Fallout: Düşmüşler gezegeni
Fallout dizisi ve evreninin derin kodlarını, "düşmüşler gezegeni" perspektifiyle birleştiriyoruz. New Vegas’ın sırlarını, karakterlerin nefs mertebelerini ve Vault-Tec’in karanlık deneylerini keşfedin. 2296 yılındaki bu radyoaktif sürgünde, insan ruhunun nükleer kıyametle imtihanına tanıklık edin.
“Savaş… Savaş asla değişmez.” Bu üç kelime, bir oyun serisinin ya da 2024’te başlayıp 2026’da ikinci sezonuyla zirveye ulaşan dev bir prodüksiyonun sloganı değil. Bu cümle, insanın kadim trajedisinin, yani “düşüşünün” özeti... Fallout evreni, nükleer küllerin altında kalmış bir dünyadan fazlasını sunuyor; o, modern insanın kibrinin, teknolojik putperestliğinin ve "esfeli safilin" (aşağıların aşağısı) olarak adlandırılan bu dünya hayatının radyoaktif bir alegorisi...
Kelime anlamıyla "Fallout", nükleer bir patlamanın ardından gökyüzünden süzülen radyoaktif küldür. Gökten rahmet yerine zehir yağmasıdır. Tasavvufi bir perspektifle bakıldığında, insanın bu dünyaya inişi (nüzul) de bir tür "fallout"tur. Ruh, bezm-i elestteki o nurani ve saf hâlinden ayrılıp, kesif ve karanlık madde dünyasına düşmüştür. Fallout evreninde 2077 yılı, insanlığın kendi elleriyle hazırladığı bir kıyametin tarihidir. İnsanlık, nükleer enerjiyi bir "ebediyet" aracı olarak görmüş, ancak o enerji onun sonu olmuştur. Tasavvufta ise dünya, bir sürgün yeri ve bir gurbettir. Fallout’ta ise sığınaklar (Vaults), bu sürgünün içinde sahte birer cennet yaratma çabasıdır. Ancak bu sığınaklar, sükunetten ziyade, sığınmacılarını birer laboratuvar faresine çeviren birer zindandır.
Fallout evreninin en belirgin kodu, transistörün icat edilmemiş olmasıdır. Bizim dünyamızda 1947’de elektronikte devrim yaratan transistör, Fallout’ta 2060’lara kadar geliştirilmemiştir. Bu yüzden ekranlar tüplü (CRT), bilgisayarlar hantal ve robotlar nükleer yakıtla çalışan devasa tenekelerdir. Bu durum, tasavvuftaki "maddeye takılıp kalma" hâlinin estetik bir yansımasıdır. Fallout insanı, ruhsal bir tekâmül yerine, tüplü ekranların ve vakum tüplerinin dünyasında "şekilciliğe" hapsolmuştur. Her şey devasadır ama her şey aynı zamanda kırılgandır. Pip-Boy denilen cihaz, bu evrenin tespihi gibidir; koluna takan kişiye sağlık durumunu, radyasyon miktarını ve envanterini söyler. Ancak Pip-Boy, kişiye "kendini" değil, sadece "vücudunu" tanıtır. Tasavvufta "Nefsini bilen Rabbini bilir" düsturunun aksine, Pip-Boy kullanan sığınak sakini sadece "radyasyon seviyesini" bilir. Hakikatten kopmuş, rakamlara sığınmış bir insanın teknolojik zikridir bu.
Vault-Tec ve firavunlaşan akıl
Sığınakları inşa eden Vault-Tec şirketi, bu evrendeki "ilahlık iddiası"nın temsilcisidir. Dizinin ikinci sezonunda (2296) çok daha net gördüğümüz üzere, Vault-Tec sadece bir inşaat firması değildir; onlar dünyayı yok etme yetkisini kendinde bulan, "yeni bir insanlık" yaratmaya çalışan birer modern Firavun’dur. Tasavvufta nefs-i emmare (kötülüğü emreden nefs), insanı kendi çıkarları için dünyayı ateşe vermeye sürükler. Vault-Tec’in CEO’ları, nükleer savaşı bizzat kışkırtarak dünyayı bir deney tahtasına çevirmişlerdir. Sığınak sakinleri, kurtarıldıklarını sanırken aslında birer sosyal deneyin parçasıdırlar. Bu, tasavvufi anlamda "dünya süsüne aldanmak" gibidir. Dışarıdaki radyasyondan korkup sığınağa giren insan, aslında kendi nefsinin hilelerine hapsolmuştur.
Dizideki üç ana karakter, nefsin farklı mertebelerini temsil eden birer sembol gibidir:
- Lucy MacLean (Nefs-i Levvame): Sığınaktan (yapay cennetten) dışarı adım atan Lucy, başlangıçta masumdur. Ancak dünya (yüzey) onu kirletmeye başlar. Lucy, yaptığı hataların ardından pişmanlık duyan, vicdanı ile gerçekler arasında sıkışan bir ruhu temsil eder. 2. sezonda babasının (Hank) gerçek yüzünü gördüğünde, aslında "baba" figürünün (yani otoritenin ve eski dünyanın) bir put olduğunu idrak eder.
- The Ghoul / Cooper Howard (Nefs-i Safiye'den Nefs-i Emmare'ye): Cooper, 200 yıl önce saf bir aile babasıydı. Radyasyon onu bir "Gulyabani"ye (Ghoul) dönüştürdü. O, ölmeden önce ölenlerin değil, ölmek isteyip de ölemeyenlerin temsilcisidir. 200 yıl boyunca bu "düşmüşler gezegeninde" yaşamış, her türlü pisliği görmüştür. Onun o sarı ilacı (inhaler) çekmesi, bilincini (aklını) koruma çabasıdır. Tasavvufta bu, gurbetteki ruhun delirmemek için tutunduğu son dal gibidir.
- Maximus (Nefs-i Mülhime): Kardeşlik (Brotherhood of Steel) zırhının içinde bir kahraman olmaya çalışırken, sürekli arzuları ve görevleri arasında kalır. Zırh (Power Armor), onun dış dünyaya karşı ördüğü duvardır. Ancak zırhın enerjisi (Fusion Core) bittiğinde, Maximus en çıplak hâliyle kalır.
Karakter dönüşümlerinde sır
- Hank MacLean: Birinci sezonda sevgi dolu bir baba gibi görünen Hank, ikinci sezonda maskesini tamamen düşürür. Onun dönüşümü, "İblis’in düşüşü"ne benzer. Bilgiye sahiptir, güce sahiptir ama sevgi ve tevazudan yoksundur. O, sığınağı koruduğunu iddia ederken Shady Sands’i yok ederek aslında "yıkıcı bir tanrı"ya dönüşmüştür.
- The Ghoul / Cooper Howard: Cooper’ın 2. sezondaki en çarpıcı dönüşümü, "intikamdan merhamete" geçişidir. 200 yıllık bir nefretle yanan Cooper, Lucy’nin masumiyetinde kendi kaybettiği insanlığını (ruhunu) ayna gibi görür. Tasavvufta bir kâmil mürşid, müridinin aynasında kendi hakikatini görür. Cooper için Lucy, onu "Vahşi Ghoul" (Feral) olmaktan koruyan zihni bir ilaçtan ziyade, kalbi bir şifadır.
- Lucy MacLean: Lucy, New Vegas’a adım attığında "İlme’l-yakin" (bilgiyle bilme) seviyesinden "Ayne’l-yakin" (gözüyle görme) seviyesine geçer. Sığınaktaki çocuksu saflığı, yerini "Hayret" makamına bırakır. Babasının bir canavar, dünyanın ise bir kumarhane olduğunu gördüğünde Lucy'nin yaşadığı dönüşüm, tasavvuftaki "perdenin kalkması" (keşf) hâlidir. Artık o, sığınağın yalanlarına dönemez; o artık bir "dünya yolcusu"dur (salik).
- Maximus: Maximus, Kardeşlik içinde yetişmiş olsa da Lejyon benzeri bir disiplin ve güç arzusuyla sürekli imtihan edilir. İkinci sezonda Maximus'un yaşadığı en büyük dönüşüm, "güç mü, vicdan mı?" sorusundadır. Zırhının içindeyken bir dev gibi hisseden Maximus, zırhı çıktığında "hiçlik" makamına yaklaşır. Onun dönüşümü, dış kabuğun (zırh/rütbe) sahteliğini anlayıp içindeki zayıf ve muhtaç insanı kabul etme sürecidir.
- Lee Moldaver: Birinci sezonda bir "kötü adam" gibi sunulan Moldaver, aslında NCR’ın idealist ama yıkılmış kanadını temsil ediyordu. Onun dönüşümü, "hakikat için batıla sığınma" trajedisidir. Soğuk füzyonu (sınırsız enerjiyi) dünyaya geri getirmek isterken, bir sığınağı katletmek zorunda kalması, tasavvuftaki "amaç aracı meşrulaştırmaz" ilkesinin ihlalidir. Moldaver, dünyayı aydınlatmak isterken kendi karanlığında boğulan bir mürşit gibidir.
New Vegas ve Babil Kulesi
Dizinin ikinci sezonunun merkezinde yer alan New Vegas, çölde ışıldayan bir seraptır. Mr. House tarafından yönetilen bu şehir, insanlığın nükleer kıyamet sonrası kurduğu en büyük "dünya malı" anıtıdır. Tasavvuftaki "mâsivâ" kavramı, New Vegas’ın neon ışıklarında vücut bulur. New Vegas’ın kumarhaneleri, bitmek bilmeyen güç savaşları ve insanı uyuşturan eğlencesi, "düşmüşler gezegenindeki" en büyük tuzaktır. İnsanlar buraya gelerek felaketi unutmaya çalışırlar. Ancak New Vegas’ın hemen dışında bekleyen Deathclaw (Ölüm Pençesi), ölümün ve azabın her an kapıda olduğunu hatırlatan birer zebani gibidir. Deathclaw’lar, insanın kendi kibriyle (genetik deneylerle) yarattığı canavarlardır; tıpkı insanın kendi günahlarından beslenen azap melekleri gibi.
Brotherhood of Steel (Çelik Kardeşliği), teknolojiyi ilahlaştıran, zırhı kutsayan bir askeri tarikattır. Tasavvuftaki "kabukta kalan" zahir ulemasına benzerler. Özü (insanlığı) kaçırmış, sadece formüllere, rütbelere ve demir yığınlarına odaklanmışlardır. Onlar için "teknolojiyi korumak", insanın ruhunu korumaktan daha önemlidir. Güç Zırhı (Power Armor), bir şövalyeyi güçlü kılar ama onu aynı zamanda hantal ve hissiz yapar. Bu, tasavvufun reddettiği "katı bir kalp" ile dünyada yürümenin simgesidir.
Fallout evreninin görünmez düşmanı olan radyasyon, tasavvuftaki "günah" kavramıyla birebir örtüşür. Görülmez, koklanmaz ama iliklerine kadar işler ve seni dönüştürür. Çok fazla maruz kalırsan "Vahşi Ghoul" (Feral Ghoul) olursun; yani insanlığını, aklını ve kalbini tamamen yitirmiş, sadece hayvani içgüdülerle yaşayan bir yaratık. Tasavvufta günahların kalbi karartması ve insanı "bel hüm adal" (hayvandan da aşağı) seviyesine indirmesi gibi, radyasyon da Fallout insanını özünden koparır. Cooper Howard’ın 2. sezonda vahşileşmemek için verdiği mücadele, bir dervişin nefsini terbiye etme çabası kadar çetindir.
Fallout evreni, bize nükleer bir savaşın ardından yaşananları değil, aslında her an yaşamakta olduğumuz "büyük düşüşü" anlatır. Bizler de şu an kendi sığınaklarımızda (konfor alanlarımızda), kendi Pip-Boy’larımıza (akıllı telefonlarımıza) bakarak, dışarıdaki gerçek dünyadan ve kendi içimizdeki "radyasyondan" kaçmaya çalışıyoruz.
Dizinin ikinci sezonu biterken Lucy ve Cooper’ın New Vegas ufkuna bakışı, aslında insanın kendi hakikatine yaptığı yolculuğun başlangıcıdır. Vault-Tec’in sahte tanrıları yıkılacak, New Vegas’ın neonları sönecek ve geriye sadece "insan" kalacaktır.
Fallout’un bize öğrettiği en büyük ders şudur: Dünyanın sonu (kıyamet) koptuğunda bile, seni kurtaracak olan şey bir sığınak ya da bir güç zırhı değildir. Seni kurtaracak olan, bu "düşmüşler gezegeninde" hâlâ bir başkasına yardım edebilme iradesini gösteren o küçük, masum parçandır. Savaş asla değişmez, ama insan değişebilir. Ve belki de gerçek "kurtuluş", sığınaktan çıkıp gökyüzündeki radyoaktif tozun arkasındaki o kadim güneşi görebilmektir.
Fallout evreninin ikinci sezonuyla birlikte New Vegas semalarına taşınan hikâye, coğrafi bir değişiin ötesinde felsefi bir derinleşmedir. Bu "Düşmüşler Gezegeni"nde hayatta kalmaya çalışan fraksiyonlar, tasavvufi bir bakış açısıyla insanın dünya hayatındaki farklı sapmalarını ve nefs duraklarını temsil eder.
NCR (Yeni Kaliforniya Cumhuriyeti): Eski dünyanın hayaleti ve "mülk" hırsı
NCR, nükleer kıyametten önceki "eski dünyayı" (demokrasiyi, vergileri, bürokrasiyi) geri getirmeye çalışan en büyük yapıdır.
NCR, "Nefs-i Emmare"nin kurumsallaşmış hâli gibidir. "Benim mülküm, benim kanunlarım" diyerek sürekli yayılmak isterler. Tasavvufta dünya sevgisi (hubb-i dünya) tüm kötülüklerin başıdır. NCR, dünyayı kurtarmaya çalıştığını iddia ederken, aslında o eski dünyayı yıkan hırsları (güç, toprak, kaynak) yeniden üretir.
Sezar’ın Lejyonu (Caesar's Legion): Nefsin vahşi disiplini
New Vegas civarında dehşet saçan bu grup, antik Roma’yı taklit eden, köleliğe ve mutlak itaate dayalı acımasız bir ordudur.
Lejyon, Zahirci ve şekilci bir ceza sistemini temsil eder. Tasavvufta sevgiyle terbiye edilmeyen nefs, sadece baskıyla kontrol altına alınmaya çalışılırsa ortaya çıkan şey canavarlıktır. Lejyon, insanın hayvani yönünü (gadab/öfke) disipline ettiğini sanır ama aslında onu daha da vahşileştirir. Onlar için dünya bir imtihan alanı değil, bir fetih meydanıdır.
Mr. House ve New Vegas: Akıl putu ve ebediyet vehmi
Şehrin mutlak hâkimi olan Robert House, bedenini bir yaşam destek ünitesine bağlamış, zihnini ise bilgisayar ağlarına yüklemiş bir dâhidir. Mr. House, "Akl-ı Maaş"ın (Sadece dünyaya çalışan akıl) zirvesidir. Ölümü inkâr eden, teknolojiyi kullanarak ebedi hayatı yeryüzünde kurmaya çalışan bir "sahte ilah" prototipidir. Tasavvuf, "ölmeden önce ölünüz" derken; House, "asla ölmemek için her şeyi feda ediniz" der. New Vegas onun için bir mabet, kendisi ise o mabedin görünmez tanrısıdır.
The Followers of the Apocalypse (Kıyamet Takipçileri)
Bu grup, teknolojiyi silah yapmak yerine insanları iyileştirmek için kullanan idealist kütüphaneciler ve doktorlardır. "Nefs-i Mutmainne"ye (Huzura ermiş nefs) en yakın duran yapıdır. Dünyevi güç peşinde koşmazlar; sadece hizmet (hizmet-i halk) odaklıdırlar. Ancak bu karanlık evrende "garip" (stranger) kalmışlardır.
Vault-Tec ve "dünya zindanı"
İkinci sezonun finalinde anlıyoruz ki, tüm bu fraksiyonlar aslında Vault-Tec’in kurduğu devasa bir labirentin içindeki deneklerdir. Tasavvufta "Dünya müminin zindanıdır" denir. Fallout evreninde ise dünya, Vault-Tec’in zindanıdır. İnsanlar NCR için savaşırken, Lejyon için ölürken ya da New Vegas’ta kumar oynarken aslında hâlâ "Sığınak Zihniyeti"nin (Vault Dweller mentality) kölesidirler.
Fallout’un ikinci sezonu bize gösterir ki; ister Power Armor giy, ister Pip-Boy kullan, ister bir kumarhane sahibi ol; bu "Düşmüşler Gezegeni"nde kurtuluş, dışarıdaki düşmanı yenmekte değil, içindeki "radyasyonu" (hırsı, kibri, öfkeyi) temizlemektedir. New Vegas’ın parıltılı ışıkları sönüp, nükleer tozlar yere indiğinde geriye kalan tek şey, bir Ghoul'un vicdanı ve bir sığınak kızının kararlılığı olacaktır. Savaş asla değişmez, çünkü insanın nefsi binlerce yıl geçse de aynı hırslarla yanıp kavrulur. Fallout, bu yanışın hikâyesidir.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.