02 Mart 2026

Nükleerin gücü adına: Kim Jong-un rejimiyle müzakereler artık imkânsız

Nükleer silahı olmayan İran vuruldu, olan Kuzey Kore izledi. Tahran’daki saldırı, Pyongyang’a hayati dersi verdi: Müzakere değil, nükleer cephanelik rejimin tek güvencesi. Artık müzakere masası boş. Çünkü Kim Jong-un için silahlarını masaya koymak, rejim intiharı anlamına geliyor.

 “İran'ın nükleer silahı yoktu. Bu durum, Pyongyang için her şeyi açıklıyor.” Bu cümle, ABD-İsrail ortak operasyonunun İran topraklarında yarattığı tahribatın ötesinde, uluslararası ilişkilerin acımasız eşitliğini özetliyor. İran'ın nükleer programı bir hedef niteliğindeydi; Kuzey Kore'ninki ise değil. 37 yıldır ülkesini demir yumrukla yöneten bir liderin, aile üyeleriyle birlikte hedef alındığı görüntüler, dünyadaki bütün otoriter rejimlere açık bir mesajdı. Peki Kuzey Kore bu mesajı nasıl okudu? Ve daha önemlisi, bu okuma, Kim Jong-un rejimiyle müzakereyi neden tamamen imkânsız bir denkleme dönüştürdü? Bu sorunun cevabı, yalnızca son saldırıda değil, Kuzey Kore'nin nükleer silah edinme sürecinin tarihsel hafızasında ve uluslararası sistemin değişen güç dengelerinde gizli.

Kuzey Kore ile nükleer müzakerelerin tarihi, karşı tarafın stratejik sabrının her seferinde Pyongyang tarafından bir kazanım alanına dönüştürüldüğü bir kronik. Kore Ulusal Birleşme Enstitüsü'nden araştırmacı Sang Ki Kim'in kapsamlı analizine göre; 2003'ten bu yana devam eden Altılı Görüşmeler ve ikili diyaloglar, Kuzey Kore'nin davranışlarında belirgin bir örüntü ortaya koyuyor: Müzakere dönemlerinde nükleer ve füze testleri ya durma noktasına geliyor ya da ciddi oranda azalıyor. Ancak müzakerelerin tıkandığı her dönem, Pyongyang'ın elini güçlendirdiği bir sıçrama tahtasına dönüşüyor.

2005 yılında varılan 19 Eylül Ortak Bildirisi'nden Banco Delta Asia kriziyle çıkılmasının ardından gelen 2006 nükleer testi; 2012'deki " Leap Day Deal"ın (Sıçrama Günü Anlaşması) füze fırlatmasıyla bozulmasının ardından gelen yıllardaki test serileri... Her müzakere başarısızlığı, Kuzey Kore'nin teknolojik eşiği daha yükseğe taşımasıyla sonuçlandı. 2019 Hanoi Zirvesi'nin başarısızlıkla sonuçlanmasından bu yana geçen sürede ise tablo çarpıcı: 100'ün üzerinde kısa menzilli balistik füze, 11 kıtalararası balistik füze (ICBM) ve çok sayıda seyir füzesi. Bu veriler, müzakerelerin aslında Kuzey Kore için "zaman kazanma" taktiğinin çok ötesinde, silahlanma takvimini düzenleyen bir mekanizma olduğunu gösteriyor. Ancak asıl kırılma noktası, müzakerelerin iç dinamiğinden çok, dışarıdan gelen teyit oldu.

İran'ın çıplaklığı, Kuzey Kore'nin zırhı

İran saldırısının Kuzey Kore'ye verdiği en büyük ders, "nükleer eşik" ile "nükleer güç" arasındaki farkın bir tercih değil, bir varoluş meselesi olduğu. İran, uranyum zenginleştirme programında ilerlemiş, hatta silah sahibi olmaya çok yaklaşmış bir ülke olarak görülüyordu. Fakat bu "yakınlık", onu korumadı. Tam tersine, Washington'un gözünde saldırıyı meşrulaştıran temel unsur hâline geldi. İran'ın nükleer silahı yoktu ve bu, operasyonun risk-getiri analizini basitleştirdi.

Oysa Kuzey Kore, bu denklemin tamamen dışında. Pyongyang, nükleer silah sahibi olma statüsünü anayasasına dâhil etmiş, bunu "geri döndürülemez" ilan etmiş durumda. Sahip olduğu tahmini 50 nükleer başlık ve her an Amerikan topraklarını hedef alabilecek kıtalararası füzeleri, İran'ınkinden tamamen farklı bir stratejik pozisyon yaratıyor. Virginia Üniversitesi'nden Todd Sechser'in vurguladığı gibi, Kuzey Kore rejimi nükleer silahları, ailesinin iktidarını garanti altına alan hayati bir sigorta poliçesi olarak görüyor. İran'daki operasyon bu sigortanın ne kadar kritik olduğunu kanıtladı: Sigortasız yakalanan İran vuruldu, sigortalı olan Kuzey Kore ise sadece izledi. Washington'dan gelen sinyaller de bu gerçeği pekiştiriyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın birden fazla kez Kuzey Kore'yi "nükleer güç" olarak tanımlaması, Amerikan askerî planlamasının zaten bu realite üzerinden yapılması, Pyongyang'ın elini daha da güçlendiriyor.

"Koşulsuz görüşme" çelişkisi

Beyaz Saray'dan zaman zaman gelen "ön koşul olmaksızın" diyalog sinyalleri, Kuzey Kore için bir anlam ifade etmiyor. Çünkü Pyongyang'ın stratejisi, görüşmelerin yapılıp yapılmamasından çok, görüşmelerin içeriği üzerine kurulu. Nükleer silahlardan arındırılmış bir Kore Yarımadası hedefi, Washington, Pekin ve Seul'ün resmî söylemlerinde hâlâ yer alsa da bu söylemin altı artık iyice boşalmış durumda.

Yonsei Üniversitesi'nden Profesör Son Yeol'un işaret ettiği çifte standart sorunu, Kuzey Kore için bir meşruiyet zemini yaratıyor: "Nükleer silaha sahip Pyongyang ile görüşmek" ile "nükleer silahı olmayan İran'ı vurmak" arasındaki makas, Pyongyang'ın müzakere masasına oturması için hiçbir teşvik bırakmıyor. Eğer nükleer silahlar, Libya'daki Kaddafi veya İran'daki Hamaney'in kaderinden korunmanın tek yoluysa, o zaman bu silahları masaya yatırmak rejim intiharı anlamına gelir.

Üstelik uluslararası konjonktür de Pyongyang'ın işini kolaylaştırıyor. Çin ve Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi yaptırımlarında kopuşu, iki ülkenin Kuzey Kore'yi açıkça destekleyen açıklamaları, Washington'un elindeki baskı araçlarını köreltiyor. Moskova'nın, İran saldırısı sonrası yaptığı "siyasi suikastlara karşıyız" açıklaması, aynı zamanda Pyongyang'a verilmiş bir taahhüt niteliğinde.

Tüm bu gelişmeler ışığında, Kuzey Kore ile müzakereyi imkânsız kılan üç temel dayanaktan söz edilebilir:

Birincisi, caydırıcılık paradigması. Kuzey Kore, nükleer silahları sayesinde İran'ın maruz kaldığı türden bir askerî harekâtın dışında kalmayı başardığını düşünüyor. Bu silahları masaya koymak, kanıtlanmış bu koruyucu kalkandan vazgeçmek anlamına gelir ki, Kim ailesinin genetik kodlarında böyle bir fedakârlık bulunmuyor.

İkincisi, diplomatik dilin tükenişi. Yirmi yılı aşkın süredir "tamamen, doğrulanabilir ve geri döndürülemez silahsızlanma" hedefiyle yürütülen müzakereler, her seferinde Kuzey Kore'nin elini güçlendirdi. Artık ne Washington ne de Seul, bu hedefin gerçekçi olduğuna dair ciddi bir inanç taşıyor. Stratejik sabır politikaları, yerini "nükleer silahlı bir Kuzey Kore ile yaşamayı öğrenme" realizmine bırakıyor.

Üçüncüsü ve en önemlisi ise rejimin varoluşsal kodu. Kim Jong-un, iktidar partisi kongresinde "ulusal nükleer gücü daha da genişletmek ve güçlendirmek"ten söz ediyor. Bir lider, ailesinin ve rejiminin güvencesi olarak gördüğü bir kapasiteyi, ne kadar büyük vaat veya tehdit olursa olsun, terk etmez.

Tahran semalarına düşen bombaların ışığı, Pyongyang'ın nükleer tesislerini aydınlatırken, aynı zamanda müzakere masasının üzerindeki örtüyü de kaldırdı. O masada, bundan sonra konuşulacak olan şey "silahsızlanma" değil, "silah kontrolü" olacak. Kuzey Kore, nükleer silahlarını, uluslararası toplum tarafından zımnen de olsa kabul edilmiş bir egemenlik hakkı olarak görüyor. İran'a yapılan operasyon, bu görüşü çürütmek bir yana, en güçlü kanıtı hâline getirdi.

Artık Kuzey Kore ile müzakere imkânsız; çünkü Pyongyang'ın müzakere anlayışı, muhatabının silahlarını masaya koyması değil, kendi silahlarının varlığının onaylanması üzerine kurulu. İran'ın akıbeti, bu tezin doğruluğunu tescil etti, nükleer eşikte beklemenin ölümcül bir yanılsama olduğunu kanıtladı. Kim Jong-un bu dersi aldı. Ve bu ders, onu müzakere masasına değil, nükleer cephaneliğinin daha da derinlerine çekiyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...