“Hostage”: Bir siyasi gerilim anatomisi
“Hostage” dizisi, rehine krizini aşan bir siyasi alegori olarak devlet çıkarı, etik ve güç arasındaki gerilimi sahneye taşıyor. Avrupa’nın kırılganlığını, kadın liderliğin ikilemlerini ve medya manipülasyonunu sorgulayan bu anlatı, uluslararası ilişkiler felsefesine çarpıcı bir ayna sunuyor.
“Devletin kalbi, kriz anlarında atar. O anlarda, liderlerin kararları sadece bugünü değil, geleceği de şekillendirir.” Carl Schmitt’in “olağanüstü hâl” kavramını selamlayarak Netflix’in 2024 yapımı politik gerilim dizisi Hostage’e dair düşüncelerimi ifade etmeye başlayabilirim.
Netflix’in 2024 yapımı politik gerilim dizisi Hostage, bir rehine krizininin ötesinde çağdaş demokrasilerin kırılgan doğasını, liderliğin sınırlarını ve uluslararası ilişkilerdeki etik ikilemleri sahneye taşıyor. İngiltere Başbakanı Abigail Dalton ile Fransa Cumhurbaşkanı Vivienne Toussaint’in kişisel trajedilerle iç içe geçmiş siyasi krizleri, diziyi bir aksiyon anlatısından çok daha fazlası haline getiriyor: Hostage, devletin doğasını, iktidarın sınırlarını ve uluslararası iş birliğinin kırılganlığını sorgulayan bir siyasal alegoriye dönüşüyor.
Dizinin merkezinde, İngiltere liderlerinin eşinin kaçırılmasıyla başlayan bir kriz yer alıyor. Bu olay, klasik uluslararası ilişkiler teorilerinin temel varsayımlarını dramatik bir biçimde sahneye taşıyor. Realist kuramın kurucularından Hans Morgenthau’nun “uluslararası ilişkilerde ahlak değil, çıkar belirleyicidir” tezi (Politics Among Nations, 1948), Abigail Dalton’un kararlarında açıkça gözlemleniyor. Dalton, eşinin hayatı ile ulusal güvenlik arasında sıkışırken, devletin çıkarlarını önceleyen bir lider olarak rasyonel davranmakla, insani duygular arasında gidip geliyor.
Öte yandan, Fransa Cumhurbaşkanı Toussaint’in İngiltere ile iş birliği arayışı, liberal uluslararasıcılığın temel ilkelerini, karşılıklı bağımlılık, kurumların rolü ve iş birliği potansiyeli, yansıtıyor. Ancak bu iş birliği, kriz derinleştikçe yerini güvensizlik ve çıkar çatışmasına bırakıyor. Robert Keohane’in “kurumlar önemlidir, ancak güç hâlâ hüküm sürmektedir” (After Hegemony, 1984) sözü, dizinin ilerleyen bölümlerinde adeta bir kehanet gibi yankılanıyor.
Gücün anatomisi
Hostage, siyaset felsefesinin kadim sorularını günümüzün medya çağında yeniden gündeme getiriyor: Güç nedir? Meşruiyet nasıl kurulur? Etik, siyasetin neresindedir? Hannah Arendt’in “Güç, birlikte hareket etme kapasitesidir” tanımı (The Human Condition, 1958), dizideki liderlerin yalnızlaşmasıyla ters yüz ediliyor. Dalton ve Toussaint, kriz karşısında yalnızlaşan, danışmanlarıyla çatışan ve nihayetinde kendi iç sesleriyle baş başa kalan figürler olarak resmediliyor. Bu yalnızlık, Max Weber’in “karizmatik otorite” kavramını çağrıştırıyor: Kriz anlarında liderin kişisel karizması, rasyonel-bürokratik yapının önüne geçiyor (Politik als Beruf, 1919).
Ancak dizinin asıl çarpıcı yönü, Michel Foucault’nun iktidar analizleriyle kurduğu örtük diyalogda yatıyor. Foucault, iktidarın yalnızca baskı değil, aynı zamanda bilgi üretimi ve denetimle işlediğini savunur (Surveiller et punir, 1975). Hostage’de medya, istihbarat servisleri ve kamuoyu, liderlerin kararlarını şekillendiren görünmez güç ağları olarak karşımıza çıkar. Özellikle İngiliz istihbaratının manipülatif rolü, “güvenlik” adına etik dışı yöntemlerin nasıl meşrulaştırıldığını gösterir.
Dizinin bir diğer güçlü yönü, medya ile siyaset arasındaki simbiyotik ilişkiyi gözler önüne sermesi. Kriz anlarında kamuoyunun yönlendirilmesi, haberlerin manipülasyonu ve liderlerin imaj yönetimi, Jean Baudrillard’ın “hipergerçeklik” kavramını akla getiriyor: “Gerçeklik, simülasyonun gölgesinde silinir” (Simulacres et Simulation, 1981). Abigail Dalton’un basın karşısındaki performansları, gerçeklikten çok, bir anlatının yönetimi üzerine kurulu. İngiliz The Guardian’ın diziye dair değerlendirmesi, bu noktayı şöyle özetliyor: “Hostage adlı eserde gerçek, olan biten değil, olduğuna inanılan şeydir...” Bu bağlamda, dizideki kriz fiziksel bir tehditten öte, bir anlatı savaşıdır. Kim daha inandırıcı bir hikâye kurarsa, kamuoyunu o yönlendirir.
Dizi, Avrupa siyasetinin güncel kırılganlıklarını da yansıtıyor. Brexit sonrası İngiltere’nin Avrupa ile ilişkileri, dizideki diplomatik gerilimlerde kendini gösteriyor. Fransa ile İngiltere arasındaki güven eksikliği, Avrupa Birliği’nin kolektif güvenlik mimarisinin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu ortaya koyuyor. Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung, diziyi “eine düstere Allegorie auf die geopolitischen Spannungen Europas” (Avrupa’daki jeopolitik gerilimlere dair karanlık bir alegorisi) olarak tanımlıyor. Gerçekten de Hostage, Avrupa’nın liderlik krizini, güvenlik politikalarının içe kapanmacı doğasını ve ulus-devletlerin iş birliği sınırlarını sorgulayan bir anlatı sunuyor.
Kadın liderlik ve siyasal temsiliyet
Dizinin iki ana karakterinin de kadın olması, temsiliyetten ziyade liderliğin toplumsal cinsiyetle ilişkisini sorgulamak açısından da önemli. Abigail Dalton ve Vivienne Toussaint, “demir leydi” arketipinin ötesine geçerek, duygusal derinliği olan, çelişkilerle boğuşan ve kararlarının bedelini taşıyan figürler olarak çiziliyor.
İspanyol El País, bu durumu şöyle yorumluyor: “Hostage no solo muestra a mujeres en el poder, sino que cuestiona qué significa ejercer ese poder en un mundo dominado por hombres.” (Hostage, yalnızca kadınları iktidarda göstermiyor, aynı zamanda erkek egemen bir dünyada bu gücü kullanmanın ne anlama geldiğini sorguluyor.) Bu bağlamda dizi, feminizm ile siyaset felsefesi arasında da bir köprü kuruyor. Simone de Beauvoir’ın “Kadın doğulmaz, kadın olunur” sözünü hatırlatırcasına, liderlik de doğuştan gelen bir özellik değil, kriz anlarında inşa edilen bir kimlik olarak resmediliyor.
Hostage, bir siyasi gerilim dizisinin ötesinde çağdaş siyasal düzenin, uluslararası ilişkilerin ve liderliğin doğasına dair bir düşünce egzersizi. Devletin çıkarı ile bireyin hakları, etik ile strateji, iş birliği ile çıkar çatışması arasındaki gerilimleri sahneye taşıyan bu anlatı, izleyicisini yalnızca heyecanlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda düşündürüyor.
Fransız Le Monde’un ifadesiyle: “Dans Hostage, le pouvoir est un labyrinthe moral où chaque sortie est une trahison.” (Hostage’da iktidar, her çıkışın bir ihanete dönüştüğü ahlaki bir labirenttir.) Bu labirentin içinde yönümüzü bulmak için yalnızca pusulaya değil, vicdana da ihtiyacımız var.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.