19 Şubat 2026

Yalnızlığın masasında bir oyun: Konken Partisi

Tiyatrokare’nin sahnelediği “Konken Partisi”, Donald L. Coburn imzalı Pulitzer’lı metni çağdaş bir yorumla buluşturuyor. Melek Baykal ve Mehmet Atay performanslarıyla öne çıkarken; huzurevinde kesişen iki yalnız ruhun kart oyunu üzerinden kurduğu bağ, mizah ve hüznü aynı masada topluyor.

Tiyatrokare’nin 34. sanat sezonunda sahnelediği “Konken Partisi”, klasikleşmiş çağdaş tiyatro eserlerinden biri olarak yeniden tiyatroseverlerle buluşuyor. D. L. Coburn’un 1978’de Pulitzer Ödülü’ne layık görülen oyununun bu yorumu, yaşamın geç dönemlerindeki iki karakterin kesişen hikâyesi üzerinden insanın varoluşsal sorgulamalarına değinirken, aynı zamanda günümüz dünyasının duygusal rezonanslarını da izleyiciye taşımayı başarıyor.

Oyun, yaşamın sonbaharındaki iki kişinin -Fonsia Dorsey ve Weller Martin- bir huzurevinde yollarının tesadüfen kesişmesi sonrası kurdukları ilişkiyi ve bu ilişki üzerinden hayatlarını sorgulayışlarını konu ediyor. Birbirinden başka kimseleri yok gibi görünen bu yaşlı kadın ve adamın dostluklarının kurulmaya başlamasıyla mizah ve dram birbirine örülüyor, hayat neşesi ile karamsarlık gibi duygular iki karakterin dünyasıyla birleşiyor. Peki, bu nasıl oluyor, iki kişinin hikâyesi nasıl birleşiyor?

Weller, zamanının çoğunu gin rummy (bir çeşit iskambil oyunu, konken gibi…) oynayarak geçiren, yaşamdan usanmış, tek yaşam enerjisi oyunda aldığı eller olan bir adamdır. Huzurevinin yeni sakini Fonsia ise evini barkını bırakmak zorunda kalmış, evladı tarafından bakımı reddedilmiş diğer yaşlılardan biridir. Televizyonda geçen uzun saatler, pencerelerin ardında kalan hayatlar, hemşirelerin verdiği ilaçlar, rahatsız eden yemekler ve yalnızlık ile zamanlarını geçirmekten şikâyetçi bu iki kişiyi Weller’in tutkun olduğu gin rummy birleştirir. Weller’in Fonsia’ya gin rummy öğretmeyi teklif etmesiyle başlayan bu süreç, Fonsia’nın her zaman kazandığı bir dizi oyuna dönüşür. İlginçtir ki Weller -daha önce hiç olmadığı şekilde- tek bir el bile kazanamaz bu oyunlardan ve giderek hırslanır, sinirlenir… Fonsia ise başta acemi şansı dediği ama karşısındaki muhatabını iyi gözlemlediği için yendiği oyunlarda giderek daha fazla özgüven kazanır. Tabii süregiden haftalarda bu kart müsabakaları esnasında aileleri ve dış dünyadaki yaşamları hakkında uzun uzun sohbet etme şansı bulurlar. Zaman zaman küsüp birbirlerine darılmalarına sebep olsa da gin rummy, yani konken onları her daim aynı masada buluşturur. Hayat, böylelikle birlikte daha kolay akar…

Yaşamın gerçekliğinden bir kesit sunan bu tiyatro oyunu mizah ve dramı hassas bir terazide çok güzel dengeleyerek kuruyor. Tıpkı hayatın kendisi gibi zıtlıklarla dolu… Zira Fonsia’da bahçeleri yeşerten yaşam heyecanı, Weller’de yalnızlığın ve yavaş akan zamanın bıkkınlığı birbirini sarabiliyor bu oyunda. Düşünün hangimiz bu duyguları farklı anlarda ayrı ayrı hissetmiyoruz ki? Beyaz ve siyahın iç içe geçtiği, grilerin ve ara ton duyguların birbirine karıştığı bir dünya burası. Oyun, tam da bu paleti iki kişinin diyaloğunda sunmayı başarıyor; hayatın içindeki yaşlılık, zamansızlık, parasızlık, hastalık, yalnızlık, dostluk, sevgi, şefkat gibi tüm sorunsalları ve tezatları ayna gibi yansıtıyor seyircisine.

Broadway’den Kent Oyuncular Tiyatrosu’na

Konusundan da anlaşılacağı üzere oyunun orijinal ismi “The Gin Game”. Amerikalı oyun yazarı Donald L. Coburn’un kaleme aldığı ilk tiyatro eseri. Oyun yazılır yazılmaz Eylül 1976’da American Theater Arts’ta Kip Niven’in yönetmenliğinde prömiyer yapar ve çokça beğenildiği için hızla diğer sahnelere taşınmaya başlar. Önce Kaliforniya ve Los Angeles’ta, ardından da Actors Theatre of Louisville’de ve Long Wharf Theatre’da ve Boston’daki Wilbur Theatre’da… Nihayet Broadway’de sahneye koyulduğunda ise oyunun başarısı katlanır. 6 Ekim 1977’den 31 Aralık 1978’e kadarki sürede Broadway’de toplamda 517 performansla izleyiciyle buluşur oyun, ardından da dünyaya açılır.

İlk temsillerde Fonsia Dorsey ve Weller Martin’e Carol Locatell ile John Terry Bell hayat verirken, Mike Nichols’un yönetmenliğindeki Broadway’deki gösterimlerde başrollerde Hume Cronyn ve Jessica Tandy yer alır. EG Marshall ve Maureen Stapleton ara sıra Brodway gösterimlerinde başrolü paylaşsalar da oyun Cronyn-Tandy ikilisiyle anılır uzun bir müddet. Hem oyuncuların hem eserin başarıyla yarattığı duygusal etki gerek izleyici gerekse tiyatro eleştirmenleri tarafından takdirle karşılanır. Zira çok geçmeden, yani 1978 yılında oyun Drama dalında Pulitzer Ödülü'nü kazanır.

1979’da Cronyn-Tandy ikilisiyle Londra’daki Lyric Theatre’da sahnelenmesinin ardından oyun 1980’deki Romanya galasının ardından uzun bir süre ortalarda görünmez. Fakat 20 Nisan 1997 ile 31 Ağustos 1997 tarihleri ​​arasında Charles Nelson Reilly yönetmenliğinde Broadway'deki Lyceum Theatre'da 145 gösterimle yeniden sahnelenir; Charles Durning ve Julie Harris’in hayat verdiği karakterleriyle. “En İyi Oyun Yeniden Sahnelenmesi” de dâhil olmak üzere birçok Tony Ödülü adaylığı alan bu yapım; 1998’de Kuzey Carolina, Durham’da başlayan ve Kaliforniya, Los Angeles’ta son bulan yedi aylık bir turneye çıkar…

Turnelerin yanı sıra da başka ülkelerde başka kadrolarda oyunun metni çevrilir, yeniden düzenlenir ve perdeler bu sefer farklı coğrafyalarda açılır… Bunlardan biri de tabii ki Türkiye’dedir… Türk tiyatrosunun duayenleri Müşfik Kenter ve Yıldız Kenter’in muhteşem oyunculuklarıyla.

1992’te “The Gin Game”, “Konken Partisi” olarak Seçkin Selvi tarafından Türkçeye çevrilen eser; Kent Oyuncuları Tiyatrosu’nda sahnededir. Sahne düzenlemelerini Refik Eren’in yaptığı “Konken Partisi”nde Weller Martin’e Müşfik Kenter, Fonsia Dorsey’e ise kardeşi Yıldız Kenter hayat verir. Fonsia’nın naif bilgeliği Yıldız Kenter tarafından öyle güzel aksettirilir ki izlerken mest olur seyirciler; Weller’in hırçınlığı, oyunbozanlığı, öfkesi ama çocuk gibi Fonsia ile oynama heyecanı ise Müşfik Kenter’in eşsiz dokunuşuyla bambaşka bir hâl alır. Oyunu iz anlattık ama 1992-93 sezonunda Tiyatro dergisine verdiği söyleşide Müşfik Kenter şöyle bahseder oyundan: “Dış ülkelerde bazı eleştirmenlerin de söylediği gibi burada iki insanın gerçekten sayfa sayfa Ibsenvari bir ustalıkla bütün hayatlarını, yalnızlıklarını, çaresizliklerini, korkularını, başarısızlıklarını, sakladıkları hırçınlıklarını, hepsini görüyoruz. İki asırlık insanda, çocukluklarıyla, gençlikleriyle, yaşlılıklarıyla ve içinde bulundukları koşullarla kendimizi özdeşleştirebiliyoruz. Bütün bunlar yapılırken insanın karanlık bir tablo karşısında olduğu izlenimi geliyor. Halbuki oyun bittiği zaman seyirciye bütün bu ileriye dönük korkuları, dehşeti, yalnızlığı, hastalığı, romatizmayı, işitmeyen kulağı falan verdiği hâlde, huzurevine bir özendirme oluyor ve çıkan insanları bu mutlu ediyor. Bu bir ustalıktır ama bu görünmeyen bir ustalıktır. Bizde ise 'Ben ustayım, ben ustayım!' diye tekstin bağırması bekleniyor âdeta."

Teksteki ustalık, Kenter’lerin oyunculuklarıyla daha da devleşir aslında ve Türk tiyatrosunun 90’lı yıllarında en sevilen oyunlarından biri olur. Öyle ki başarı sadece seyirci nezdinde kalmaz, 1993’te Olağanüstü Yorum Ödülü’nü getirir Kenter’lere…

2000’li yıllarda Amerika’da oyun 2015’te oynanır en son, Türkiye’de ise Kenter kardeşler tarafından 90’larda. Fakat geçtiğimiz günlerde bu klasikleşmiş oyun, daha çağdaş hâliyle yeniden hayat bulur. Bu kez sahne Tiyatrokare’nindir…

Bugünkü Tiyatrokare yapımından “Konken Partisi”

17 Şubat 2026… Beşiktaş Süleyman Seba Kültür Merkezi’nde gerçekleşen gala ile tiyatroseverlerin yeniden karşısına çıkıyor “Konken Partisi”. Kent Oyuncular Tiyatrosu’nda oynanan Seçkin Selvi çevirisi yine sahnede ifade buluyor; tabii Yönetmen Nedim Saban’ın daha çağdaş düzenlemeleriyle güncellenmiş olarak…

Carol Locatell, Jessica Tandy, Dorothy Tutin, Julie Harris ve Yıldız Kenter gibi usta oyuncular ile anılan Fonsia karakterine; uzun yıllar Ankara Devlet Tiyatrosu’nda sahne almış, televizyon ve tiyatroda sevilen bir isim olan Melek Baykal hayat veriyor. Terry Bell, Hume Cronyn, Joss Ackland ve Müşfik Kenter ile anılan Weller rolüyle ise Ankara sahnelerinin usta aktörlerinden biri olarak tanınan Mehmet Atay izleyicilerle buluşuyor.

Oyunu izlerken Yönetmen Nedim Saban’ın çağdaş yorumuyla oyunu dönüştürürken duygusal derinliği göz ardı etmeyen bir yapım ortaya koyduğunu görebiliyoruz. Ama ne yalan söyleyelim, dijital arşivden de olsa Kenter’lerin temsilini seyrederkenki inceliği, zarafeti, sahnedeki duygu dansını bulamıyoruz. Metin çok kuvvetli, Melek Baykal ve Mehmet Atay’ın oyunculukları da efsane ama duayenlerin açtığı yolu göz, kalp, ruh aramıyor değil.

Bunun yanı sıra sahneye verilen emek hakikaten çok etkileyici. Huzurevinin yalnız, hüzünlü yapısını harika bir prodüksiyonla yansıtan dekorların tasarımını Barış Dinçel üstleniyor, kostümler Başak Özdoğan’a, ışık tasarımı ise Osman Aktan’a ait. Aslında Nedim Saban’ın gala gecesinde de ifade ettiği üzere bu üretim, büyük bir teknik ve tasarım ekibinin birlikte çalıştığı bir prodüksiyon hâline dönüşerek yaklaşık 40 kişiye istihdam sağlıyor.

Perdeler kapanırken yeni buluşmalar başlıyor

Gerek metin gerekse temsil bağlamında değerlendirdiğimizde “Konken Partisi”, basit bir drama değil; mizah, hüzün, umut ve yaşam sevinci arasında ince geçişler yapan -Müşfik ustanın söylediği gibi ustalıklı- bir yapıt. Zira bize sadece iki yaşlının hikâyesini anlatmıyor; zaman içinde kökleşen yalnızlaşma, dayanışma ve hayata tutunma temalarını zihnimizde, kalbimizde açıyor. Duygulara açılan bu alan da oyuncuların performanslarıyla birleşerek hem neşeli hem de hüzünlü anları seyirciye eşit derecede hissettiren bir sahne deneyimi yaratıyor.

Eserin şu an sahnelenen yeni yorumu ise günümüzün usta iki oyuncusunu bir araya getirmesinin yanı sıra, tiyatronun birleştirici gücünü güncel izleyiciyle buluşturan bir örnek olarak öne çıktığını söyleyebiliriz. Oyunu izlemek isteyen tiyatroseverler için yapım, turne kapsamında farklı şehirlerde sahnelenmeye devam edecek. Antalya ve Muğla başta olmak üzere İzmir, Gaziantep, Ankara, Adana ve Eskişehir gibi pek çok merkezde sahne programında yer alıyor. Dolayısıyla Konken Partisi, yalnızca gala gecesinin heyecanıyla sınırlı kalmayıp Türkiye’nin farklı kentlerinde seyirciyle buluşarak, hayatın “kartlarını” her temsilinde yeniden dağıtmaya devam edecek… Merakla bekleyenlere duyurulur.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...