“Operation: Hidden Hand” - Görünmeyen eksenin jeopolitiği
2026’da şekillenen yeni jeopolitik denklemde “Gizli El” doktrini, Rusya–İran iş birliği üzerinden savaşın doğasını yeniden tanımlıyor. İstihbarat, teknoloji ve söylem gücü; görünmeyen ittifaklarla birleşerek klasik askerî dengelerin ötesinde hibrit bir mücadele alanı yaratıyor.
2026 yılında Orta Doğu ve Avrasya jeopolitiğinde yaşanmaya devam edenler, sadece yeni çatışmaların değil, aynı zamanda görünmeyen ittifakların da açığa çıktığı dönüm noktaları olarak kayda geçmektedir. Bu manada, özellikle uluslararası basında daha geniş şekilde kavramlaştırılmaya başlayan “Operation: Hidden Hand” veya Türkçesiyle “Gizli El Operasyonu”, uzun yıllardır sadece Batı değil tüm dünyanın gündemindeki “Rusya–İran iş birliğini” masaya yatırmakta; klasik müttefiklik tanımlarının ötesine geçen hibrit bir stratejik ortaklığa işaret etmektedir.
Nitekim, ABD’li yetkililerin “Operation: Epic Fury (Destansı Öfke Operasyonu)” diyerek yaklaşık bir aydır sürdürdükleri İran’a yönelik saldırılarında, İran’ın oldukça yoğun şekilde karşılık vererek bu operasyonu, “Epic Fury”den, “Epic Fear”a yani Batı için “Destansı Öfke”den, “Destansı Korku”ya evrilmesine yol açtığı artık daha sık dile getirilmekte; askerî operasyon isimlerinin bu şekilde bir “propaganda diplomasisi” aracı hâline getirildiği böyle bir dönemde, “Hidden Hand” kavramlaştırması ise oldukça dikkat çekmektedir.
Bu özlü analizimde de söz konusu istihbari-askerî eksenin oluşum dinamiklerini, sahadaki etkilerini ve özellikle Rus basınındaki güncel yansımalarını irdeleyerek, yeni uluslararası sistemin güç ilişkilerine farklı bir yaklaşım sergilemeye özen göstereceğiz.
“Hidden Hand” doktrini: İstihbaratın savaş alanına dönüşü
“Hidden Hand” kavramı, doğrudan askerî müdahale yerine dolaylı fakat etkili bir destek mekanizmasını ifade etmektedir. 2026 İran Savaşı bağlamında bu kavramın en kritik boyutu, Rusya’nın İran’a sağladığı iddia edilen istihbarat, gözetleme ve hedefleme/keşif desteğidir (ISR: Intelligence-Surveillance-Reconnaissance).
Sadece Batı değil, Asya merkezli analizlere göre de Rusya’nın İran’a uydu görüntüleri ve hedefleme verileri sağladığı iddiaları, sahadaki operasyonların niteliğini değiştirmiştir. Bu destek sayesinde İran’ın Orta Doğu’daki hedeflerine ve bilhassa ABD üslerine, radar sistemlerine ve komuta merkezlerine yönelik saldırılarının daha isabetli hâle geldiği öne sürülmektedir.
Bu durum, savaşın doğasını dönüştüren üç önemli sonucu beraberinde getirmiştir: “Asimetrik kapasite artışıyla”, İran, kendi teknolojik sınırlarını Rusya’nın ISR kabiliyetleriyle aşmaktadır. “Dolaylı savaş modeli” yoluyla, Rusya sahada görünmeden etkili bir aktör hâline gelmektedir ve bir bakıma Ukrayna Savaşı nedeniyle Batı’dan kendisine yönelen tüm tehditlere farklı bir surette cevap vermektedir. Ve son olarak, “sorumluluk bulanıklığı” olarak tarif edilebilecek bir kavramlaştırmayla, Moskova’nın resmî olarak savaşa dâhil olmaması, uluslararası hukuk açısından gri bir alan yaratmaktadır ki, bu esasen geleneksel Rus devlet ve diplomasi metotlarıyla da uyumlu bir stratejiye tekabül etmektedir.
Bununla birlikte Kremlin, bu iddiaları sistematik biçimde reddetmektedir. Son haftalarda Rus yetkililer, bu tür haberleri açıkça “sahte” olarak nitelendirmiştir. Ancak bu çelişki şüphesiz, gelinen noktada savaşın ve çatışmaların kritik diğer bir unsurunu ortaya koymaktadır: “gerçeklik ile algı arasındaki mücadele” – yani, belki de modernite sonrası “post-modern” evrenin karmaşık yapısının alışmamız gereken bu en temel özelliği, gerek devlet yetkilileri gerek diplomasi icracıları için kaçınılmaz bir hâle gelmiştir.
Saha gerçekliği: Drone teknolojileri, ortak üretim ve taktik transfer
Rusya–İran ekseninin en somut çıktısı, drone teknolojileri üzerinden gözlemlenmektedir. Özellikle Shahed serisi (Şahit veya Şahed olarak da bilinen) insansız hava araçları, iki ülke arasındaki “askerî simbiyoz”un sembolü hâline gelmiştir. Rusya’yla ortak İran merkezli Shahed Havacılık Endüstrileri tarafından geliştirilen, düşük maliyetli, uzun menzilli ve otonom "kamikaze" (gezici mühimmat) olarak tarif edilen bu insansız hava araçlarından, yeni üretim tesislerinde aylık binlerce üretilebilecek kapasiteye ulaşıldığı farklı raporlarda belirtilmektedir.
Bu üretim zinciri, iki yönlü bir bilgi akışına dayanmaktadır: İran, Rusya’ya platform tasarımı sağlamaktadır; Rusya ise, Sovyet döneminden beri üzerine katmaya devam ettiği elektronik harp ve hedefleme sistemlerini ustalıkla bu tasarımlara eklemektedir.
Bu iş birliği sonucunda ortaya çıkan hibrit sistemler, sahada ciddi bir etki yaratmaktadır. Nitekim Batılı savunma kaynakları, İran’ın son saldırılarında etkili füze teknolojilerine ilave daha düşük irtifada uçan ve radar sistemlerinden kaçabilen drone taktikleri kullandığını da kaydetmektedir.
Ayrıca bu teknolojik entegrasyonun sadece donanımla sınırlı olmadığı, aynı zamanda “taktik doktrin transferini” de içerdiği görülmektedir. Ukrayna savaşında test edilen Rus taktiklerinin Orta Doğu’ya taşınması, küresel savaş alanlarının birbirine bağlandığını açık şekilde göstermekte, geniş Avrasya’da yapısal bir mücadelenin uzun yıllara yayılabileceğini işaret etmektedir.
Bu bağlamda, “Hidden Hand”, yalnızca istihbarat paylaşımı değil, aynı zamanda, “savaş tecrübesinin transferi, ortak askerî öğrenme süreci ve hibrit savaş doktrini üretimi” olarak okunmalıdır.
Kommersant’tan Pravda’ya geleneksel çizgiler ve resmî söylem
Rusya iç kamuoyunda bu gelişmelerin nasıl çerçevelendiği, en az dış sahadaki gelişmeler kadar önemlidir. Çünkü Moskova’nın stratejisi yalnızca askerî değil, aynı zamanda tarihsel manada “söylemsel bir inşa süreci”ne dayanmaktadır.
Örneğin, “Kommersant” gibi daha analitik ve iş dünyası odaklı gazetelerde, Rusya’nın İran ile ilişkisi genellikle “çıkar temelli”, “pragmatik bir iş birliği” olarak sunulmaktadır. Bu yayın çizgisinde öne çıkan noktalarda, Rusya’nın doğrudan savaşa girmediği, İran ile ilişkilerin Batı yaptırımlarına karşı ekonomik bir araç olduğu belirtilir ve askerî iş birliği “abartılı Batı propagandası” olarak çerçevelenir. Esasen bu yaklaşım, Kremlin’in resmî pozisyonuyla da uyumludur: yani, “ne tamamen reddetmek ne de açıkça kabul etmek” bir strateji olarak belirir.
“Pravda” gibi daha “sol” ve “anti-Batı” anlatısı belirgin gazetelerde, ideolojik görüşler daha barizdir. Burada “Hidden Hand” söylemi genellikle tersine çevrilir: ABD ve NATO’nun “gizli savaş yürüttüğü” açıktır ve İran’ın “meşru savunma hakkı” vurgulanmalıdır. Rusya’nın rolü ise oldukça kritiktir; yani küresel dengeyi koruyan bir güç olmalıdır. Bu anlatı şüphesiz “Sovyet romantizmi” içinde, klasik Soğuk Savaş retoriğinin güncellenmiş bir versiyonu olarak da okunabilir.
“Rossiyskaya Gazeta” gibi Kremlin’in resmî görüşlerini yansıtan bir yayın organı olarak düşünebilecek çizgilerde ise Rusya’nın İran’a doğrudan askerî destek verdiği iddialarını genellikle açık biçimde reddeden dil belirgindir. Bu gazetelerde “Hidden Hand” benzeri kavramlar doğrudan tartışılmak yerine, Batı’nın “dezenformasyon kampanyası” çerçevesinde konuya değinilir. Diğer kayda değer bir yayın organı “Izvestia”da ise daha milliyetçi bir tonla, Rusya’nın küresel dengede “istikrar sağlayıcı” rolünü bulmak ve yaşanan son krizlerde İran ile ilişkilerin çoğunlukla meşru ve egemen devletler-arası iş birliği olarak sunulduğunu görmek mümkündür.
“Nezavisimaya Gazeta”, gibi sayıları nispeten daha az eleştirel perspektif sunan yayınlarda Rusya’nın İran ile yakınlaşmasının uzun vadeli risklerine dikkat çekilmektedir. Bu yayın çizgisinde şu sorular öne çıkar: “Rusya, Orta Doğu’da aşırı angajmana mı giriyor? İran ile derinleşen askerî bağlar, Rusya’yı yeni çatışmalara sürükler mi? Bu ilişki Çin ile olan dengeyi nasıl etkiler?” Öte yandan bu tür analizler, sınırlı da olsa ve kontrollü bir alanda dahi, Rus kamuoyunda stratejik tartışma alanının varlığını göstermektedir.
Bu çerçevedeki genel değerlendirmede de “kontrollü çeşitlilik”, Rus basınına ve iç kamuoyuna yönelik bir yorum olarak bu hareketli dönem için temel çıkarımdır. “Resmî inkâr ve söylem kontrolü (Rossiyskaya Gazeta, Izvestia), rasyonel/analitik bir normalizasyon (Vedomosti) ve sınırlı eleştiri ve popüler anlatı (Nezavisimaya Gazeta, Pravda)” şeklinde özetlenebilecek bu çerçevede Kremlin’in de kamuoyundaki bu kontrollü çeşitlilikten ustaca faydalanmaya devam ettiği ve “söylem inşası”nı sağlamlaştırdığı savunulabilir.
Post-modern dönem ve gölge ittifakların yükselişi
Sonuç olarak, “Operation: Hidden Hand”, 21. yüzyıl savaşlarının doğasını yeniden tanımlayan bir kavramdır. Daha çok Rus-İran ekseni için ifade edilse de son dönemde başta ABD ve İsrail’in, Avrupa’dan, Ukrayna’ya hatta Asya, Kafkasya ve Türk Dünyası’ndaki kimi ülkelere kadar uzanan benzeri modellerinde gücü, yalnızca askerî birliklerle değil; veri, teknoloji ve anlatı üzerinden inşa etmeyi sürdürdükleri açıktır. Aynı yorumlar Çin gibi etki alanı geniş kimi oyuncular için de farklı suretlerde dile getirilebilir.
Rusya–İran ekseninde ise belirgin olan sahadaki hızlı etkinin tahmini güç surette getirdiği nihai ve fiziki sonuçlardır. Yerel ve uluslararası basındaki yansımalar da bu ilişkinin nasıl algılandığını ve git gide meşrulaştırıldığını göstermektedir.
Anılan “Görünmez El” ve “Görünmez İttifaklar” kavramları ayrıca hem savaş hem işbirliği hem de bilgi boyutlarında, Uluslararası İlişkiler disiplininin, esasen baştan beri uzak kalmaya çalıştığı, hatta çekindiği, bulanık post-modern yaklaşımlara da artık daha yakın durması gerektiğini bizlere kanıtlamaktadır.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.