Tercüman Gazetesi Arşivi: 19 Ocak 1959
19 Ocak 2026

Önce hangisi?

Melih Cevdet Anday, 19 Ocak 1959’da Tercüman’daki köşe yazısında Erzurum Atatürk Üniversitesi üzerinden eğitim sorunlarını tartışıyor. Giriş sınavları, öğrenci niteliği ve “Önce üniversite mi, lise mi” sorusu, Anday’ın eleştirel bakışıyla buluşuyor.

Biz “talebeler” diyebiliyoruz ya, Arapça okumuş olanlarımız, böyle söylediğimizi duyunca düzeltiyorlar:

-Talebeler denmez, talebe denir. Çünkü talebe çoğuldur, diyorlar.

“Öğrenci” sözüne kızmasa, kolayca işin içinden çıkacağız. Ama Türkçeciliğe karşı duranlar, bozuk bir Arapça ile konuşmamızda direniyorlar. Onlara göre, doğrusunu bilerek, doğrusunu öğreterek yazıp okumaktan vazgeçip, bugün ortalıkta nasıl söyleniyorsa onu benimsemeliyiz. Ne denir!

Yazıma, sık sık yaptığım gibi, gene bir dil tartışması ile başlamamı, okurlarım bağışlasınlar. Herhangi bir konuya girerken ana dilime olan saygımı başta tutuşum yadırganmasın. Erzurum Atatürk Üniversitesi öğrencileri, öğretimde, yönetimde aksaklıklar bulunduğunu ileri sürerek derslere girmemişler. İleri sürülen aksaklıkların tartışılmasını bir yana bırakıp öğretmenlerin söylediği bildirilen birtakım sözler üzerinde durmak istiyorum.

Öğretmenler diyorlarmış ki:

“Üniversite açılırken giriş sınavları yapılmadı, başvuran bütün öğrenciler, okutulan dersleri gereğince kavrayamıyorlar. Güçlükler buradan doğuyor.”

Bu öğretmenlerin istediği gibi üniversite açılırken giriş sınavları yapılsaydı, başarı ölçüsü ne olurdu dersiniz?

Ankara Hukuk Fakültesi, “Mekteb-i Hukukû” adı ile ilk açıldığı günlerde bu okula girecek lise bitirmiş öğrenci pek az olduğu için ortaokulu bitirmişleri de çağırmışlar. Fakat gelişigüzel, her başvuranı da almayalım düşüncesiyle bir giriş sınavı açmışlar. Sınavda çok kolay sorular soruyorlarmış, diyelim…

-Çocuğum, al tebeşiri eline, tahtaya bin beş yüz yaz bakalım, diyorlarmış.

Öğrenci, birle beş arasına kaç sıfır konulması gerektiğini bilemediği için tebeşiri bırakıp dışarı çıkarmış.

Bugün o durumdan çok ileride olduğumuzu bilmiyor değilim. Ancak yeni açılan bir üniversitede en çok duyulan sıkıntı, öğrenci sıkıntısı oldu mu, giriş sınavları istenen sonucu vermez. İster istemez göz yummak gerekir. Bu bakımdan öğretmenlerin, yapılmadı diye üzüldükleri giriş sınavlarına bel bağlamak pek bir iyilik sağlamaz. Bu gerçeği gördüğü anlaşılan bir Amerikalı öğretmen de şöyle demiş:

“Üniversitede öğretim bırakılmış, öğrencilerin iyi yetişmemiş olduğu lise derslerinde üçer, altışar aylık kurslar açılsın. Bu kurslar bitirildikten sonra giriş sınavları yapılsın. İşe baştan başlansın.”

O Amerikalı öğretmenin ne demek istediği anlaşılıyor. Biz Erzurum’da bir Atatürk Üniversitesi değil, bir Atatürk Lisesi açmalı idik.

Tartışma şuraya geliyor: Önce üniversite mi, yoksa önce lise mi? Başka bir deyişle, eğitim, yukarıdan aşağı mı kurulur, aşağıdan yukarı mı?

Gerçi iyi bir lise kurmak için iyi bir ortaokul, iyi bir ortaokul kurmak için de iyi bir ilkokul gereklidir. Böylece aşağıdan yukarı bir kuruluş, ilk bakışta doğru görünüyor. Ancak tersi görüş de yanlış sayılamaz. O görüşü savunanlar, ilerlemiş batı ülkelerinde önce üniversitelerin açıldığını ileri sürerler. Bizim, kendimizi, bu iki görüşten birini seçmek durumunda görmemiz doğru olmasa gerektir. Aşağıdan yukarı eğitimle, yukarıdan aşağı eğitim neden bir arada yürütülemesin? Çünkü işe ilkokuldan başlamayı doğru bulsak, o okulda görevlendireceğimiz öğretmeni nerede yetiştireceğiz?

Tartışmanın düğüm yeri şuradadır: Yaptığımızı iyi yapmak, ilkokulun en iyisi, üniversitenin en iyisi. Yoksa iki yandan biri, suçu ötekine yükledikçe, bu işin altından kalkılmaz.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...