Fazla Mesai’nin “Şerbetli Yalanlar”ı
“Şerbetli Yalanlar”, küçük planların nasıl büyük ve komik felaketlere dönüştüğünü anlatan sıcak bir absürt komedi. Fazla Mesai Tiyatro Grubu, yanlış anlamalar ve şerbetli yalanlarla örülü bu hikâyede izleyiciyi kahkahalarla birlikte samimi bir düşünce yolculuğuna davet ediyor.
Sahne Hane Üsküdar’da daha önce “Fransız Öpücüğü” adlı oyunu izlemiş, fazlaca şaşırarak ve beğeniyle ayrılmıştım oyundan. Fazla Mesai Tiyatro Grubu ile bir izleyici olarak da ilk kez o zaman tanışmıştım. Acaba diğer oyunları nasıl, başka bir kadro ve başka bir dinamikte aynı izleme keyfini tadabilir miyim diye düşünürken “Şerbetli Yalanlar” ile karşılaştım. Yeniden şaşkınım tabii, tekrar beğeniyle ve mutlulukla ayrıldığım için.
“Şerbetli Yalanlar”; yine Fazla Mesai Tiyatro Grubu tarafından sahnelenen, gündelik hayattaki beklentilerle gerçekler arasındaki tatlı/acı dengesini komedi üzerinden irdeleyen bir tiyatro oyunu. Bir yandan kahkaha patlamalarına yol açarken, diğer yandan izleyiciyi “planladığımız gibi olmayan şeyler” üzerine düşündürmeyi başarıyor. Hatta samimiyetin, iyiliğin kıymetini; oyunun sonunda bazı neticeleri değiştiriyor olmasıyla yeniden anlıyor, keşke perdenin ardındaki gerçek dünyada bu dönüşüm mümkün olsa diyoruz. Bu dileğin artık absürt oluşu, oyunu daha da komik kılıyor, o ayrı. Peki, oyun ne anlatıyor?
Bir ruh çağırma seansı, bir sürü yalan
Oyun, izleyiciyi sıradan bir “ruh çağırma” seansı beklentisiyle başlayan sahnede buluşturuyor. Baş karakter Ayla, kaybettiği kocasının ruhuyla iletişim kurup ondan gizli bir aile yadigârı yüzüğün yerini öğrenmek ister. Bu işi gerçekleştirmek için Ayla, ruh çağırma seansı ayarladığı Cenk’le anlaşır. Ancak işler hiç de planlandığı gibi gitmez:
Cenk, sözde ruh çağırma seansı düzenlemek için eve gelir ama aslında bir hırsızdır: tefeci borcunu ödeyemediği için ölüm tehdidi altındadır ve Ayla’nın altınlarını çalmak ister. Cenk’in planı beklenmedik misafirlerle, yanlış anlamalarla ve yalanlarla büyüyen bir kaosa dönüşür. Herkes bir şey saklar, hiçbir şey plana uymaz ve bu “şerbetli yalanlar” müthiş bir komediye dönüşür. Önce Ayla’nın kızı Filiz, kongre için Antalya’ya gidecekken uçuşu iptal olur ve eve döner. Ayla’nın ruh çağırma çabaları ilk değildir ve Filiz annesinin bu çabasını gereksiz ve saçma bulur. Bu yüzden Ayla, Cenk’i astrolog olarak tanıtır; kızını ne kadar göndermek isteyip seansı gerçekleştirmeye çalışsa da bir türlü başaramaz. Üstüne üstlük bir de Filiz’in çocukluk arkadaşı ve komşusu, yeni doğum yapmış lohusa Mine çıkagelir. Mine, evliliği bir başarı olarak gören ama içinde bulunduğu hayattan da mutlu olmayan kadınlardandır, bu yüzden arkadaşı Filiz’e takılır, kuzeniyle tanıştırmak için baskı yapar. Bu durumdan sıkılan Filiz ise Cenk’i sevgilisi olarak tanıtır. Bu sefer Cenk, hem dansçı hem astrolog hem de Filiz’in sevgilisidir. Ardından Ayla’nın işgüzar, yalancı yeğeni Tarık kapıyı çalar, İtalyan bir sevgili yapmıştır ve kendisini zengin olarak tanıtır ve teyzesinin evini kendi evlerinden biri olarak sevgisine gezdirmek ister. Bu sefer o teyzesini, Ayla’yı göndermeye çalışır ama işe yaramaz. Cenk bu yeni gelen misafirle ayrıca çakracı da olur, yani biyoenerjici… Bir de Ayla Hanım’ın yan komşusu emekli polis Bilal Bey vardır ama o Ayla Hanım ile ortaktır ruh çağırma işine. Zira rahmetli ile iletişime geçer de onu ikna ederlerse yüzüğün yerini öğrenebilir, böylelikle aile yadigarı yüzüğün uğuruyla evlenebilirler. Tabii ikinci baharları için her şey mubahtır. Fakat bu ruh çağırma seansı git gide ertelenir, Cenk’in evi soyma girişimi de… Dolayısıyla Mine için yapılan, içine uyku ilacı kattığı lohusa şerbetini kimseye içiremez, kimseyi bayıltıp altınlara erişemez, bir kişi hariç: Giulia. Tarık’ın İtalyan sevgilisi.
Bu temel hikâye, sıradan bir komediden öte, karakterlerin küçük yalanlara sığınırken nasıl daha büyük karışıklıklara yol açtığını sahneye taşıyor. Ama her şeyin nihayetinde düğümler, kaos anları çözülüyor…Bilal Bey’in kayıp kuşu, bozulan musluklar, sürekli arayan tefeci, pencereden sarkıtılan sepetle sürekli seyahate çıkan bebek, içilemeyen ilaçlı şerbetler ve nihayet bulunan yüzük… Cenk bu kaosta kendisine gösterilen samimiyetten etkilenir, ailenin bir ferdi gibi hissetmeye başlar, belki de bundandır altınları çalmaktan vazgeçer. Kuş bulunur, Cenk ile Filiz arasında tatlı bir flört doğar, Giulia ikiz kardeşi Mine’yi bulur, Ayla Hanım ile Bilal Bey birlikteliklerini nihayet resmileştirir. Her şey tatlıya bağlanırken, biz izleyiciler de keyifli bir oyunda iki perde boyunca güzel bir hikâye izlemiş oluruz.
Yalanların perde arkası
Fazla Mesai Tiyatro Grubu, İstanbul’da faaliyet gösteren “amatör bir tiyatro topluluğu” olarak biliniyor; farklı meslek gruplarından kişiler iş sonrası tiyatro tutkularını sahneye döküyorlar. Grubun kurucusu ve yönlendiricisi İsmail Can Törtop.
Oyuncu kadrosu, oyunun temposunu ayakta tutan enerjik bir bütünlük sunuyor. Emekli polis Bilal’i oldukça babacan esprilerle Efe Boz canlandırıyor. Ailenin hayırsız ama şeytan tüyüyle herkese kendini sevdiren yeğen Tarık’a Enes Yılmaz can veriyor. Mine ve ikiz kardeşi Giulia’yı İrem Odunkesen, iki karakterin ayrı ayrı mizah yükünü büyük bir başarıyla omuzlarında taşıyor. Ayla’nın kızı Filiz’i ise Özlem Erata hayat veriyor. Ev sahibi Ayla’yı Nida Keçecioğlu, Ayla’nın eski kocasının ruhunu çağırmak için eve gelen hırsız Cenk’i ise oyunun hem yazarı hem de yönetmeni olan Kadir Odunkesen oynuyor. Her oyuncu bence yıldız ama İrem Odunkesen’i izlemek çok eğlenceliydi. Yanlış telaffuz edilen kelimeler, tersten anlaşılan özdeyişler, cümleler, tarifler…
Oyunun mizah anlayışı, sıradan diyaloglardan doğan yanlış anlamalara, olay örgüsündeki kaosa ve karakterlerin komik tepkilerine dayanıyor. Bu da yönetmenlik yaklaşımının “mesajdan çok etkileşim odaklı” olduğunu işaret ediyor: seyirci her an gülümserken bir sonraki sürprizi bekliyor.
Oyun, başta bahsettiğimiz üzere Sahne Hane Üsküdar’da sahneleniyor; Fazla Mesai’nin diğer oyunları gibi. Daha önce de bahsetmiştim, küçük tatlı bir sahne burası. İzleyiciyi, oyuncuları, sahneyi ve koltukları birbirine yaklaştırıyor. Dolayısıyla daha minimal ve işlevsel dekorlar, aksesuarlar kullanılıyor. Odak tamamen oyunda, oyuncularda. Oyun emektarlarına bu kadar yakın olabilmek; mimikleri ve tepkileri takip edebilmek, diğer izleyicilerin de reaksiyonlarını hissedebilmek oyunun dinamiğini de bence olumlu etkiliyor.
Fazla Mesai repertuarından…
“Şerbetli Yalanlar”, sahnede absürt komediyi gerçekçi karakterlerle buluşturan ve gündelik hayattaki ufak planların nasıl komik felaketlere dönüşebileceğini gösteren tatlı bir yapım. İzleyiciyi yalnızca güldürmekle kalmayıp, samimiyetle oyunun içine alıyor. Diğer izleyicilerle ayrıca konuşma şansım olmadı ama şahsen oyun bittiğinde karakterlerin perde kapandıktan sonraki hikâyelerini merak ederek selamı alkışladım. Heyecanla okurken olayların bir an önce çözüme ulaşmasını sabırsızlıkla beklediğim, son sayfalara yaklaştığımda bitiyor diye üzüldüğüm bir kitap, bir roman, bir öykü gibiydi benim için “Şerbetli Yalanlar”. Bence bu kıymetli bir başarı ve bunda oyuncuların, yönetmenin payı çok büyük.
Fazla Mesai’nin repertuarından izlediğim bu ikinci oyun. İkisinden de keyifle ayrıldım, eminim oyunu izleyen veya izleyecek olanlar da aynı keyifle ayrılmıştır, ayrılacaktır. Zira oyuncuların oyundan aldıkları tadı, o küçücük ama tamamen dolu sahnedeki herkese doğrudan yaşatıyor, gösteriyorlar… İzleyeni, alkışı bol olsun.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.



