27 Şubat 2026

“Uğultulu Tepeler” ne okuduk, ne izledik?

Sinema dünyasının en tartışmalı uyarlamalarından biri olan Uğultulu Tepeler, bu kez Emerald Fennell imzasıyla beyazperdede. Gotik atmosferi, sınıf çatışması ve saplantılı aşk temasıyla romanın ruhu korunabildi mi; yoksa modern yorum hikâyeyi bambaşka bir yere mi taşıdı?

Sinema dünyasına damgasını vuran, Emily Brontë’nin klasikleşmiş eseri “Uğultulu Tepeler” beyazperde uyarlamasıyla 13 Şubat’ta seyirciyle buluştu. İzleyiciler sosyal medyada eserle film karşılaştırması yaparken; filmin gerçekten abartıldığı kadar olup olmadığı, eserle ne kadar benzer unsurlar taşıdığı tartışmaları sürmekte. Henüz vizyona girmemişken bile bütçesi, PR hareketleri ve oyuncuların sansasyonel açıklamalarıyla gündeme gelmiş yapım beklentiyi oldukça arttırmıştı. Peki beklentiyi karşıladı mı?

“Gelmiş geçmiş en büyük aşk romanı”

Victoria dönemi olan roman, bazı okuyuculara göre gelmiş geçmiş en büyük aşk romanı, kimine göre de çağın ötesinde bir eser ya da uzun bir şiir gibi de tanımlanır. Günümüz okuyucusuna eserin konusu gerçekten bir aşk hikâyesi mi, yoksa 19. yüzyılda geçen karmaşık ilişkiler ve bir aile draması mı diye de sorgulatabilir. Yazıldığı dönemde daha çok şehir hayatıyla ilgilenen edebiyat, ölçülü ve köklerine bağlı Victoria Çağı'nın içerisinde eseri gerçek hayattan kopukluk ve çılgın, tutkulu, sınırları zorlayan bir aşkı anlatmasını eleştirmiştir. Bronte’nin hayatına bakıldığında, kırsalda büyümesinin ve Victoria Dönemi yazarlarla uzaktan yakından bir ilişkisinin olmaması eserin dönem eleştirmenlerine tuhaf gelmesini açıklar. Yazarın toplumla ilişkisi kopuk olduğundan, bu roman sadece düş gücünün yarattığı bir mucizedir (Urgan, 1971, s:1138).  Romantik özellikler gösteren eser gotik etkilerden de esinlenir.

İngiltere’de 1800’lü yılların sınıfsal farklılıklarını ve topluma yansıyışını detaylı olarak ele alan eser, özellikle baş erkek karakter Heathcliff’in köle oluşu ve varlıklı bir beyefendi Mr. Earnshaw tarafından satın alınmasıyla soylular ve köleler arasındaki sınıf farkını gözler önüne serer. Etnik kökeni ve maruz kaldığı ırkçılık hikâyenin merkezinde olsa da filmde karakter yalnızca Catherine’e duyduğu aşkla şekillenir.

Victoria dönemine farklı bir bakış açısı getiren bu eser, takıntılarla dolu düş gücünden çıkmış, dönemin kapalı ve muhafazakâr yapısına ters düşmüş ve İngiliz edebiyatına yeni bir soluk kazandırmıştır. Eserde doğayla olan ilişki çağın diğer eserlerindeki gibi yemyeşil, dinç ve yaşam dolu temaları işlemez. Aksine; yabani, kasvetli ve tehlike dolu bir doğadır. Her karakter de bu doğanın parçasıdır.

Heathcliff karakteri, doğanın gücünü yansıtır. Adını Mr. Earnshaw’ın kızı, eserin kadın başrolü Catherine verir. “heath” (fundalık) “cliff” (sarp kaya) birleşimi olan ismi karakterinden de izler taşır, eserdeki hiçbir şey tesadüf değildir. Kimliksiz ve kimsesiz olan Heathcliff, oldukça vahşi ve bir o kadar ezik, acımasız bir karakterdir.

Ailenin durumu Mr. Earnshaw’ın kötü seçimleri sebebiyle git gide kötüye giderken, civara yeni taşınan zengin komşu Mr. Linton, Catherine için bir hedef hâline gelir. Zengin bir adamla yapılan izdivaç onu hem ailesinden hem de fakirlikten koruyacaktır. Günümüz feminist eleştiri penceresinden Catherine’in Linton ile evlenmeyi seçerek statü ve zenginlik kazanmak istemesi toplumsal baskının bir sonucu ve trajedisi olarak yorumlanabilir. Heathcliff ile evleneceği senaryoda fakirlik ve hatta dilenci olma korkusu ona duyduğu aşktan daha baskın gelir; Catherine seçimini maddiyat ve sosyal statüyü ön plana koyarak yapar.

Bronte sefil hayatı tüm gerçekleriyle eserine yazmıştır; fakirliğin getirdiği anksiyete ve korku hâli, karakterlerin memnuniyetsizliği diyaloglarda okuyucuya hissettirilir.

Eser ilk yayımlandığı zamanlarda çağın edebiyat dergilerinde taşa tutulmuş, “Quarterly Review” gibi popüler dergilerde canavarca, ahlaksız ve tiksindirici sıfatlarına maruz kalmıştır. Victoria dönemi eleştirmenleri eser karşısında tiksinç bir korkuyla tepki göstermiştir. Karakterlerin elle tutulur yanlarının olmaması ve antipatik davranışları çağa uygunsuz ve bayağı kaçıyor. Aynı zamanda eserde mutlu sonun bulunmaması, dönem eserlerinden ayıran bir başka özellik. Eser tamamıyla Bronte’nin düş gücünden çıkmadır ve nesnel gözlemlere dayanmaz. Onu eşsiz kılan da budur.

İdeal erkek sendromu ve Heathclıff

Özellikle film adaptasyonunda Heathcliff için oyuncu seçimi eleştiri konularından biri. Yakışıklı, beyaz ve uzun boylu bir erkek seçilerek kasıtlı bir idealizasyon durumu yorumlanabilir. Kitapta Heathcliff daha esmer (kesin olarak bilinmese de bazı yorumlamalarda köle olmasından dolayı karakterin siyahi ya da çingene olabileceği iddia edilir) betimlenir; boyu ve yakışıklılığı hakkında tam belirleyici unsurlar yerine tasvir edici ifadeler kullanılmıştır. Film adaptasyonu tam anlamıyla “ideal ve arzulanan erkek” modelini yaratmak istemiş gibi duruyor. Vahşi ama sevdiği kadın için bir o kadar merhametli; her şeyi feda edebilecek, kuvvetli, yeri geldiğinde romantik, cinsel açıdan tatmin edici, sahiplenici ve koruyucu erkek idealize ediliyor. Ancak esere baktığımızda Heathcliff daha çok vahşi hayvanları andıran görünümü ve kaba oluşuyla öne çıkıyor. Çevresi tarafından sık sık Şeytan diye bahsedilir, Heathcliff ise kendisine yapılan benzetmeleri reddetmez, aksine özellik hâline getirir ve benimser. “Sana söylüyorum, beni kızdırayım deme, yoksa şeytana benim hatırım için senin bedenini ortadan kaldırmasını söylerim” (Brontë, 2025: s.23). Hizmetçileri korkutur, kimse onunla iletişim kurmak istemez, kendi oğlu bile ondan nefret eder ve korkar.

Heathcliff karakteriyle alakalı bir önemli noktada istediğini elde edebilmek adına ne kadar ileri gidebildiğidir. Hedefe giden yolda her şeyi mubah gördüğü için önüne çıkan herkesi ve her engeli ateşe atacak kapasitededir. Onun bu karakter gelişiminde kölelik hayatında yaşadığı zor şartlar ve gördüğü muamelenin etkili olduğu çıkarımı yapılabilir. Sert ve vahşi mizacı yalnızca Catherine için yumuşar, ancak onunla olan ilişkisi bile geçimsiz ve toksik olarak tanımlanır. Birbirine ne kadar değer verseler de şiddetli iletişimsizlik ve anlaşmazlıklarla dolu bir ilişkileri vardır. Heathcliff inatçı, kaba ve geçimsizdir, özünü değiştiremez. “Sen de Şeytan gibi, çevrendekilere çektirmedikçe rahat edemezsin” (Brontë, 2025: s.139). Catherine onu olduğu gibi kabul etmesine karşılık yine de anlaşmazlıkları sonu gelmez şekilde devam eder. Bu ikilinin ilişkisi kitabın ilk yarısının merkezinde yer alırken ikinci yarı Catherine’in ölümünden itibaren başlar ve Heathcliff ve Catherine’in çocuklarının hayatına odaklanır. Ancak filmin ikilinin hikâyesine odaklandığını ve ikinci jenerasyonu dahil etmediğini görüyoruz. Yapım tamamıyla Heathcliff ve Catherine’in ilişkisi üzerine şekillenmiş. Eserdeki bazı karakterlerin filme dahil edilmediği de gözümüzden kaçmadı.

Peki bu değişiklikler anlatılan hikâyeyi zayıflatır mı, yoksa modern izleyiciye daha uygun hâle mi gelir?

Fennell’ın “Uğultulu Tepeler”i

Film Emerald Fennell’in “Uğultulu Tepeleri” olarak tanıtılıyor. Fennell’ın 2026 uyarlaması klasik romanı modern bir bakışla ekrana taşıyor. Yani yönetmenin ve yapımcının kendi versiyonunu izlediğimiz konusunda insanları bilgilendiriyor aslında. Bu bilgi aynı zamanda orijinal eserlerle yapım arasındaki karşılaştırmaların farkında olup yapılacak eleştirilerin bilgi dahilinde yapılması gerektiğini de belirtiyor.

Kostümler yapımın oldukça büyük bir parçası. Sosyal medyada göz alıcı ve çoğu zaman modern görünümlü elbiselerin dönemi yansıtmadığına dair eleştiriler yapıldı. Buna karşılık tasarımcılar ve kostüm ekibinin yorumu kıyafetlerin dönem kıyafetlerinden çok “hayal edilen dönem kıyafetleri” olduğu yönde. Aslında yapımın yüzde yüz dönemi yansıtma zorunluluğu olmadığı ve hayal ürünü detayların ortaya çıkan eseri süslediği anlaşılabilir. Günümüzde “sanat” tarafında yapılan çalışmalar keskin sınırlara sahip olmayabiliyor. Bu sınırlar hayal gücüne göre genişletilebilir, sanatçının elinde eğilip bükülebilir, keza sanat nesnel olmak zorunda değildir.

Gotik aşk modern sinema dilinde: Toksik ilişkiler romantize edilebilir mi?

Karakterlerin yaşı, ırkı ve hikâyenin temel motifleri değiştirilirken hikâyenin ruhu ve orjinal çatışmaların kaybolup kaybolmadığı da mühim bir mesele. Yönetmen ve senaristler burada önemli bir role sahip. Oyuncu seçimlerinden diyaloglara; mekân, kostüm, saç stili, atmosfer, müzikler, tema hepsi birer bütün oluşturuyor. Bu yapım için oldukça karanlık ve gotik temalara sahip olduğunu belirtebiliriz. Kullanılan müzikler ve atmosfer oldukça boğucu ve depresif. Heathcliff ve Catherine’in ilişkisi düşünüldüğünde gerilim ve bunalım teması hâkim, bir yandan Catherine’nin evli bir kadın olması bu ilişkiyi “yasak” da kılıyor. Gizli gizli buluşmalar, çiftin birbirine “yasak ve imkânsız” oluşu gerilimi ve cinsel tansiyonu arttırıyor.

Günümüz romantik yapımlarına baktığımızda “yasak aşk” temasının sıkça işlendiğini görüyoruz. Bu temanın insanların ilgisini daha çok çektiğine dair bir fikriyat söz konusu, keza daha çok reyting alan yapımlara baktığımızda aldatma ve cinselliğin ön planda oluşuyla karşılaşabiliriz. Bir şey “yasak” olduğunda, ona duyulan ilgi ve heyecanın daha fazla olacağı anlayışı; çok eşlilik, yasak aşk ve aldatma gibi konuların, toplumsal değer çatışmalarının kadın karakterler üzerinden sunulduğu bir anlayış mevcut. Yapım bu temayı izleyiciye Catherine karakteri üzerinden veriyor.

“Uğultulu Tepeler” eseri, aşkı daha çok saplantı, takıntı ve yıkım temaları üzerinden işliyor. Aşkın yıkıcı gücü, karasevda hâli Heathcliff ve Catherine’nin ilişkisini tanımlıyor. Brontë, sınıf farklılıklarını, kadının toplumdaki rolünü ve erkeğin üstünlüğü algısını bolca coğrafik betimlemelerle eserinde yazmış. Günümüzde hâlen eşsiz olan eser, uyarlamalarıyla özgünlüğünü ve kültürel aktarımını sürdürmekte. 

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...