Tercüman Gazetesi Arşivi: 21 Haziran 1972
19 Haziran 2026

Ağrıyan başı kesmek

Tarık Buğra; 21 Haziran 1972’de Tercüman’daki köşe yazısında Sosyal Sigortalar’da mali krizi çözmek için emeklilik yaşını yükseltmek gibi bulunan “çareleri” eleştiriyor; gerçek çözümün israf, suistimal ve liyakatsizliğin önlenmesi olduğunu vurguluyor.

Haklısınız beyler, baş ağrısını dindirmenin en keskin yolu kelleyi kesip atmaktır. Fakat onu lütfen kendinizde deneyiniz, işçiye bir aspirincik yeter.

Sosyal Sigortalar Kurumu’nun mali durumunu düzeltmek için emeklilik yaşını yükseltmeye, malûliyet hakkını yok etmeye kalkışmak ve benzeri “dâhiyâne” çarelere başvurmak çirkin bir şakadır. Böyle şakaları da sosyal sigortaların ne olduğunu, hangi çağın ve hangi aklın eseri olduğunu kavrayamayan meseleye şaşı bakan devlet sırtından zorbalığı hâlâ mümkün gören bürokratlar yapabilir.

Dün de yazdık: Sosyal Sigortalar veya garantiler düzeni demokrasi deyip geçiverdiğimiz en ileri ve en üstün devlet şeklinin yalnız zaferi, yalnız can damarı değil, ta kendisidir. Buna karşılık birtakım adamlar kalkmış, onu mali krizlerden kurtarmaktan söz ediyorlar ve sonunun nereye varacağını umursamadan… Umursayamadan kurumu kuşa döndürmek istiyorlar. Lütfen avucunuzu yalayınız ve o testereyi kendi baş ağrılarınıza saklayınız.

Emeklilik yaşının yükseltilmesi sadece emekli adaylarını ilgilendiren bir mesele de değildir. Bir işçinin emekli olması demek, bir iş yerinin açılması, bir işsizin iş bulması demektir. Meselenin asıl önemli yanı da işte budur. Bu iş iyi ayarlanmadı mı yalnız yaşlı işçiler değil, yalnız sigorta değil, toplum da hapı yutar ve en azından, gençler yaşlıları kendilerine engel gibi, hatta ekmeklerinin düşmanı gibi görmeye başlar. El oğlu bu hakikati çoktan görmüş, erken emekliliği cazipleştirmenin yollarını da arayıp bulmuştur.

Ekmek kapılarının sayısı, ekmek kapısı arayanların sayısı kadar artmıyor.

Bir de insanın ilerlemek, yükselmek denen iç güdüsü -isterseniz hırsı- vardır. Üniversitede bir kürsü düşününüz: Bir tane profesörü olacaktır. O profesör doksan yaşına gelmiş ama kürsüyü bırakmıyor. Arkasına da saçı sakalı ağarmış, çoluk çocuğa karışmış, torun sahibi olmuş doçentler, asistanlar var. Profesör hazretleri dâr-o dünyadan dâr-ı bekaya azimet buyursunlar ki onlara da bir basamak yukarıda yer açılabilsin, kendilerini gösterme, bir şeyler yapma fırsatı çıksın. Bu zavallılar, muhterem hocalarının cenaze merasiminde acı acı gözyaşları dökecekleri günü iple çekmezler de ne yaparlar?

Alın bu örneği… Yayın bütün iş âlemine, o zaman anlarsınız emeklilik yaşının ne demek olduğunu. Arkada, sayıları her yıl biraz daha artan körpe güçler ve üstün enerjiler iş bekliyor. Önde de değişmez kanun gereğince bilek ve kafa güçleri gittikçe azalanlar ekmek kapılarını tutuyor. Hem de bırak yakamı dedikleri hâlde!

Akıl kârı değildir bu teşebbüs… Ve sökmeyecektir. Hele bir de hukukun ana prensibini “müktesep hakları” çiğnemeye yeltenirse.

Sigortayı mali bunalımdan ve muhtemel bir çöküntüden kurtarmanın yolları başkadır: İsrafları, suiistimalleri, beceriksizlikleri, liyakatsizlikleri önlemek ve kuvvetleri milimi milimine değerlendirmek!

Bunlar ve benzerleri dururken, işçi için kurulmuş bir müessesenin kurtuluşunu işçiye vurmakta aramak -tekrar ediyoruz- yalnız işçinin değil, devlet düzeninin sağlığını da sarsmaktan başla bir sonuç vermeyecektir. Olmaz öyle şey!

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...