Dünya Kediler Günü: Dokuz canlı bir miras
Nil kıyılarından Burgazada’ya, Müezza’dan Hemingway’e uzanan dokuz canlı miras: Kediler, insanlık tarihinin en gizemli, en mağrur ve en şefkatli ortakları. Dünya Kediler Günü’nde, onların binlerce yıllık bilgeliğine kulak verme vakti.
Bazıları onların “evcilleşmediğini”, sadece bizlerle yaşamayı kabul ettiklerini söyler. Belki de haklılar. Binlerce yıl önce Nil kıyılarında bir tanrıça olarak selamlanan, Orta Çağ Avrupası’nın karanlık sokaklarında cadılıkla itham edilip ateşe atılan, ancak her seferinde dört ayağının üzerine düşmeyi başaran o mağrur siluet; bugün 17 Şubat’ta yeniden karşımızda. Dünya Kediler Günü, bir türü anma gününden ziyade; insanlık tarihinin en gizemli, en zarif ve en “şahsiyetli” ortaklığına tutulan bir ayna.
Kediler, insanlık tarihinin dekoru değil, bizzat başrol oyuncularından biri olmuştur. Antik Mısır’da bir kediyi öldürmenin cezası ölümdü. Çünkü onlar; evleri koruyan, neşeyi ve bereketi temsil eden Bastet’in yeryüzündeki gölgeleriydi. Kediler öldüğünde sahipleri yas tutar, kaşlarını kazıtır ve bu küçük dostlarını mumyalayarak sonsuzluğa uğurlarlardı.
Edebiyat dünyası ise kedileri her zaman “başka bir dünyanın elçisi” olarak gördü. Edgar Allan Poe’nun o karanlık ve tekinsiz Kara Kedi’sinden, Lewis Carroll’ın havada asılı kalan tebessümüyle meşhur Cheshire Kedisi’ne kadar; kedi, edebiyatta daima mantık ile delilik, görünen ile görünmeyen arasındaki o ince çizgide yürüdü. Charles Baudelaire, Kötülük Çiçekleri’nde onları “evlerin gururlu dostları” olarak tanımlarken, aslında onların insan ruhuna ayna tutan doğasına atıfta bulunuyordu:
“Sanki kendi evindeymiş gibi dolaşır beynimde, / Güzel, nazik, güçlü ve tatlı bir kedi.”
Edebiyatın “mırıldanan” kalemleri: Hemingway ve Sait Faik
Kediler ve yazarlar arasındaki bağ, bazen bir ilham perisinden çok daha fazlasıdır; o, mutlak bir yalnızlığın içindeki tek sahici tanıklıktır. Modern edebiyatın en maskülen ve sert kalemi olarak bilinen Ernest Hemingway, bu sert kabuğunun altında tam bir kedi tutkunuydu. Küba’daki evinde onlarca kedisi olan Hemingway için kedi, dürüstlüğün simgesiydi: “Bir kedi mutlak duygusal dürüstlüğe sahiptir: İnsanlar çeşitli nedenlerle duygularını gizleyebilirler ama bir kedi asla.” Bugün Florida’daki müze evi, onun meşhur altı parmaklı kedilerinin torunlarına ev sahipliği yapmaya devam ediyor; sanki usta yazarın ruhu hâlâ o patilerle odalarda geziniyormuş gibi.
Bizim edebiyatımızda ise denizin, adaletin ve sıradan insanın sesi olan Sait Faik Abasıyanık, kedileri adeta birer hikâye kahramanı gibi görürdü. Burgazada’daki evinde kedileriyle kurduğu o sessiz diyalog, onun “insansız yaşayamayan ama insandan da kaçan” naif ruhunun bir yansımasıydı. “Kedisiz bir mutfak, kitapsız bir kütüphaneye benzer” dercesine, hikâyelerinin arasına bir kedi mırıltısı iliştiriverirdi. Onun için kedi, İstanbul’un arka sokaklarının, balıkçı barınaklarının ve merhametin ete kemiğe bürünmüş hâliydi.
Şefkatin en zarif hâli: Müezza ve Hz. Muhammed
İslam kültüründe ise kedinin yeri, diğer pek çok inanç ve kültürden çok daha müstesna ve şefkat dolu bir noktadadır. Bu köklü sevginin merkezinde ise Hz. Muhammed’in kedilere olan derin merhameti yer alır. Rivayetlere göre, Hz. Muhammed’in Müezza adında çok sevdiği bir kedisi vardı. Bir gün, kedi Müezza Hz. Peygamberin hırkasının ucunda uyuyakalmıştı. Ezan okunduğunda ve gitme vakti geldiğinde, Hz. Muhammed uykusundaki dostunu uyandırmaya kıyamamış, hırkasının kedinin üzerinde kalan kısmını keserek sessizce oradan ayrılmıştı.
Bu olay, hayvan sevgisinin ötesinde, can taşıyan her varlığın haklarına ve huzuruna duyulan muazzam bir saygının sembolü. Yine bir başka rivayette, kedinin abdest suyundan içmesi üzerine Hz. Muhammed’in “Kediler necis (kirli) değildir; onlar aranızda dolaşan (hizmetçileriniz) gibidir” buyurması, kedilerin İslam coğrafyasında camilerden kütüphanelere kadar her yere kabul edilmesinin yolunu açmıştır. Bu gelenek, Osmanlı döneminde “mancacı” adı verilen kedi bakıcılarının maaşa bağlanmasına ve dünyanın ilk hayvan hastanelerinin (Gurabahane-i Laklakan gibi) kurulmasına kadar uzanan büyük bir medeniyet mirasına dönüşmüştür.
Bugün, beton yığınlarının arasında, ekranların soğuk ışığında yaşayan modern insan için kedi, doğayla kurulan son sahici bağ. Bir kedinin mırıltısı bilimsel araştırmalara göre insan beynindeki stres hormonlarını azaltıyor ve kan basıncını dengeliyor. Ancak kediler bizi sadece “terapi” ettikleri için değil, bize “hayır” demeyi bildikleri için de değerlidirler. Bir köpek size sadakatle bağlıdır, ancak bir kedinin güvenini kazanmanız gerekir. Bu, modern dünyanın dayattığı “itaat” kültürüne karşı, kedinin sergilediği bir “onur” duruşudur. Jorge Luis Borges’in dediği gibi:
“Ayna değildir gözlerin senin, / Sadece gümüşten bir ay, gecenin içinde”
Dünya Kediler Günü, sosyal medyada paylaşılan sevimli videolardan çok daha derin bir anlama sahip olmalı. Bu özel gün; sokakta titreyen bir can için bir kap mama bırakma bilinci, satın almak yerine, barınaklarda bir şans bekleyen “kimsesiz” ruhları sahiplenmek, doğanın dengesinde, farelerden haşerelere kadar ekosistemi koruyan bu küçük avcıların yaşam hakkına saygı duymak...
Yazarların, şairlerin ve dervişlerin kadim dostu olan kediler; tarihin tozlu sayfalarından fırlayıp bugün klavyelerimizin üzerine yatıyorsa, bunun bir sebebi var. Onlar, evimizin içindeki küçük aslanlar, ruhumuzun sessiz ortakları. Bugün, 17 Şubat’ta, ister Müezza’nın şefkat mirasını hatırlayın, ister Hemingway gibi onların dürüstlüğüne sığının. Ama mutlaka o kehribar gözlerdeki derin, binlerce yıllık bilgeliğe bir anlığına da olsa kulak verin. Dünya Kediler Günü kutlu olsun!

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.