14 Ocak 2025

Dünyanın çocukları birleşin!

Toplumun en savunmasız bireyleri olan çocuklarla olan ilişkimizi, kapitalist dünya düzeninin getirdiği yabancılaşmayı ve sevginin iyileştirici gücünü ustalıkla animasyona işleyen bir film, “Kabakçığın Hayatı”. Gelin, Claude Barras’ın kadrajından çıkan bu hikâyeye birlikte bakalım.

Uzun zamandır izlemek isteyip de izleyemediğim bir filmdi “Kabakçığın Hayatı”. 2016 yılına ait bu animasyonun namını işitmiş, bir türlü oturamamıştım ekran karşısına… Nasip bu ya 2025’in ilk günlerinde izlemek kısmet oldu ve film bittiğinde dudaklarımdan dökülen ilk sözler, üstat Necip Fazıl’ın aşağıdaki dizeleri oldu:

“Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk;
Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk…

Çocukta, uçurtmayla göğe çıkmaya gayret;
Karıncaya göz atsa ‘niçin, nasıl’ ve hayret…

Fatihlik nimetinden yüzü bir nurlu mühür;
Biz akıl tutsağıyız, çocuktur ki asıl hür.

Allah diyor ki: ‘Geçti gazabımı rahmetim!’
Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim…

Bugün ağla çocuğum, yarın ağlayamazsın!
Şimdi anladığını, sonra anlayamazsın!

İnsanlık zincirinin ebediyet halkası;
Çocukların kalbinde işler zaman rakkası…”

Bir çocuk düşünün ki hayatın en acımasız gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalsın... Annesinin ona hitap ettiği ismi de film boyunca ve sonrasında bizde miras kalsın… Çıkışı pek de kolay olmayan bir labirent gibi örülmüş toplum yapısında, sevginin ve dostluğun gücüyle ayakta durmaya çalışan bu küçük kahraman, aslında hepimizin içindeki çocuk değil mi? Yönetmen Claude Barras, işte bu bakış açısıyla bizi Kabakçık’ın gözünden dünyaya bakmaya davet ederken; çocukluğun karmaşık doğasını ve toplumun en kırılgan bireyleriyle olan ilişkimizi sorgulatıyor.

Evden yuvaya, yalnızlıktan dostluğa...

Film, Kabakçık’ın travmatik aile yaşantısıyla başlıyor. Kamera açıları öyle ustalıkla kullanılmış ki kendimizi o küçük çocuğun yanında, onun göz hizasında hissediyoruz. Kabakçık’ın çocuk yuvasına geliş süreci ise hepimizi derinden sarsıyor. Bu sahne, çocukların bazen en güvende olmaları gereken yerde bile güvensizlik yaşayabileceklerini gözler önüne seriyor âdeta.

Filmin ortalarına doğru, Kabakçık’ın yuvadaki diğer çocuklarla kurduğu ilişkilerin, izleyiciye umut aşıladığına şahit oluyoruz. Bizler de “kendimize benzeyenler” ile ünsiyet kurup birlikte ayağa kalmak istemiyor muyuz? Bu sahneler, travma yaşamış çocukların bile sevgi ve anlayışla nasıl iyileşebileceğini, topluma nasıl kazandırılabileceğini göstermesi bakımından dikkat çekiyor. Yuvadaki renkli karakterler arasında kendine yer bulmaya çalışan Kabakçık, modern toplumun karmaşası içinde kimlik arayışında olan bizlerin ta kendisi değil mi?

Oyunlarda neşe, gerçekte hüzün...

Yönetmen, çocukların oyun oynama sahnelerini enfes bir koreografiyle sunuyor. Stop-motion animasyonun tüm imkânları kullanılarak yaratılan bu sahneler; çocukluğun içindeki ritmi, gündelik yaşamın içindeki şiirselliği gözler önüne seriyor. Ancak bu neşeli anların ardında yatan hüzün, filmin derinliğini artırıyor. Filmi seyrederken neşe ile hüzün neden hep iç içe diye sorarken buluyoruz kendimizi… Tıpkı hayatın kendisi gibi, “her gülümsemenin arkasında bir hüzün vardır” mesajını veriyor yönetmen olgunlaştırdığı hikâye ile. Filmin finalinde, Kabakçık’ın yeni bir aileye kavuşması, umudun her zaman var olduğunu vurgularken son yıllarda ailenin “küresel” bir algı operasyonuyla neden yerin dibine batırılmak istendiğini de daha net anlıyoruz. Filmdeki bu son, bir yandan da yeni bir başlangıcın adı. Çünkü Kabakçık’ın yaşadığı travmalar, onun kişiliğinin bir parçası olarak ruhunda daima kalacak...

Toplum ve çocuk arasındaki hassas denge...

Bu sebeple “Kabakçık”, görünürde basit bir çocuğun hikâyesini anlatırken, aslında toplumun en savunmasız bireyleriyle olan ilişkimizi, modern yaşamın getirdiği yabancılaşmayı ve sevginin iyileştirici gücünü ustalıkla işliyor. Yönetmen, mikro bir bakış açısıyla makro meseleleri ele alıyor ve bizleri derin düşüncelere sevk ediyor. Film, bize şunu soruyor: Toplum olarak çocuklarımızı ne kadar koruyabiliyoruz? Tıpkı yuvada kalan çocuklar gibi, modern hayatın çarkları arasında sıkışmış ruhu çocuk kalmışlar için ne yapıyoruz? Ve en önemlisi, travma yaşayan bu çocukların iyileşmesi için nasıl bir rol oynuyoruz?

Kabakçık, toplumun vicdanının hikâyesi esasında. Bu film, bize en zor koşullarda bile umudun ve sevginin var olabileceğini, toplumun en kırılgan bireylerini koruma sorumluluğumuzu hatırlatıyor. Ve belki de en önemlisi, her çocuğun sevgi ve anlayışla iyileşebileceği, her sonun yeni bir başlangıç olabileceği gerçeğini...

Animasyonun gücü, gerçekliğin yansıması

Yönetmen Claude Barras’ın stop-motion animasyon tekniğini kullanması, filmin etkisini artıran önemli bir unsur olarak çıkıyor karşımıza. Bu teknik, karakterlerin duygularını ve iç dünyalarını daha yoğun bir şekilde yansıtmamıza olanak sağlıyor. Kabakçık’ın büyük gözleri bir çizgi film karakteri olmaktan öte, yaşadığı travmaların ve umutların aynası...

Animasyonun gücü ile gerçek hayatta göstermesi zor olan duyguları ve durumları daha rahat bir şekilde aktarılıyor. Örneğin, Kabakçık’ın annesini kaybettiği sahne, gerçek bir çocuk oyuncuyla çekilseydi belki bu kadar etkili olamazdı. Ancak animasyon sayesinde, bu acı verici an, bizleri sarsması başarıyor.

Toplumsal eleştiri ve umut

Kabakçık, yetimhanelerdeki yaşamı ve çocuk koruma sistemini eleştiren bir film olarak da elbette okunabilir. Ancak yönetmen, bu eleştiriyi yaparken umut ışığını da söndürmüyor. Filmdeki yetişkinlerin çoğu, özellikle polis memuru Raymond ve öğretmen Rosy, çocuklara karşı sevgi dolu ve anlayışlı bir tutum sergiliyorlar. Bu, sistemin içinde iyi insanların da var olabileceğini, değişimin mümkün olduğunu gösteriyor. O iyilerin sayılarını artırmak bizlerin elinde…

Film aynı zamanda, çocukların kendi aralarında kurdukları dayanışmayı da ön plana çıkarıyor. Kabakçık ve arkadaşları, birbirlerine destek olarak, yaşadıkları travmaların üstesinden gelmeye çalışıyorlar. Bu, toplumun en savunmasız kesimlerinin bile, birlik olduklarında güçlü olabileceklerini vurguluyor. Birileri sınıflar üzerinden toplumları okuma döneminin geçtiğini mi söylemişti? Güldürmeyin bizi…

Çocukluğun ve umudun zaferi

Kabakçık, görünüşte basit bir çocuk filmi gibi dursa da aslında derin toplumsal mesajlar içeren, yetişkinleri de derinden etkileyen bir yapım. Film, çocukluğun zorluklarını ve güzelliklerini, sevginin iyileştirici gücünü ve umudun her zaman var olduğunu ustalıkla işliyor. Her izleyene, içindeki çocuğu hatırlatırken, toplumsal sorumluluklarımızı da gözden geçirmemizi sağlıyor. Kabakçık’ın yolculuğu, hepimizin yolculuğu ve bu yolculukta umut, her zaman var olmaya devam edecek.

Necip Fazıl ile başladığımız yazımızı Komünist Manifesto’ya nazire yaparak hitâma erdirelim: Dünyanın çocukları birleşin!

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...