"IT: Welcome to Derry": Gölgelerin mirası
"IT: Welcome to Derry, bir korku dizisinin ötesinde tarihin bastırılmış gerçekleriyle yüzleşmenin yolculuğu... Derry'nin karanlık sokaklarında, palyaço kılığındaki canavardan çok daha tehlikeli bir gerçek gizli: İnsanın kendi karanlığı…
"Tüm bu korkuların ötesinde, en büyük korku yok olma korkusudur."
IT: Welcome to Derry, korku türünü basit bir "sıçratma" mekanizması olmaktan çıkarıp, varoluşun temel sorularına uzanan felsefi bir zemine taşıyor. Pennywise sadece bir palyaço değil, "yokluk" ve "anlamsızlık" ile yüzleşmenin tecessüm etmiş hâli. Dizinin temel felsefi sorusu şudur: Gerçek korku, fiziksel yok oluş mu yoksa tarihin ve hafızanın sessizliğe gömülmesi mi?
Burada, Martin Heidegger'in Varlık ve Zaman'da ortaya koyduğu "kaygı" (Angst) kavramı devreye girer. Heidegger'e göre kaygı, belirli bir şeyden değil, "dünyada-var-olma"nın ta kendisinden duyulan, nedensiz bir korkudur. Pennywise tam da bu varoluşsal boşluğun tezahürüdür - somut formu yoktur, her izleyicinin en derin korkusuna göre şekil değiştirir. Dizide Bob Gray olarak insanlaştırılması bile bu ontolojik korkuyu hafifletmez, aksine "insan olmanın" bile anlamını sorgulatır.
"Her kültür hazinesi, aynı zamanda bir barbarlık belgesidir." - Walter Benjamin
Dizinin 1962'ye odaklanması ve "The Black Spot" trajedisini merkeze alması, Walter Benjamin'in tarih felsefesini hatırlatır. Benjamin'in "Tarih Meleği" metaforunda, melek geçmişe dönük bakar ve yıkımın, felaketlerin sürekli biriktiğini görür. Welcome to Derry, tam da bu birikmiş tarihsel şiddetin üzerine oturur.
Derry kasabası, Benjamin'in deyimiyle "homojen ve boş zaman" içinde ilerleyen resmi tarihin değil, ezilenlerin, mağdurların, yakılan siyahi askerlerin "şimdi-zaman"ının (Jetztzeit) mekanıdır. Pennywise'ın 27 yıllık döngülerle uyanması, tarihin lineer ilerlemediğini, bastırılan travmaların sürekli geri döndüğünü gösterir. Bu, Freud'un "tekrarlama zorlantısı" ile Benjamin'in "tarihin alarm saati" kavramlarının korku sinemasındaki mükemmel sentezidir.
Ayna ve öteki
"Canavar, Öteki'nin yüzüdür."
Jacques Lacan'ın ayna evresi ve Öteki kavramları, dizinin ırkçılık temasını analiz etmek için mükemmel bir çerçeve sunar. Lacan'a göre benliğimiz, kendimizi "Öteki"nin bakışında gördüğümüzde oluşur. Welcome to Derry'de, Derry kasabasının beyaz sakinleri için siyahi Hanlon ailesi, tam da bu rahatsız edici "Öteki"yi temsil eder.
Dizideki ırkçı şiddet, bu Öteki'ni yok ederek kendi kimliğini sağlamlaştırma çabasından başka bir şey değildir. Pennywise'ın şekil değiştirme yeteneği ise, "Gerçek" (the Real) kavramına işaret eder - sembolik düzenin kuramadığı, isimlendiremediği, bu nedenle korkutucu olan şey. Irkçılık da tam olarak budur: Öteki'ni sembolik düzende konumlandıramama, onu "Gerçek"in tehditkarlığıyla ilişkilendirme.
"Cehennem başkalarıdır." - Jean-Paul Sartre
Sartre'ın varoluşçu felsefesi, dizinin karakter gelişimlerinde kendini gösterir. Hanlon ailesinin Derry'de karşılaştığı ırkçılık, tam da Sartre'ın "cehennem başkalarıdır" sözünün tezahürüdür. Ötekinin bakışı bizi nesneleştirir, özgürlüğümüzü kısıtlar.
Ancak dizi, aynı zamanda Sartre'ın "kötü niyet" (mauvaise foi) kavramını da işler. Derry sakinlerinin ırkçılıklarını "gelenek", "doğal düzen" veya "tanrının buyruğu" gibi kaderci açıklamalarla meşrulaştırması, tam anlamıyla kötü niyet örnekleridir. Bu, insanın özgür seçimlerinden kaçmak için kendini rollere, kalıplara hapsetmesidir. Pennywise'ın kurbanlarını korkularına göre şekillenerek avlaması da benzer bir dinamiktir: Kurbanlar, korkularının "kaderleri" olduğuna inanarak özgür iradelerini teslim ederler.
Levinas ve "Öteki'nin Yüzü"
"Öteki'nin yüzü bana 'öldürme' der." - Emmanuel Levinas
Emmanuel Levinas'ın etik felsefesi, Welcome to Derry'yi okumak için radikal bir lens sunar. Levinas'a göre etik, Öteki'nin yüzüyle karşılaşmamızla başlar. Bu yüz bize mutlak bir sorumluluk yükler. Dizideki asıl trajedi, Derry sakinlerinin bu etik sorumluluğu reddetmesidir.
Hanlon ailesinin yüzleri, Derry'lilere "biz de insanız" der ama kasaba halkı bu çağrıyı duymaz. Levinas'ın terminolojisiyle, "Öteki'ni öldürmek" sadece fiziksel değil, onun farklılığını, benzersizliğini inkardır. Pennywise'ın kurbanlarını yok etmesi ile ırkçı şiddetin insanlığı inkâr etmesi arasında Levinasçı bir paralellik vardır: Her ikisi de Öteki'ni yok saymanın, onunla diyalog kurmamanın sonucudur.
"Toplama kampı, modern siyasetin biyopolitik paradigmasıdır." - Giorgio Agamben
Giorgio Agamben'in "çıplak hayat" (bare life) ve "istisna hâli" kavramları, Welcome to Derry'nin politik boyutunu anlamak için kritiktir. Agamben, modern devletin iktidarını, insanları "siyasal varlıklar" olmaktan çıkarıp, korunmasız "çıplak hayatlar" hâline getirme kapasitesinde görür.
Derry kasabası, tam anlamıyla bir "istisna alanı"dır. Yasaların askıya alındığı, ırkçı şiddetin olağanlaştığı, insanların (özellikle siyahilerin) "çıplak hayata" indirgendiği bir mekân. Pennywise'ın varlığı bu istisna hâlinin doğaüstü teyididir. Kasaba, Agamben'in deyimiyle "içerme dışlama" mekanizmasıyla işler: Bazılarını (beyazları) korurken, diğerlerini (siyahileri, "ötekileri") şiddete açık hâle getirir.
"Kaygı, özgürlüğün baş dönmesidir." - Søren Kierkegaard
Danimarkalı filozof Kierkegaard'ın kaygı (angest) kavramı, dizinin psikolojik derinliğini anlamak için anahtardır. Kierkegaard'a göre kaygı, insanın özgürlüğünün ve sonsuz olasılıklarının farkına varmasından doğan bir baş dönmesidir. Bu, sadece korku değil, aynı zamanda bir heyecan, bir çekimdir.
Welcome to Derry'deki çocuk karakterlerin Pennywise'la yüzleşmesi, tam da bu diyalektiği yansıtır. Korku, onlar için bir tehditten öte büyümenin, özgürleşmenin, "kaybeden" olmaktan çıkmanın aracıdır. Kierkegaard'ın "iman sıçraması" gibi, onlar da korkunun içine sıçrayarak kendilerini gerçekleştirirler. Bu, varoluşçu psikoterapinin temel ilkesidir: Korkuyla yüzleşmek, onun ötesine geçmenin tek yoludur.
Korkunun estetiği
"Yüce, hoş olmayanın sınırında duran hoşnut edicidir." - Immanuel Kant
On sekizinci yüzyıl felsefesinde gelişen "yüce" (sublime) kavramı, korku estetiğini anlamak için temeldir. Edmund Burke ve Immanuel Kant, yüceyi - doğanın devasa gücü, uçurumlar, fırtınalar karşısında duyduğumuz, hazla acı arasındaki duygu - olarak tanımlar.
Welcome to Derry, bu "yüce" deneyimini yeniden yorumlar. Artık yüce sadece doğanın değil, tarihin, toplumsal şiddetin, sistemik kötülüğün karşısında duyulan bir duygudur. Dizinin görsel dili - geniş planlarla gösterilen kasvetli Derry, Pennywise'ın devasa hallüsinasyon formları - tam da bu modern yüceyi temsil eder. İzleyici, bu görüntüler karşısında hem korkar hem de büyülenir; bu, Kant'ın deyimiyle "aklın, duyuların üstesinden gelme zaferi"nin simülasyonudur.
"Unutmaya hakkımız var mı?" - Paul Ricoeur
Fransız filozof Paul Ricoeur'ün bellek ve unutuş üzerine çalışmaları, dizinin tematik omurgasını oluşturur. Ricoeur, unutmanın iki yüzü olduğunu söyler: Terapötik (iyileştirici) unutuş ve suç ortaklığına dayanan unutuş.
Derry kasabası, ikinci tür unutuşun kurbanıdır. "The Black Spot" yangını kasabanın kolektif hafızasından silinmeye çalışılmış, ancak - Ricoeur'ün de belirttiği gibi - "bastırılan geri döner." Pennywise, tam da bu bastırılmış kolektif suçun tezahürüdür. Dizi, Ricoeur'ün sorusunu yeniden sorar: Tarihle yüzleşmeden, adaletsizlikleri itiraf etmeden iyileşmek mümkün müdür? Cevap dizide açıktır: Hayır. Unutulan her şey, daha korkunç bir formla geri döner.
IT: Welcome to Derry, korkuyu basit bir eğlence formundan çıkarıp, modernitenin felsefi ve politik sorunlarını teşhis eden bir araca dönüştürür. Dizi bize şunu gösterir:
- Korku ontolojiktir: Varoluşun anlamsızlığıyla yüzleşmenin ifadesidir.
- Korku tarihseldir: Geçmişin bastırılmış şiddetinin geri dönüşüdür.
- Korku etiktir: Öteki'ne karşı sorumluluğumuzun inkârının sonucudur.
- Korku politiktir: İktidarın "çıplak hayat" üzerindeki kontrol mekanizmasıdır.
Pennywise bir palyaçodan ziyade modern dünyanın tüm korkularının - varoluşsal, tarihsel, etik, politik - kristalize olmuş hâlidir. Welcome to Derry'ye hoş geldiniz: Burası sadece bir kasaba değil, modern insanın ruh hâlinin haritasıdır.
"En büyük korku, korkunun kendisinden korkmamaktır." Bu dizi, tam da bu korkuyla yüzleşmeyi, onu anlamayı, ve belki de - felsefenin binlerce yıldır yapmaya çalıştığı gibi - onun üstesinden gelmeyi önerir. Karanlık dehlizlerde kaybolmak değil, o dehlizlerde yolunu bulmak için felsefenin meşalesini yakmaktır asıl mesele.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.