Mekke Antlaşması’nı dünya nasıl değerlendirdi?
İslam dünyasında son yüzyılın en kapsamlı askerî entegrasyon adımı Mekke’de atıldı. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ortak savunma antlaşmasıyla hayata geçirdiği üçlü ittifakı dünya nasıl değerlendirdi?
Ortak Savunma Antlaşması’nın zemini, 17 Eylül 2025'te Riyad'da Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanan ikili Stratejik Karşılıklı Savunma Antlaşması’yla döşenmişti; Mekke'deki metin, aslında o çerçevenin Türkiye'nin de dâhil olduğu üçlü bir yapıya genişlemiş hâli. Aradan geçen on bir ay boyunca bölgede İran kaynaklı füze ve insansız hava aracı saldırılarının artması, Suudi Arabistan'ın kendi güvenlik seçeneklerini çeşitlendirme arayışını hızlandırdı.
Antlaşmanın Türkiye açısından en önemli boyutlarından biri de diplomatik. Krize sebep olan coğrafyaların orta noktasında bulunup Avrupa ile Asya arasında geçiş sağlayan Türkiye; Kafkasya'dan Orta Doğu'ya uzanan geniş bir jeopolitik kuşağı ve NATO üyeliğini elinde tutuyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın yayımladığı resmî açıklamada bu antlaşmanın "üç ülkenin tarihî ilişkileri, ortak stratejik çıkarları ve savunma iş birlikleri" temelinde atıldığı, hiçbir ülkeyi hedef almadığı vurgulanmıştı. Bu fırsat iyi kullanılırsa Mekke Antlaşması bir savunma antlaşmasının ötesine geçerek ortak savunma sanayi, enerji güvenliği, kritik altyapı, ticaret, yatırım ve teknoloji alanlarına yayılan daha geniş bir stratejik ortaklığın çekirdeği hâline gelebilir. Antlaşma daha ilk gününden itibaren Washington'dan Tel Aviv'e, Tahran'dan Yeni Delhi'ye kadar farklı başkentlerde yeni hesapların yapılmasına yol açtı.
Washington için mesele Türkiye'nin yönü
Mekke Antlaşması'nın ABD açısından en önemli kısmı esasında Washington’ın uzun yıllar boyunca Körfez'in güvenlik mimarisinin merkezinde yer alması. Suudi Arabistan'ın güvenliği, İran tehdidinin sınırlandırılması ve enerji yollarının korunması büyük ölçüde Amerikan askerî varlığı ve Amerikan güvenlik şemsiyesi üzerinden düşünülüyordu. Ancak Suudi Arabistan hem ekonomik hem de finansal gücüyle öne çıkıyor; aynı zamanda Körfez'in güvenliği, enerji kaynakları ve deniz ticaret yolları açısından kritik bir konuma sahip durumda. Reuters’a göre antlaşma İran kaynaklı füze ve insansız hava aracı saldırılarının gölgesinde kalan bir bölgede, üç Müslüman ülkenin karşılıklı savunma taahhüdü. Ajansın vurguladığı asıl nokta ise ortak bildiride tarafların hangi somut askerî yükümlülüğü üstlendiğinin henüz açıklanmamış olmasıydı. Bu mekanizmanın zaman içerisinde ne kadar kurumsallaşacağı ise henüz belirsiz, Ankara'nın aynı anda İran'la diplomatik ilişkilerini sürdürmesi ve Suudi Arabistan-Pakistan'la yeni bir güvenlik mekanizmasına dâhil olması, Türkiye'nin dış politikasındaki denge kurma kapasitesini test edebilir nitelikte.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın aynı güvenlik denkleminde buluşması sıradan bir askerî iş birliği değil. Üç ülkenin birbirinden farklı güçlerini aynı zeminde buluşturuyor. Türkiye'nin askerî ve teknolojik kapasitesi, Suudi Arabistan'ın ekonomik ve diplomatik ağırlığı, Pakistan'ın stratejik caydırıcılığı aynı çerçeve içerisinde düşünülmeye başlandı. Bu, Orta Doğu'da son yıllarda giderek belirginleşen daha geniş bir değişimin parçası. Bölge ülkeleri bir yandan ABD ile ilişkilerini sürdürüyor; diğer yandan Çin, Rusya, Türkiye ve kendi bölgesel ortaklarıyla farklı alanlarda yeni bağlantılar kuruyor.
Tahran'ın sakinliği neden önemli?
İran'ın antlaşmaya verdiği ilk tepki ise belki de bütün bu tablo içerisinde en dikkat çekici olanlardan biri. Tahran, antlaşmayı doğrudan İran karşıtı bir blok olarak tanımlamadı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de antlaşmanın İran'ı hedef aldığına ilişkin bir kaygı bulunmadığını söyledi. Bu yaklaşımın arkasında yalnızca basit bir diplomatik nezaket aramamak gerekiyor. İran, Türkiye ve Suudi Arabistan'la aynı coğrafyanın içerisinde. Üstelik son dönemde bölgedeki rekabet kadar diplomatik normalleşme arayışlarının da arttığı bir dönemdeyiz.
Tahran'ın Mekke Antlaşması'nı hemen bir düşmanlık manifestosu olarak ilan etmemesi, aslında antlaşmanın geleceği açısından önemli bir fırsata da işaret ediyor. Eğer Ankara bu yapıyı İran karşıtı bir askerî eksene dönüştürmek yerine bölgesel güvenlik mekanizması olarak tutabilirse, Mekke Antlaşması'nın genişleme ihtimali de artacaktır. Çünkü Orta Doğu'da kalıcı bir güvenlik düzeni İran'ı yok sayarak kurulamaz.
Tel Aviv cephesinde ise daha temkinli, ama daha kaygılı bir ses gelmekte. The Jerusalem Post'a konuşan İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nden (INSS) Dr. Yoel Guzansky, antlaşmanın normalleşme kapısını tamamen kapatmadığını fakat Türkiye ve Pakistan'ın bölgede "gerçek anlamda İsrail karşıtı bir duruş" taşıdığını söyledi. Antlaşmanın Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki normalleşme ihtimalini de etkileyebileceğine ilişkin değerlendirilmesi, Tel Aviv'in meseleyi yalnızca askerî bir antlaşma olarak görmediğini ortaya koyuyor. Öte yandan Yeni Delhi, Pakistan'ın stratejik çevresinin genişlemesini yakından takip ediyor. Bütün bunlar aslında antlaşmanın bugün ne olduğunu değil, neye dönüşebileceğini gösteriyor.
Sonucu imza değil, uygulama belirleyecek
Bu anlaşma Orta Doğu'daki bütün önemli aktörlere, güvenliğin bundan sonra yalnızca Washington'da, Brüksel'de veya Tel Aviv'de tasarlanmayabileceğini hatırlattı. Ve bu yeni hesabın merkezinde, son yıllarda kendi askerî kapasitesini üretmekle kalmayıp çevresinde ortaklıklar kurmaya çalışan Türkiye bulunuyor.
Mekke'de atılan imza, tamamlanmış bir ittifaktan çok yeni bir güvenlik mekanizmasının başlangıcı. Türkiye açısından bu adım, yeni bir eksen arayışından çok, NATO'daki köklü konumunu korurken Körfez ve Güney Asya'da stratejik seçeneklerini çoğaltma girişimi. Tüm İslam âlemi için gelecek vadeden bu antlaşma, tarihî bir ittifakın habercisi olabilir…
Kaynakça
The Jerusalem Post, "Saudi Arabia's defense pact with Turkey, Pakistan complicates peace with Israel" https://www.jpost.com/middle-east/article-904957
Reuters, "Saudi Arabia, Turkey, Pakistan sign joint defence deal amid regional turmoil" https://www.reuters.com/world/asia-pacific/saudi-arabia-turkey-pakistan-sign-joint-defence-deal-amid-regional-turmoil-2026-08-07/

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.