Remigrasyon: AfD’nin göç politikası ve tehlikeli vaadi
Almanya’da aşırı sağın yükselişiyle birlikte “remigrasyon” kavramı siyasetin merkezine yerleşiyor. AfD’nin tersine göç söylemi; hukuk devleti ilkeleri, ekonomik gerçekler ve toplumsal barış açısından ciddi riskler barındırıyor.
Giderek daha fazla Alman, göçmen karşıtı duygulara kapılıyor. Aşırı sağcı fikirlerin geniş bir yelpazesi olsa da bir kavram öne çıkıyor: "Remigrasyon". “Tersine göç” anlamına gelen bu kavram viral hâle geldi. Almanya için Alternatif (AfD), 2025 federal seçimleri için hazırladığı kampanya manifestosunda, bugüne kadarki göç politikalarına cevabın "remigrasyon" olduğunu iddia etti.
AfD, özellikle Suriye'den gelen mülteciler için sadece geçici sığınma politikası izliyor. Aşırı sağcı parti, artık sığınma hakkı kalmayan bu göçmenlere ikamet sağlayacak ülkeler bulma çabasına girmek zorunda kalacak. Bu durum, planı kısmen uygulanamaz kılıyor. Gerçi, demokratik ana akım politikacılar da sözde "geri dönüş merkezleri" (return hubs) üzerine kafa yoruyor. Gerçekte remigrasyon, AfD’nin manifestosunda sadeleştirilmiş, çok yönlü bir kavramdır.
AfD'nin önde gelen sağcı ekstremisti Björn Höcke, Almanya'daki tüm göçmenlerin tersine göçünü (remigrasyonunu) düşünüyor. Bu, 20 milyondan fazla insanı kapsıyor. Diğer AfD politikacıları da bu talebi benimsemişti. AfD, çifte vatandaşlığın sona ermesi anlamına gelecek olan "kayıtsız şartsız sadakat" çağrısında bulundu. Böyle bir adım, her şeyden önce iki pasaportu olan milyonlarca Türk kökenli Alman'ı ilgilendiriyor. Öte yandan, Türkiye’nin kendi köken ülkelerinde istenmeyen mülteci ve göçmenleri kabul etmesi durumunda, Almanya'daki Türk vatandaşlarına tavizler verilmesi çağrısında bulunuluyor.
Hukuki ve ekonomik boyutlar
Dahası, mülteciler ve sığınmacılar kendi ülkelerini farklı nedenlerle terk etmiş olabilirler. Bu nedenle hukuk sistemi, davalarının incelenmesini gerektirir. Bu durum; savaş mültecileri için geçerli olmasa da en azından etnik ve dinî mülteciler için geçerli. AfD, remigrasyonu uygulayarak suçlulara ve teröristlere karşı sert önlemler almayı amaçlıyor. Görünüşe bakılırsa AfD, bir yanda suç ve terörizm, diğer yanda ise göç arasında bir bağlantı görüyor.
Ancak hukuk devleti, sivil hakları ve dini özgürlükleri korur. Bu ilkeler, toplu cezalandırmanın olamayacağı anlamına gelir. Şüphesiz, tam kapsamlı bir remigrasyon anayasaya aykırı olacak. Bununla birlikte, güvenli kaynak ülkelere yönelik hedefli sınır dışı etmeler yasal olmakla birlikte oldukça pahalı. Bu nedenle milyonlarca göçmeni sınır dışı etmek imkânsız.
Alman aşırı sağının bazı kesimleri remigrasyon kavramını benimsiyor. Son iki hafta içinde AfD politikacıları, 2024 yılında aşırı sağcı bir yayınevi tarafından yayımlanan ve bu konuyu teşvik eden birçok satan (bestseller) olan remigrasyon kitabının yazarı, kimlikçi figüran Martin Sellner ile iki kez bir araya geldi. Sellner, remigrasyonu toplumu şekillendirmek için uzun vadeli bir yaklaşım olarak görüyor; bu yaklaşım ayrıca aşırı sağcı kavramı reddeden siyasi rakipleri ve muhalifleri de etkileyebilir. AfD liderleri, remigrasyonun daha yumuşak formlarını desteklemelerine rağmen, kısmen Sellner'den uzak durmaya çalışmışlardı.
İdeolojik kökenler ve sosyal etkiler
AfD'nin siyasi söylemi, Avrupa'daki yeni aşırı sağcı hareketler olan sözde "Yeni Sağ" (New Right) tarafından geliştirilen ve yerleştirilen "etnoplüralizm" (etnik çoğulculuk) ideolojisinin gölgesinde kaldı. Etnoplüralizm, etnik homojenliği savunur ve göçmenlere karşı ayrımcılık yapar. Kural olarak, aşırı sağın diğer özellikleriyle birleştirilir. Yeni Sağ hareketi, özellikle 1960'ların sonundaki Fransız ve Alman aktivistlerden ve propagandacılardan ilham alır. Bu hareket, 1960'ların "Yeni Sol" (New Left) kökenli söylem fikirlerini gasp etmiş ve aşırı sağ arasında siyasi ve ideolojik değişimi teşvik eder.
Remigrasyonun siyasi, sosyal, hukuki ve her şeyden önce ekonomik sonuçları olacağı kesin. Pek çok göçmen, Alman ekonomisi için değerli birer varlıktır. Bazı AfD politikacıları ve aşırı sağcı aktivistler, "kitlesel remigrasyonun" mal ve hizmet üretimi üzerindeki etkilerini görmezden geliyor. Çoğu göçmenin bir işi vardır ve vergi ödüyor. Ek olarak, sağlık sistemi nitelikli göçmen emeğine dayanıyor. Almanya, hemşire ve doktorları sınır dışı etmeyi göze alamaz; bu durum uzman personel sıkıntısını daha da kötüleştirecek.
Yerel örnekler ve otoriter eğilimler
Göçmen karşıtı politikaların daha incelikli ve örtülü aşırı sağcı fikirleri de mevcut. Bavyera eyalet parlamentosundaki AfD grubu, göç konusunda daha sert bir tutum sergilenmesi ve bu konuya adanmış özel bir polis gücü kurulması çağrısında bulundu. Bu grup, Başkan Donald Trump'ın özellikle Latin Amerika'dan gelen göçmenleri sınır dışı etmek için kullandığı ICE'yi (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) örnek alıyor. ICE'nin açıkça iki masum insanı öldürmesine ve orantısız şiddet uygulamasına rağmen, Bavyera AfD parlamento grubu onu bir tür rol model olarak görüyor.
Bu öneri, AfD'nin otoriterleşme ve ırkçılığa yönelik eğilimini sergiliyor. Dahası, hükûmet sığınmacıların sadece temel ihtiyaçlarını —sanki "yatak, ekmek ve sabun" dercesine— karşılayacak. Sığınmacıların akşamları dışarı çıkmasına izin verilmeyecek, göçmenlere bir güvenlik sorunu olarak muamele edilecek. Grup, böyle bir sokağa çıkma yasağı ile kamu güvenliğinin artırılabileceğini söylüyor. Vatandaşlık sadece az sayıda göçmene verilmeli. Bu önermeler, göçmenlere yönelik genel bir güvensizliği gösteriyor. İlgili belge ayrıca remigrasyon kavramına bir politika olarak atıfta bulunuyor. AfD Bavyera'da hükûmeti devralır devralmaz bu önlemlerin hayata geçirilmesi planlanıyor. Ulusal AfD eş lideri Alice Weidel, vatandaşlığa kabullere yönelik bir moratoryum (durdurma kararı) önermişti.
Kaygan zemin: Remigrasyon, popülizm ve demokrasi
Radikalleşme ve kutuplaşma karşısında, remigrasyon kavramını gözlemlemek önemli. Her ne kadar önemi AfD ve aşırı sağcı aktivistler tarafından zaman zaman küçümsense de remigrasyon sadece bugüne kadarki aşırı sağın içine sızıp onu etkilemekle kalmadı, aynı zamanda sağ popülistlere de hitap etmeyi başardı. Uygulamada bu sadece yasa dışı olmakla ve Alman anayasasını ihlal etmekle kalmayacak, aynı zamanda gerçekleştirilmesi imkânsız olacaktır.
Göçmenlerin Alman toplumuna yaptığı büyük ve paha biçilmez katkılar göz önüne alındığında, etnik olarak homojen bir ulus tahayyül etmek zordur. Göçmenler uzun süredir Alman siyasi sisteminin bir parçası olmalarına rağmen, tam olarak saygı görmemişlerdi. Bu durum, samimi bir uzlaşmanın olması ve artık bölünmenin yaşanmaması gerektiği anlamına geliyor.
Sonuç olarak, demokratik ana akım partiler, aşırı sağcı ideolojileri ve pozisyonları onaylamamak adına göçe yaklaşımlarını dengelemelidirler. Aşırı sağcı çerçevelerden (frames) yararlanmamalıdırlar. Aksi takdirde Almanya, Macaristan ve ABD gibi "kaygan bir zemini" takip edebilir. Pek çok Avrupa ülkesi, Kimlikçi Hareket ve Yeni Sağ ile bağlantılı siyasi söylemlerde benzer eğilimler yaşamaktadır.
Respice finem! (Sonunu düşün!)

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.