08 Haziran 2026

Toplumun gizli hafızası: Grimm’den La Fontaine’e masallar

Cadılar, kurtlar ve karanlık ormanlar yalnızca hayal gücünün ürünü değil; toplumların korkularını, iktidar ilişkilerini ve tarihsel travmalarını taşıyan kültürel kodlardır. Grimm’den La Fontaine’e uzanan anlatılar, masalların çocuk hikâyelerinden çok daha fazlası olduğunu gösteriyor.

Masallar, çocukluğun masum ve renkli dünyasına ait basit hayal ürünleri olarak görülme eğiliminde olsa da gerçek çok daha derinlerde gizlidir; mitlerden, dönemin ve geçmişin izlerinden, kültürden izler taşır. Bir çocuk uyumadan önce duyduğu masalda kurtlar, cadılar ve karanlık ormanlarla karşılaşır. Hâlbuki masallar ve mitler, her toplumun kültürel ve sosyolojik yapısına ve ihtiyaçlarına göre şekillenir. Bunlar, toplumun kültürel tarihini canlı tutmak ve geçmişle bağlantıda kalmak için kullanılan araçlardır. Her bölge; dinine, yaşam koşullarına, rejimine ve insan yapısına uygun olarak kendi karakterlerini şekillendirir. Bu nedenle doğudan batıya, güneyden kuzeye bütün coğrafyalardaki masallar, kültürlerin arka bahçesine bakan kaynaklardır. Hatta yüzyıllar boyunca sözlü kültür aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılan birer haritadır; toplumların neleri tehlikeli bulduğunu, hangi normları koruduğunu ve ne tür sapmaları cezalandırdığını anlatan gizlenmiş belgelerdir.

Nereden çıktı bu masallar?

Bütün masallar doğdukları toplumun kültürel kodlarını bünyesinde barındırsa da evrensel bir iskelet üzerine kuruludur. Kahramanın evden ayrılması, bir tehlikeyle karşılaşması, yardımcı bir figür bulması ve sonunda düzeni yeniden sağlaması... Bu tekrarlayan yapı, masalların rastlantısal birer anlatı olmadığını, aksine toplumsal normları aktarmak için bilinçli ya da bilinçdışı olarak kurgulanmış sistemler olduğunu düşündürmektedir. Modernleşme öncesi Avrupa toplumunu anlarsak peri masallarının ve mitlerin anlamını görebiliriz: O dönem Avrupa’da toplumda sınıf ayrılıkları ve ekonomik uçurumlar vardı. Kral, kilise ve soylular lüks içinde yaşarken, köylü onlar için çalışmak zorundaydı. Ailenin tamamı, çocuklarıyla birlikte yaşamak için çalışmak mecburiyetindeydi. Yoksulluk ve soğuk nedeniyle tüm aile birlikte uyurdu, yoksulluk nedeniyle toplumda suç oranları da yüksekti. Çocuklar suç, cinsel travma, çalışma ihtiyacı gibi nedenlerle ergenlik çağına gelmeden yetişkin oluyorlar. İşte bu noktada masallar devreye giriyor, onlara hayattan öğrenecekleri dersleri gösteriyordu.

Masum birer fantezi gibi sunulan bu metinlerin alt katmanlarında, insan davranışlarını şekillendirmeye yönelik güçlü sosyolojik ve psikolojik kodlar yer alıyordu. Grimm Kardeşler’in 19. yüzyılda Alman köylülerinden derlediği masallar, Orta Çağ ve Erken Modern Dönem Avrupası’nın acı gerçekleriyle doludur. “Hansel ve Gretel” masalı, bu bağlamın en çarpıcı örneklerinden biridir. Yüzeyde, kaybolan iki kardeşin bir cadıyı alt etme hikâyesi gibi görünen masal, özünde 14. yüzyılda Avrupa’yı kasıp kavuran Büyük Kıtlık’ın ve onu takip eden yüzyıllardaki gıda krizlerinin şifreli bir kaydıdır. Masal sınırsız gıdaya ulaşma arzusu, bu arzunun peşine düşmenin ölümcül bir tuzağa dönüşebileceği uyarısıyla iç içe geçer. Açlık, terk edilme ve hayatta kalma mücadelesi gibi en ilkel korkuları somutlaştıran bir toplumsal günlüktür.

Masallardaki korku unsurları, özellikle kadın bedeni üzerindeki toplumsal denetim mekanizmalarını görünür kılar. “Kırmızı Başlıklı Kız”, bu bağlamda katmanlı bir uyarı metnidir. Charles Perrault’nun 1697 tarihli versiyonunda masal, genç kızın kurt tarafından yenmesiyle sona erer ve herhangi bir kurtuluş sunmaz. Perrault, masalın sonuna açıkça bir ahlak dersi ekler: “Kibar kurtlar en tehlikeli olanlardır.” Bu versiyon, kadınları baştan çıkarıcı yabancı erkeklere karşı uyarır ve masumiyetin ya da saflığın ölümle sonuçlanabileceğini ima ederek, dönemin katı namus anlayışını dayatır. “Külkedisi” masalının Grimm versiyonundaki en rahatsız edici detaylardan biri, üvey kız kardeşlerin cam ayakkabıya ayaklarını sığdırabilmek için ayak parmaklarını ve topuklarını kesmeleridir. Bu tüyler ürpertici sahne; bir sadizm gösterisinden ziyade, feodal toplum yapısındaki sınıf atlama arzusunun ve bu arzunun doğurduğu çaresizliğin metaforik bir cezasıdır.

La Fontaine ise 17. yüzyıl Fransası’nda, Kral XIV. Louis döneminin siyasi gerilimlerini ve saray hiyerarşisini evcil hayvan figürlerine büründürerek anlatan fabllarıyla bambaşka bir gelenek oluşturur. Antik Yunan'dan Ezop’tan devşirilen bu fabllar, hayvan kılığında konuşan güçlüler ve zayıflar aracılığıyla toplumsal düzeni hem eleştiriyor hem de meşrulaştırıyordu. “Kurt ve Kuzu” fablı, güçlü olanın her zaman haklı çıktığını basit bir hayvan hikâyesi üzerinden anlatır. Kurdun kuzuyu suyu bulandırmak gibi uydurma bir bahaneyle yemesi, 17. yüzyıl Fransız mutlak monarşisinde, soyluların ve kralın keyfi gücünün alt sınıflar üzerinde yarattığı varoluşsal terörün bir alegorisidir. Burada korku, bir canavardan değil, adaletsizliğin ve güçsüzlüğün yarattığı kaçınılmaz sonun bilgisinden kaynaklanır.

“Ağustos Böceği ile Karınca” ise çalışma etiğini yüceltirken, yoksulluk ve açlık korkusunu tembelliğin doğrudan bir cezası olarak sunar. La Fontaine, insan davranışlarını şekillendirmek için karanlık ormanlara veya cadılara ihtiyaç duymaz; toplumsal yaşamın içindeki eşitsizlik, iktidar ve geçim derdi gibi sistematik korku kaynaklarını kullanarak, bireye toplumdaki yerini ve bu yerden sapmanın sonuçlarını hatırlatır. "Yargıç, Hastabakıcı ve Münzevi" gibi fabl örneklerinde, kamusal hayatta adaleti aramanın beyhudeliğini vurgular. Bu bağlamda fabllar, sadece çocuklara ahlak dersi veren basit masallar değil; mutlakiyetçi bir rejimin altında ezilen tebaanın hayatta kalma rehberi, politik direniş ve korunma broşürleridir. 

İdeolojik koşullandırma aygıtı olarak masallar

Masalların toplumsal işlevini yalnızca bireysel psikoloji üzerinden okumak, onların arkasındaki sınıfsal ve politik iktidar ağlarını görünmez kılar. Jack Zipes, masalları egemen sınıfın ideolojisini kitlelere empoze eden, onları mevcut sosyo-ekonomik sisteme uyumlu hâle getiren kurumsallaşmış sosyalizasyon araçları olarak tanımlar. Zipes’e göre edebî masal türü, burjuvazinin yükselişi ve sanayileşmeyle birlikte, çocukları kapitalist iş bölümüne hazırlamak, mülkiyet ilişkilerini kutsamak ve sınıfsal statükoyu korumak amacıyla tasarlanır.

Masallarda sıkça işlenen "kaderine razı olma, sabretme, çok çalışma ve nihayetinde bir asilzadeyle evlenerek sınıfsal hareketlilik kazanma" motifi, kitlelerin sınıfsal sömürüye karşı başkaldırmasını engelleyen ahlaki bir uyuşturucu işlevi görür. Bu ideolojik kontrolün en somut tarihsel örneklerinden biri eski Sovyetler Birliği'nde yaşanmıştır. Sovyet rejimi, masalların içindeki "sihirli dileklerin gerçekleşmesi" motifinin, bireyleri devrimci mücadeleden ve rasyonel emek süreçlerinden uzaklaştırıp kaderci bir tembelliğe sürükleyeceğini öngörür.  Bu nedenle devlet ideolojisi doğrultusunda masallar üzerinde sansür uygulanır ve bu metinlerin özgürleştirici, altüst edici potansiyelini bastırmak için özel anlatı stratejileri geliştirilerek edebiyat tamamen komünist öğretiye tabi kılınır.

Korku masalları, aynı zamanda tarihsel travmaların kuşaklar boyu aktarılmasını sağlayan birer hafıza aracıdır. “Mavi Sakal” masalındaki kanlı oda, bir yandan kadınlara itaati öğütleyen bir uyarıyken, diğer yandan 15. yüzyıl Fransası’nda yaşamış ve yüzlerce çocuğu öldürmüş olan seri katil Gilles de Rais’in toplumsal hafızadaki izlerini taşıyor olabilir. Veba salgınları, savaşlar ve yaygın çocuk ölümleri gibi konuşulması zor gerçekler, sembolik bir dille kodlanarak kültürel DNA’ya işlenir. Ormanda kaybolma korkusu, gerçekte ormanın kıyısındaki köyler için hayati bir tehdit olan kurt sürüleri veya yağmacı askerlerle ilgili olabilir. “Fareli Köyün Kavalcısı” masalındaki çocukların topluca kaybolması motifi, kimi tarihçilere göre 13. yüzyılda Doğu Avrupa’ya yapılan kitlesel göçleri veya bir salgın hastalığı sembolize eder. Diğer bir anlatıda ise “Fareli Köyün Kavalcısı” 26 Haziran 1284 tarihli trajik bir olaya dayandığı düşünülür. Almanya'nın Aşağı Saksonya eyaletindeki Hamelin kasabası; efsaneye göre Fareli Köyün Kavalcısı'nın çocukları peşine takıp gözden kaybolduğu tarihî sokaktır. Kasaba kayıtlarında 130 çocuğun aniden ortadan kaybolduğu veya şehri terk ettiği yazar. Günümüzde Hamelin'i ziyaret edenler, üzerinde altın rengi fare işlemeleri ve ikonik ahşap evlerin bulunduğu bu sokakta kentin gizemli tarihine tanıklık edebilir.

Masallar, yalnızca eğlenceli birer çocuk anlatısı değildir. Grimm Kardeşlerin ormanlarından La Fontaine’in hayvan fabllarına uzanan geniş bir coğrafyada, bu anlatılar toplumun korkularını, iktidar ilişkilerini, sınıf dinamiklerini ve toplumsal cinsiyete dayalı önyargılarını kuşaktan kuşağa aktaran karmaşık ideolojik araçlardır.  Masalların gücü, çağdaş kültürde hâlâ son derece canlıdır. Toplumsal korku haritaları değişir ama masalların işlevi değişmez. Günümüzün popüler kültüründeki distopik anlatılar, süper kahraman hikâyeleri ve korku filmleri de aynı işlevi üstlenir: toplumun dışarısı olarak tanımladığı şeyi cezalandırmak, içerisi olarak tanımladığını ise ödüllendirip korumak. İklim kâbusu, teknoloji korkusu, ötekileştirme... Bunların hepsi modern toplumun yeni korkularıdır ve bu korkular, her çağın kendi masallarına yansımaya devam eder.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...