04 Eylül 2026

Mektepten koleje: Türkiye’de özel eğitimin hikâyesi

Osmanlı’da cemaat mektepleri ve yabancı okullarla şekillenen özel eğitim anlayışı, 19. yüzyılda Islahat Fermanı ve yeni eğitim düzenlemeleriyle kurumsallaşırken Robert Kolej gibi kurumlarla yeni bir boyut kazanıyor. Türkiye’de özel okulculuğun iki asırlık dönüşüm hikâyesini inceliyoruz.

Türk Maarif Cemiyeti (sonraki adıyla Türk Eğitim Derneği), Türkiye'de devlet eliyle hayata geçirilen en özgün özel eğitim yapılanmalarından biridir. Türkiye'nin Cumhuriyet döneminde kurulan ilk özel okulu ise 31 Ocak 1928 tarihinde kurulan Türk Eğitim Derneği (TED) Ankara Koleji olarak tarihte yerini alıyor. Aynı zamanda sivil toplum kuruluşu olan TED Ankara Koleji, Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifleri ve öncülüğünde, cumhuriyeti kuran kadrolarla birlikte ilk etapta eğitim çağındaki gençlerin barınma krizini çözmeyi hedefleme amacıyla kurulmuştu. Türk Eğitim Derneği’nin faaliyete geçmesiyle birlikte, eğitim sektöründe kamu ve özel teşebbüs iş birliği farklı ve güçlü bir evreye taşınmıştı. O dönemde çağdaş standartlarda yabancı dilde eğitim sunan yerli kurumların eksikliği nedeniyle Türk gençlerinin yabancı okullara yönelmesini önlemek, derneğin en temel kuruluş gerekçeleri arasında yer alıyordu. Bu doğrultuda atılan ilk somut adım olarak, Mayıs 1931’de Ankara Yenişehir’de bir anaokulu hizmete açılmış, kısa süre sonra da aynı kampüste kolej kademesi eğitime başlamıştı.

Cumhuriyet’e kalan özel okul mirası

Anadolu genelinde nitelikli ortaokul ve lise sayısının yetersizliği büyük şehirlere okumaya gelen gençlere kalacak yer temin etmek yeni kurulan Cumhuriyet için hayati bir meseleye dönüşmüştü. Savaşların getirdiği ekonomik yıkım yüzünden yükseköğrenim görmek ciddi bir mali yük oluşturduğundan, başarılı ve yetenekli öğrencilere burs ve yurt imkânlarıyla destek olmak kaçınılmaz bir zorunluluk hâline gelmişti.

Osmanlı klasik dönemi eğitim sistemine bakıldığında, eğitimle alakalı faaliyetleri devletten çok vakıf kuruluşların sağladığı görülür. Bu sistemde devlet daha çok yönetim ve yetiştirme kısmındaydı. Yabancı dil öğrenimine verilen değer, zamanın edebî eserlerine ve günümüzde klasikleşmiş romanlarına da yansımıştı. Osmanlı Devleti’nde Batı dillerine, özellikle Fransızca ve İngilizceye duyulan ihtiyaç, 1699 Karlofça Antlaşması’nın ardından yaşanan toprak kayıpları ve Avrupa karşısında değişen siyasi dengelerle birlikte giderek artmıştı. Bu süreçte, Batı dillerine hâkim ve Avrupa’yı yakından tanıyan yetişmiş personele duyulan ihtiyaç da belirginleşmişti.

Islahat Fermanı’ndan Tevhid-i Tedrisat’a

Günümüzde var olan özel okul yapısının temeli Islahat Fermanı’na dayanıyor. Bu ferman, azınlıkların cemaat şeklinde okul açma yetkisi bahşediyordu. İlk Türk eğitim yasası “Maarifi Umumiye Nizamnamesi” ve ilk Türk Anayasası olarak kabul edilen “Kanun-u Esasi” ile birlikte çalışarak eğitime serbest bir etki etse de devlet her zaman denetleyen tüzel kişi konumundaydı.  Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in ilanının ardından bağımsızlığı kalıcı kılmanın yolunun güçlü bir eğitim sisteminden geçtiğini öngörmüştü. Bu doğrultuda, 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu ile eğitimde birlik sağlanmış ve özel okulculuk faaliyetleri yeni bir hukuki ve idari boyuta taşınmıştı. Cumhuriyet'in ilanı sonrasında azınlık okullarıyla ilgili ilk çerçeve de Teşkîlât-ı Esâsiye Kanunu ile (1924) çizilmişti.

Cumhuriyet öncesi döneme bakıldığında eğitim sisteminin bir birliği ve düzeni yoktu, devlet serbest bırakıyor ve azınlıkların kurum açmasına müsaade ediyordu. Özellikle savaşların sebep olduğu yıpranmalar sonucu devletin eğitime ayırabileceği ekonomik destek kısıtlıydı, bu nedenle özel girişimcilerden destek talep ediliyordu. Kurtuluş Savaşı bu bağlamda devletin kaynaklarını ciddi anlamda tüketmişti.

1862’de Rum, 1863’te Ermeni ve 1865’te Yahudi cemaatlerine ilişkin düzenlemeler, bu okulların gelişiminde önemli bir dönüm noktası olmuştu. 1856 Islahat Fermanı gayrimüslim cemaatlerin okul ve kurumlarını devlet denetimi altında açabilmelerine yönelik hukuki zemini güçlendirmişti. 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile de cemaatler tarafından açılan okullar “mekâtib-i hususiye” kapsamında tanımlanarak belirli kurallara bağlandı. Böylece Osmanlı eğitim sistemi içinde Rum, Ermeni ve Yahudi cemaatlerine ait okulların sayısı ve kurumsal yapısı giderek genişledi ve cemaatlerinin ihtiyaçlarına yönelik okullar kurularak eğitim faaliyetleri giderek kurumsallaştı. Cumhuriyet Türkiye’si bu okulları kapatmadı ancak hep bir kuşkuyla takip etti. Söz konusu okulların yabancı dil eğitimi vermesi ülke yararınaydı esasında.

İstanbul’da bir Amerikan koleji doğuyor

19. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı topraklarında Avrupalı ve Amerikalı misyonerlerin faaliyetleri artış gösteriyordu. Misyonerlerin kolayca ulaşabildiği en önemli araçlardan biri de eğitimdi. Amerikan misyonerlerinin girişimleriyle 1863’te İstanbul’da Robert Kolej kuruldu ve kolej eğitimi, toplumsal aydınlanmanın temel unsurlarından biri olarak görülmeye başlandı. İstanbul’da bir kolej kurulması için girişimde bulunan New Yorklu tüccar ve hayırsever Christopher Rheinlander Robert, projenin gerçekleşmesi için büyük miktarda maddi kaynak ve kişisel emek harcadı. Bu yapı, Amerika Birleşik Devletleri’nin uzak diyarlarda kurduğu ilk misyoner okuldu. Dünya standartlarında eğitim veren ve Hristiyan misyoner olan kurum, Osmanlı’da ilkleri gerçekleştiren bir konuma yerleşmişti. Hem Amerika hem de Osmanlı’daki birçok kurumdan ve kişiden onay aldı. Kuruluşundan bu yana her zaman ücretli olan kolejin talep edilen ücreti hep yüksek meblağlarda izliyordu.

Kolej müfredatı

Kolejin eğitim programı, öğrencilerin karakterini ve dünyayı algılama biçiminin eğitim yoluyla şekillendirilebileceğini savunan hümanist anlayış temelinde oluşturuldu. Bu doğrultuda, öğrencilerin yalnızca akademik gelişimlerine değil, ahlaki ve dinî kişiliklerinin şekillenmesine de büyük önem verildi. İlk yıllarında ağırlıklı olarak dil eğitimine odaklanan kolejler (örneğin hazırlık sınıf gibi), ilerleyen dönemlerde programını genişleterek fen ve sosyal bilimlere de yönelmiş; bu alanların farklı disiplinlerine yönelik dersleri müfredatına dâhil etti. Nitelikli öğrenci yetiştirmeyi hedefleyen kolej oluşumunun bir diğer tasası, öğrencilere farkındalık ve bilinç aşılamaktı. Farklı milletlere ve inançlara mensup öğrencileri aynı çatı altında buluşturmak ve her birinin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir eğitim sistemi oluşturmak kolay değildi.

Kolejin ilk yöneticileri de başlangıçta bu konuda yeterli deneyime sahip değildi. Bu nedenle öncelik, okulun eğitim programının oluşturulmasına verildi. Eğitim dili olarak İngilizce tercih edilirken, bu dil farklı topluluklardan gelen öğrenciler arasında ortak bir iletişim zemini oluşturuyordu. Müfredatta yer alacak alanlar ve derslerin içeriği, dönemin nitelikli eğitim anlayışına uygun biçimde titizlikle belirlendi. Öğretmen kadrosu ise alanında yetkin, başarılı ve eğitim mesleğine bağlı kişiler arasından seçildi. Osmanlı coğrafyasının ötesinde, farklı bir dünyada kurulan bu yeni okulun kalıcı bir başarı elde etmesi, büyük ölçüde bu nitelikli kadronun çabasına bağlıydı. Çünkü bir oluşumun başarılı olması, kurucuların ve çalışanların özverisi ve disipliniyle doğru orantılıdır.

Kaynaklar

Zafer, T. (2002). Türk Maarif Cemiyeti / Türk Kültür Kurumu: Ankara’da İlk Özel Kolej (1928-1938). Toplumsal Tarih Dergisi, sayı 105 s. 54-55.

Büyüktolu, R., & Potukoğlu, S. (2020). OSMANLI’DA YABANCI DİL ÖĞRETİMİNE BİR ÖRNEK: ROBERT KOLEJİ (1863-1923). Belgi Dergisi, 2(19), 2004-2029. https://doi.org/10.33431/belgi.629677

Acun, F. (2015). Robert Kolej Mezunları ve Meşhurları. Turkish History Education Journal, 4(2), 136-164. https://doi.org/10.17497/tuhed.185637

https://www.ozelokuldanismanlik.com/turkiyede-ozel-okullarin-tarihcesi/

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...