08 Şubat 2026

Fotoğrafın hikâyesi: Postacı

Nebraska’nın düzlüklerinden LIFE dergisinin efsanevi sayfalarına, oradan Nevşehirli bir postacının eşsiz portresinde saklı kalan; deklanşör sesi ve ışıkla örülmüş zamansız bir fotoğrafın hikâyesine davetlisiniz.

Bill Ray, fotoğrafçılık kariyeri boyunca iyi bir kompozisyon peşinde olmaktan ziyade, hayatın ışıkla savrulan anlarını birer sanat eserine dönüştüren eşsiz bir anlatıcıydı. Marilyn Monroe’nun fısıltısından Vietnam’ın barut dumanına, Hells Angels’ın isyanından Prag sokaklarındaki tankların yok edici gücüne kadar her şeye tanıklık etti. Ancak onun hikâyesini bizim için eşsiz kılan, dünya starlarını veya savaşları belgelemesi değil; 1969 yılının bir öğle sıcağında, Nevşehir’de bir lokanta masasında oturan bir postacının gözlerindeki o derin Anadolu bilgeliğini keşfetmesiydi:

Bill Ray

Bill Ray’in hikâyesi, deklanşör sesinin yaşamın içinde bir melodiye dönüştüğü, vizörden bakmanın ise dünyayı yeniden kurgulamak olduğu o altın çağın öyküsüdür. 1936’da Nebraska’nın uçsuz bucaksız düzlüklerinde doğan Bill, Shelby Köyü’nde büyürken henüz 11 yaşında annesinin teşvikiyle ilk fotoğraf makinesini küçücük elleri arasında tuttuğunda yalnızca anları değil, zamanın hızla akıp gitmekte olan ruhunu hapsedeceğinin farkında değildi. Bill, 12 yaşında hediye edilen körüklü bir Speed Graphic orta format kamerayla fotoğrafçılık sanatını geliştirmeye başlamıştı. Omaha Fotoğraf Kulübü toplantılarına katılabilmesi için ailesiyle birlikte haftada bir kez uzun bir yol kat ederdi. 16 yaşında yerel bir gazetede memleketinde duracak son yolcu trenini çektiği bir kare yayımlandı. Bill’in gazetecilik kariyeri bu kareyle başladı. 17 yaşında, lise eğitimini tamamlayıp Lincoln Jurnal’de gazeteci olarak çalışmaya başladı. Burada çalıştığı sürede çektiği başarılı fotoğraflardan biri olan “Büyük Karar” isimli fotoğraf ülke çapında 600 gazetede tekrar tekrar yayımlandı. Aynı yıl United Press International’ın Chicago ofisinde işe başladı.

1958 yılında Minneapolis Star and Tribune’da kısa süreliğine çalıştıktan sonra National Geographic’ten gelen iş teklifini reddederek LIFE dergisinde serbest çalışmak için New York’a taşındığı sırada sadece 22 yaşındaydı.

Bill Ray, kariyerinin henüz başındayken bile zorlu anların peşindeydi. Greenwich Village’ın dumanlı atmosferinde cazın efsanevi basçısı Charles Mingus’u kadrajına alırken, müziğin ruhunu siyah-beyaz karelerde kaydetmeyi başarmıştı. Hemen ardından, dünya daha ne olduğunu anlamadan bir fenomen hâline gelen Elvis Presley’i, Amerikan ordusunda er olarak Almanya yolculuğuna çıkmadan hemen önceki o endişeli ve gergin bekleyişiyle ölümsüzleştirdi. Ray’in kamerası sadece hoş anları değil, trajedilere de tanıklık etti. Bir yıl sonra, büyük bir rüşvet skandalının gölgesinde kariyeri sarsılan efsanevi disk jokey Alan Freed’in son televizyon şovunda, bir dönemin kapanışını kaydetti.

1962 yılı ise Bill Ray’in kariyerinde zirve noktalarından biri oldu. Madison Square Garden’ın loş ışıkları altında, Marilyn Monroe meşhur elbisesiyle podyuma adım attığında, Bill Ray oradaydı. Monroe’nun John F. Kennedy’nin 45. doğum günü için fısıltıyla söylediği o unutulmaz şarkı, Bill’in deklanşör sesinin ritmiyle birleşerek tarihin en unutulmaz anlarından biri hâline geldi.

1963’te New York’un karmaşasını geride bırakan Bill Ray, LIFE dergisinin bu kez Beverly Hills ofisinde kadrolu fotoğrafçı olarak yeni bir sayfa açtı. Batı Yakası’nın ışıltısı onu hemen içine çekti; iki ay boyunca aktris Natalie Wood’un dünyasına konuk oldu, onun her hâlini büyük bir titizlikle belgeledi.

Bill Ray’in objektifini batıdan, okyanusun ötesine çevirerek Japonya’nın elektronik devriminin mimarı, Konosuke Matsushita’nın hayatını konu alan derinlikli bir fotoğraf denemesi hazırladı. Bu çalışma, Ray’in bir magazin fotoğrafçısı olmasının yanında toplumların kaderine yön veren liderlerin de portresini okuyan bir belgesel uzmanı olduğunu kanıtladı.

1965 yılı, Bill Ray için Asya’nın uçsuz bucaksız gerilim hattına bir yolculuk demekti. LIFE dergisi onu Vietnam’ın balta girmemiş ormanlarına ve Tibet ile Sikkim arasındaki sarp sınır hatlarına gönderdi. Ağustos ayında derginin kapağını süsleyen o dehşet verici karede; bir kruvazörün devasa topları Vietkong mevzilerini dövüyor, mermiler gökyüzünü yırtıyordu. Ray, uçak gemilerindeki denizcilerin 2.000 poundluk devasa bombaları taşıdığı o anları ve mürettebatın şüpheli balıkçı teknelerini incelediği o gergin bekleyişleri en çıplak hâliyle belgeledi. Aynı yılın Ekim ayında ise dünyanın bir başka ucunda, Hindistan’ın Sikkim eyaletinde, karlı zirvelerinde devriye gezen Çin Kızıl Ordusu askerlerinin peşindeydi.

Bill Ray, savaşın cephenin arkasında kalan, insanların evlerinde bıraktığı o ağır hasarı da gördü. 1966’da Ohio’nun küçük bir kasabasında hazırladığı fotoğraf denemesi, Amerikan toplumunun içine düştüğü derin şüphenin bir aynasıydı. Bir yanda çatışmada hayatını kaybeden gencecik bir deniz piyadesinin askeri cenaze töreni, diğer yanda ise evlerinde Başkan Lyndon Johnson’ın televizyondaki iyimser açıklamalarını dinleyen altı farklı aile... Ray, bu ailelerin yüzlerindeki o buruk ifadeyi yakalayarak, halkın "iyimser değerlendirmelere” olan inancını nasıl kaybettiğini kelimelere gerek duymadan anlattı.

Bill Ray’in tanıklığı sadece Vietnam ile sınırlı kalmadı. Los Angeles’ın Watts bölgesindeki şiddetli isyanların küllerinden geçerek 1968’de "Prag Baharı"nın hüzünlü sonuna şahitlik etmek üzere Çekoslovakya’ya gitti. Sovyet tankları Prag sokaklarına girdiğinde, Bill Ray oradaydı. O’nun objektifine yansıyan karelerde, kısa süren bir özgürlük rüyasının yerine ihanet ve işgal vardı. Liderleri tarafından silahsız kalmaları istenen ama bayraklarına sarılarak işgalci tanklara karşı büyük bir dirençle karşı koyan Çek halkının "meydan okuyan çaresizliği", Bill Ray’in çift sayfalık yayınlanan fotoğraflarıyla tüm dünyaya duyuruldu.

1967’de Ingrid Bergman’ın Broadway hazırlıklarını altı sayfalık dev bir dosya ve kapak fotoğrafıyla taçlandırdı. Bir yıl sonra ise dünyanın en çok konuşulan magazin olayının ortasındaydı: Skorpiós Adası’ndaki Kennedy-Onassis düğününü takip eden paparazzilerin arasından sıyrılıp kendi imzasını attı. Ancak hayatın cilvesi, Bill Ray’i bazen en büyük trajedilerin de ortağı yapıyordu. 1969 yılında Sharon Tate ve Roman Polanski’yi çektiği o samimi fotoğraflar, Tate’in vahşi cinayetinden sonra çekilen bir makalede yer alarak, yitip giden bir masumiyetin son izleri hâline geldi.

Bill Ray’i gerçek bir dünya anlatıcısı yapan duraklardan biri de 1969 yılında yolunun Türkiye’ye düştüğü o meşhur Anadolu seyahatiydi:

Postacı

Bill Ray, LIFE dergisi için fotoğraf çektiği dönemde, fotoğraf içerikli bir Türkiye işi yapma fikri oluştu. Turistlerin buraya geldiğine dair anlattıklarından ve hikâyelerden oldukça etkilendi. İlk olarak İstanbul’a geldi, ardından Efes Harabeleri… Daha önce incelediği bir gezi rehberinin sayfaları arasında Kayseri yakınlarında olduğu belirtilen etkileyici yapıların olduğu fotoğraflarla karşılaşmıştı. Bill, buraya giderek, bölgeyi fotografik açıdan değerlendirebileceğini düşündü. O yılların Anadolu’su, henüz modernleşmenin kıyısında, geleneklerin ve sessiz bir tarihsel bir dönüşümün ağır ağır ilerlediği bir coğrafyaydı.

Nevşehir’e ulaştığında bölgede çektiği fotoğraflardan oldukça memnun kalan Bill, öğle yemeği için yerel bir lokantaya uğradı. Yemeğini yedikten sonra tam kalkmak üzereyken karşısına o meşhur kareyi verecek olan Postacı çıktı. Postacı, başında resmî kasketi, üzerinde işine ve kendisine gösterdiği özeni temsil eden şık giyimiyle yemeğini bitirdikten sonra masasında oturmaya devam ediyordu. Tam sigarasını yakmak üzereydi ki Bill Ray ile göz göze geldi. Kadraj muhteşem görünüyordu.

Ray, kamerasını hazırlarken Postacı ile aralarında ortak bir dil olmasa da bakışlarla kurulan derin bir bağ oluştu. Fotoğrafçı, adamın yüzündeki o karakteristik hatlara, güneşin altında kavrulmuş tenine ve en önemlisi gözlerindeki o derin bilgelik ve sükûnetin karıştığı ana odaklandı. Postacı’nın dudakları arasındaki sigara ezeli ve ebedî zamanın akışında geçip giden bir ömrü temsil eder gibi dururken, Bill Ray deklanşöre bastı. Ortaya çıkan spontane kare, Anadolu’da o dönemki emeğin, sabrın ve mektuplarla taşınan umudun bir özetiydi gibiydi.

Postacı ve arkasındaki duvarda asılı olan Atatürk madalyonu, Türkiye tanıtım posteri ve garsonun bakışları her anlamda Anadolu’nun karakteristik derinliğini ve dünyanın hiçbir yerinde eşi benzeri olmayan binlerce yıllık kültürünü bir göz kırpma anında filmin yüzeyine taşıdı.

1969 yılının Eylül ayında çekilen fotoğraf, LIFE’ın 17 Nisan 1970 tarihli sayısında yayınlandı. Nevşehir’in isimsiz postacısı, hayatı boyunca dünyanın en önemli dergilerinden birinde kapak niteliğinde bir poz verdiğinden o gün habersizdi. Bill Ray, sıradan bir öğle yemeğini alıp, onu tarihin akışında kaybolan muhteşem anların sayfalarından kopararak insanlık tarihinin görsel hafızasına dönüştürmüştü.

Fotoğrafta yer alan postacının kimliği uzun yıllar boyunca bir sır olarak kaldı. Fakat Eylül 2019’da yayınlanan BBC News Türkçe sayfasında gazeteci yeğeni Ergün Güven, yazısında asıl isminin Nevşehir'in Kozaklı İlçesi, Buruncuk Köyü’nde yaşayan ve o yıllarda sarı motosikletiyle posta dağıtım memuru olarak geçimini sağlayan Hasan Güven olduğunu açıkladı. Bill Ray ile Nevşehir’ın Kızılırmak kenarına kurulması sebebiyle ismi Sahil Lokantası olan mütevazi bir yerde hayat onları bir araya getirmiş.

Fotoğrafın yayınlanmasından kısa bir süre sonra Hasan Güven’in Almanya’dan dönen bir arkadaşı trende bırakılan LIFE dergisinin 17 Nisan 1970 tarihli sayısıyla karşılaşır. Sayfalarını çevirdiğinde Hasan Güven’i hemen tanıyıp, bu sayıyı kendisine teslim eder. Babasının anlattıklarına göre yeri geldikçe gururla gösterirmiş fotoğrafının yayınlandığı sayıyı. Ergün Güven, yazısında Hasan Güven’in yaşamı boyunca sanata düşkün ve avcılığa meraklı olduğunu da belirtiyor. Ne yazık ki 2011 yılının Kasım ayında Hasan Güven sevenleri tarafından sonsuzluğa uğurlandı.

Robert M. Pirsig, Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı isimli muazzam eserinin bir satırında; “Başka insanların yaşamlarındaki küçük anıların içinden, görünmeden geçiyoruz” der. Oysa tüm dünyanın uzun bir süre mesleğiyle tanıdığı Hasan Güven gerçekten bakmasını bilen yetenekli bir göz tarafından görülmüştü. Belki şık giyiminin altında taşıdığı, sanatla mayalanmış ruhunda çalan ezgiyle…

Bill Ray, isminden bugün fotoğrafçılık dünyasında saygıyla söz edilir. Yaşamı boyunca pek çok başarılı projeye imza attı. 1972 yılında Life dergisi haftalık yayın akışına son verdikten sonra bile bağımsız olarak fotoğrafçılık kariyerini başarıyla sürdürdü. 8 Ocak 2020’de, 83 yaşındayken deklanşöre son kez bastı ve ömrü boyunca peşinde olduğu o en saf ışığın içine karışarak sonsuzluğa yürüdü.

Kaynakça

Ergün Güven. “1969'da Kapadokya'da çekilen fotoğraftaki 'Postacı' Hasan Güven kimdir: Hayalleri doğduğu köye sığmayan adam”. BBC News Türkçe, 2019.

Paul Weidman. "Those were the days: Bill Ray's photos capture the spirit of an age", Pasatiempo / Santa Fe New Mexican, 2020.

Efe Öç. “Fotoğrafın hikâyesi: Bill Ray'in 1969 yılında Kapadokya'da çektiği Postacı (Röportaj)”. BBC News Türkçe, 2019.

Bill Ray. “The Art of the Assignments: 50 Years of National Geographic and LIFE Photography”. Chronicle Books, 2010.

L. Kent Wolgamott."Life magazine photographer, Nebraska native Bill Ray, dead at 84". Fremont Tribune, 2020.

Ben Cosgrove. “The Power of Life: The Photography of Bill Ray”. LIFE Magazine Archive, 2014.

Alice Vantau. “Masterpieces of 20th Century Photography”. Taschen, 2005.

John Loengard. “LIFE Faces”. Time Inc. Home Entertainment, 1991.

Bill Ray. “The Art of the Assignments”. Chronicle Books, 2010.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...