neredeyse her 10 kız çocuğundan 8’i bir voleybol okuluna gidiyorsa, en az futbol kadar voleybol derbileri takip ediliyorsa, anne-baar için çocuklarını voleybol maçlarına götürmek bir sosyal aktivite haline geliyor, bu sayede bir bağ kuruyor ve bu uğurda gerekirse Kartal’a kadar gidiyorlarsa; Eda Erdem liderliğindeki millî takımın ve onlara ilham veren önceki jenerasyonların payı en büyüktür. Bundan 25 sene sonra, Türkiye nasıl bir voleybol ülkesi olmayı başardı sorusunun cevabı işte bu 25 yılda yaşananlar içerisinde yer alacak.

2 - Havuzun efendisi: Michael Phelps

Olimpiyat Oyunları ve madalyalar denince akla gelen ilk isimdir Michael Phelps... Pekin 2008 Olimpiyat Oyunları'nda 8 altın madalya elde eden ABD'li yüzücü, bu başarısıyla aynı zamanda, bir olimpiyatta en fazla altın madalya kazanan sporcu unvanını da elde etmiştir. En dikkat çeken rekoru, Olimpiyatlardaki 23 altın madalyası olmuştur. Bu sayı, tek başına birçok ülkenin Olimpiyat tarihindeki toplam altın madalya sayısından bile fazladır. Sadece yüzme sporunun değil, tarihin en önemli spor olaylarından birine de imza atmıştır. Phelps, kırılması zor rekorlarla bu çeyrek yüzyıla damga vurmayı başaran sporculardan olmuştur. Kendisinin yüzmek için yaratıldığını söylesek sanırım yanlış bir ifade olmaz. Kırdığı rekorlardan sonra, Olimpiyat yayınlarında yüzme yarışları en çok izlenen branş haline gelmiştir. Bu branşa ilgi duyan sporcu sayıları yükselmiş ve Phelps artık ‘idol’ haline gelmiştir. Michael Phelps, yüzmenin popülaritesini ve aynı zamanda algısını değiştiren isimlerin en başında geliyor. Artık bir ikon haline gelen Michael Phelps'in başarıları sadece madalyalarla ölçülecek bir şey olmadığını biliyoruz. Öyle ki ona “suyun efendisi” demek yerinde olacaktır.

Eğer suyun bir hafızası olsaydı, şüphesiz en çok onun adını sayıklardı. Michael Phelps, havuzun sakin yüzeyine daldığı her an, sadece bir yarışı kazanmak için değil; insan anatomisinin sınırlarını yeniden çizmek için kulaç attı. Onun hikâyesi, suyun direnciyle verilen sessiz, derin ve amansız bir savaşın destanıdır. O, maviliğin içinde kaybolmak yerine, maviliğe hükmetmeyi seçti. Her kulaçıyla zamanı büken, her dönüşüyle imkansızı sıradanlaştıran bir doğa olayı gibiydi. Phelps, podyumun zirvesindeyken bile aslında hâlâ o uçsuz bucaksız mavilikte, kendi sınırlarını kovalayan bir ruhtu. O gittikten sonra havuzlar belki yine doldu, ama su bir daha asla o kadar heybetli bir ritimle dalgalanmadı…

1 - Çeyrek asrın en hızlı insanı

2008 Olimpiyatları yaklaştıkça, bütün dünya henüz 1 sene önce 100 metreye geçmiş Usain Bolt’un kıracağını düşündüğü dünya rekorunun ne olacağını konuşmaya başlamıştı bile. Atletizm dünyasında "Yaşayan Efsane" olarak anılan ve insan hızının sınırlarını yeniden tanımlayan benzersiz figür, 2008, 2012 ve 2016 Olimpiyat Oyunları'nda 100m ve 200m branşlarında üst üste kazandığı altın madalyalarla modern sprint tarihini domine etmiş; 100 metrede 9.58 ve 200 metrede 19.19 saniyelik dünya rekorlarını hâlâ ulaşılamaz bir noktada tutmaktadır. Kariyeri boyunca kazandığı 8 Olimpiyat ve 11 Dünya Şampiyonluğu madalyasının ötesinde, karizmatik kişiliği ve ikonik "Lightning Bolt" pozuyla atletizmi küresel bir eğlenceye dönüştürmüştür. Modern sporun en etkileyici figürlerinden biri olan Bolt, disiplini ve neşeyi birleştirerek dünya genelinde milyonlarca genç sporcuya ilham kaynağı olmuştur. Emekliliğine rağmen, atletizmin popülaritesini tek başına sırtlayan bir ikon olarak spor tarihindeki yerini korumaktadır.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...