06 Nisan 2026

Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’nin ardında bıraktıkları ve düşündürdükleri

Tıp dünyasında ve edebiyat alanında iz bırakan her iki alanda da öğrenciler yetiştiren Prof. Dr. Hasan Hüsrev Hatemi’nin vefatı, derin bir üzüntü yarattı. Onu tanıyan meslektaşları, öğrencileri ve dostlarıyla konuştuk; Hatemi’nin hem hekim hem yazar kimliğiyle hayatlara dokunan mirasını anlattılar.

Prof. Dr. Hasan Hüsrev Hatemi’nin aramızdan ayrılması, tıp ve kültür dünyasında derin bir üzüntü yarattı. 12 Aralık 1938’de İstanbul’da doğan Hatemi, 1962’de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu ve iç hastalıkları alanında ihtisas yaptı. Akademik hayatına Cerrahpaşa’da başlayan Hatemi, 1971’de doçent, 1978’de profesör unvanını aldı ve uzun yıllar pek çok hekimin yetişmesine öncülük etti. Tıp dünyasına yaptığı katkılar kadar, öğrencileri ve meslektaşları için ilham verici bir hoca olarak da hatırlanıyor.

Hatemi’nin ilgisi yalnızca iç hastalıklarıyla sınırlı değildi; endokrinoloji ve metabolizma alanındaki çalışmaları bilimsel yayınlara ve eğitim programlarına önemli katkılar sağladı. Kariyerinin ilerleyen yıllarında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Nükleer Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı gibi önemli görevler üstlendi ve 2006’da emekli olana kadar Türkiye’nin tıp eğitimine değerli hizmetlerde bulundu.

Ama Hüsrev Hatemi’yi sadece bir akademisyen ya da doktor olarak hatırlamak eksik olur. O, aynı zamanda üretken bir edebiyatçıydı. Şiir, deneme ve hatıra türlerinde eserler vererek insan, hayat, ölüm, kader, inanç ve tasavvuf gibi derin temaları işledi. “Yozlaşmadan Uzlaşmak”, “Kelimeler Kitabı”, “Kuşlar ve Zaman” ve “Ömür Süvarisi” gibi kitapları, onun hem tıp hem edebiyat dünyasına bıraktığı eşsiz izlerin sadece bir kısmı.

Meslektaşları, öğrencileri ve okuyucuları Hatemi’yi yalnızca bilgisiyle değil, gönlüyle de hatırlıyor. Hastalarına gösterdiği özen, öğrencilerine verdiği önem ve eserlerindeki derinlik, onun mirasının hem bilimsel hem de insani boyutunu gözler önüne seriyor. Bugün onun adı anılırken, söylenenler sadece bir isim zikretmek değil, bir iz, bir paylaşım ve bir hatıradır.

“Ülkemiz iyi bir hekim, bilim adamı ve edebiyatçısını kaybetti”

Bu derin mirası yakından bilenlerden biri de Prof. Dr. Aykut Kazancıgil. Hatemi ile yıllarca aynı mesleğin mensubu olarak hem aynı hastanede hem de aynı muayenehanede çalışma fırsatı bulmuş olan Kazancıgil, onun hem hekim hem insan olarak ne kadar özel biri olduğunu şöyle anlattı:

“Hüsrev Hatemi ile yıllarca aynı mesleğin mensubu olarak hem aynı hastanede hem de aynı muayenehanede çalıştık. Kendisi son derece önemli bir hekim ve bilim adamıydı. Tabiaten insanı, doğayı, sanatı severdi. Zaten insan sevmeyen iyi hekim olamaz. Ama Hüsrev Bey, ayrı ve güzel severdi. İnsan sevgisi, gözlemci yapısı, entelektüel kimliğiyle birleşince bizler Hüsrev’in edebiyatçı ve şair kimliğiyle tanıştık. Hüsrev’in önemli özelliklerinden biri de insanları yargılamak yerine anlamayı tercih etmesiydi. Sakin, yavaş ve kendine has üslubuyla çok güzel konuşurdu. Ancak iyi dinleyiciler sohbet içindeki ince ve bilgi dolu espirileri anlayabilirdi. Hele bir de karşısında konuştuğunu anlayan ve cevap veren birileri oldu mu, sohbetine doyum olmazdı. Hüsrev, ben ve eşim Derya fırsat buldukça Yeniköy sahilinde buluşur, yemek yer, derin sohbetlere dalardık. Bu sohbetlerde edebiyat, tarih, sanat ve özellikle entelektüel camiadan konuşurduk. Her buluşmada bir sonraki buluşmanın tarihini tayin etmeye çalışırdık. Gidemediğimiz zamanlarda ise telefonda, güncel olayları değerlendirir, uzun sohbetler eder ve ‘havalar düzelsin Yeniköy’e gidelim’ diyerek sözleşirdik. Ülkemiz iyi bir hekim, bilim adamı ve edebiyatçısını kaybetti, biz aile dostumuzu… Hüsrev Hatemi’nin aziz anısı önünde hürmetle eğiliyorum.”

“Memleket ve insanlık meseleleri üzerine kafa yorar, sorumluluklar alırdı”

Bu derin mirası yakından bilen bir diğer isim de 29 Mayıs Üniversitesi İslâm Felsefesi Profesörü Prof. Dr. İsmail Kara. Prof. Dr. Kara, Prof. Dr. Hatemi ile tanışıklığının 1970’li yıllara uzandığını belirterek, onun hem entelektüel hem de insani yönlerini şöyle aktardı: “Rahmetli Hüsrev Hatemi ağabeyi 70’li yılların ilk senelerinden itibaren tanıyorum. Hareket dergisi, Dergâh Yayınları üzerinden başlayan tanışıklığımız bir dostluğa, ağabey-kardeş münasebetine de dönüştü. Rahat konuşur ve görüşürdük. Zaten sohbette çok rahat bir insandı, ayrıca espri kabiliyeti, latifeperdazlığı bakımından üzerine yoktu. Edebiyattan tarihe, dinî alanlara, Türkiye coğrafyasına, Türk insanına, hatırat kitaplarına, dünyaya dair derin bilgisi ve hurde malumat severliği üzerinden sohbet meclislerinin merkezine yerleşirdi. Sohbet sırasında aruz vezniyle esprili ve konuşulan konular veya kişiler hakkında beyitler yazıp masadakilere uzattığı da çok olurdu. Bu tür tuluat ve türrehat kabilinden beyitleri yüzlercedir. Mesleği tabiplikti ama o aynı zamanda iyi bir şair, geniş bir alanda okumalar yapan, metinler yazan kıymetli bir aydındı. Memleket ve insanlık meseleleri üzerine kafa yorar, sorumluluklar alırdı. Yeni ve eski kitap takibinde çok iyi idi. Hafızası çok kuvvetli olduğu için birçok şiiri, birçok düzyazı metni ezbere okurdu. Denemeleri onun hem ilgi sahalarının genişliğini hem de düşünce dünyasının zenginliklerini, ayrıca dil kıvraklıklarını ve mizah ve latife unsurlarını kullanma kapasitesini göstermesi bakımından çok kıymetli ve verimlidir”

“Hiçbir karşılık beklemeden bize, hastalarımıza hizmet etti”

“Tabiplik mesleğinde onun yerini ve değerini tesbit ve tayin etmek elbette bana düşmez” diyen Prof. Dr. Kara, sözlerine şöyle devam etti: “Fakat müşahedelerimle sınırlı olarak çok iyi bir tabip olduğunu söyleyebilirim. Bizim, arkadaşlarımızın, aile fertlerimizin doktoruydu aynı zamanda. Her zaman ilgisini, yardımını gördük, yol göstermelerine yakından şahit olduk. Hiçbir karşılık beklemeden bize, hastalarımıza hizmet etti. Ben birkaç hafta kliniğinde de yattım. Derin bir sezgisi vardı, hastanın daha nabzına, tansiyonuna bakmadan, sırtını, kalbini dinlemeden, tahlilleri görmeden, teşhislerinin herhalde çoğunu koyardı diye düşünüyorum. Onu rahmetle, minnet hisleriyle yad ediyorum. Yaptığı iyilikler, bıraktığı eserler kabrini ve ahiret hayatını aydınlatacaktır.”

“Edebiyatçı kimliğiyle de Türkçeye ciddi bir katkı sundu”

Prof. Dr. Aykut Kazancıgil ve Prof. Dr. İsmail Kara'nın ardından edebiyatçı ve yazar Ali Ayçil de, Prof. Dr. Hasan Hüsrev Hatemi’yi hem hekim hem de edebiyatçı olarak tanımanın ayrıcalığını yaşadığını ifade etti. Ayçil, Hatemi’nin cumhuriyet dönemi tıp tarihine ve özellikle endokrinoloji alanına yaptığı katkıları, çevresine merhametle sunduğu bilgisini ve hastalarına gösterdiği özeni şöyle anlattı: “Hüsrev Bey’in iki önemli özelliği vardı. Birincisi, cumhuriyet dönemi tıp tarihine ve endokrinoloji gelişmesine yaptığı katkılar; ikincisi ise tıp bilgisini çevresine merhametle sunmasıydı. Hepimizin hekimi oldu; biz kim ne derse desin, bir de Hüsrev Bey’e soralım denirdi. Aynı zamanda iyi bir edebiyatçı, iyi bir şairdi. Edebiyatçı kimliğiyle Türkçeye ciddi katkı yaptı. Doktor, hekim, edebiyatçı olarak tarihe adını altın harflerle yazdırdı. Ruhu şad olsun.”

Ayçil, Hatemi ile olan uzun yıllara yayılan tanışıklığını da paylaştı: “25 yıl önce tanıştım kendisiyle. Dergâh Dergisi’nde görüşüyorduk, kitapları burada yayınlanıyordu. Biz de Dergâh Dergisi’nin yetiştirdiği edebiyatçılarız. Hocayla zaman zaman dışarıda oturduğumuz olurdu. Düzenli aralıklarla olmasa da Hüsrev Bey hayatımızda vardı. En son bir sene önce yüz yüze görüştüm. Hocayı Sahaflar Çarşısı’nda düzenli olarak yapılan ‘Üsküdar Konuşmaları’na davet etmek için 15 gün önce aradım ama cevap gelmedi. Bundan bir şey de çıkarmadım; ‘Hoca sonra arar’ dedim, ama nasip değilmiş. Mesleki olarak hekim olarak Hüsrev Hatemi’nin yaptıklarını tıp dünyası fazlasıyla anladı. Edebiyat açısından kıymeti de belli bir kitlesi oldu; şiirleri okundu ama zaman içerisinde edebiyatı daha fazla konuşulmalıydı. Bunu biraz da edebiyat ilişkilerine bağlamak daha mantıklı.”

Prof. Dr. Hasan Hüsrev Hatemi, sadece bir tıp insanı ya da edebiyatçı değil, her iki dünyanın güzelliklerini bir arada yaşatan, hayatımıza dokunan nadir bir isimdi. Prof. Dr. Aykut Kazancıgil’in dediği gibi, insanları yargılamadan anlamayı seçen, merhameti ve bilgeliğiyle hem meslektaşlarına hem öğrencilerine yol gösteren bir hoca; Prof. Dr. İsmail Kara’nın anlattığı gibi, sohbetleriyle edebiyat, tarih ve felsefenin kalbinde duran, eserleriyle hem aklı hem ruhu besleyen bir entelektüel; Ali Ayçil’in de belirttiği gibi, tıp bilgisini merhametle paylaşan, edebiyat kimliğiyle Türkçe’ye katkıda bulunmuş bir şair ve yazar… Hepsi bir araya geldiğinde Hatemi’nin eşsiz mirası daha net ortaya çıkıyor.

Onun hayatı, mesleki başarı ve edebiyat sevgisinin nasıl bir arada yükselebileceğinin canlı örneğiydi. Bıraktığı izler yalnızca bilimde ve edebiyatta değil, insanlara, hayata ve dostluğa dair değerlerde de hissediliyor; bugün hâlâ bize yol gösteriyor.

Böylesi bir hayatın ardından geriye kalan, isimlerin ötesinde bir iz, bir ileti ve paylaşılan hatıralardır. Prof. Dr. Hasan Hüsrev Hatemi’yi anarken, hem tıp hem edebiyat hem de insanlık tarihine bıraktığı ışığı hatırlıyor, ruhunun şad olmasını diliyoruz.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...