06 Ağustos 2026

İngiltere, sömürgeci geçmişini yeniden yazabilir mi?

İngiltere-Afrika ilişkileri, yardım odaklı anlayıştan yatırım ve eşit ortaklık modeline evrilirken, sömürge geçmişiyle yüzleşmek kalıcı güvenin ve karşılıklı refaha dayalı yeni bir dönemin en kritik şartı olarak öne çıkıyor.

İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Ahmed Tinubu’yu Downing Street’te ağırladığında, bu buluşma sıradan bir diplomatik temasın ötesinde bir anlam taşıyordu. Bu durum, on yıllardır İngiltere-Afrika ilişkilerinin üzerinde sallantıda duran daha geniş kapsamlı bir soruyu yansıtıyor: İngiltere, sömürgeci geçmişinin mirasıyla yüzleşmeksizin Afrika ile gerçekten yeni bir ortaklık kurabilir mi?

Bağımsızlık sonrası politika döneminin büyük bir kısmında, İngiltere’nin birçok Afrika ülkesiyle olan ilişkisi tanıdık bir söylemle şekillendi: Kalkınma yardımı, insani destek ve yoksullukla mücadele. Yardım, özellikle insani krizler, salgın hastalıklar ve doğal afetler sırasında şüphesiz hayatlar kurtardı. Ancak yardım, Batı politika çevrelerinde Afrika’nın genellikle görüldüğü egemen bir mercek hâline de geldi. Bu bakış açısı, kasıtsız bir şekilde ortaklık anlatısı yerine bir bağımlılık anlatısını pekiştirdi.

Bugün Afrika farklı bir gerçeklik sunuyor. Dünyanın en genç kıtası olan Afrika; hızla büyüyen şehirlere, genişleyen tüketici pazarlarına, gelişen teknoloji ekosistemlerine ve küresel yeşil dönüşüm için önemi giderek artan bol doğal kaynaklara ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle diyalog; kademeli olarak yardımdan yatırıma, yardımseverlikten ticarete ve donör-alıcı ilişkisinden karşılıklı fayda sağlayan ortaklıklara kayıyor. Çin, Türkiye ve Rusya gibi diğer ülkeler ise güç kazanıyor.

İngiltere şimdi Afrika ile olan münasebetini yalnızca bir ekonomik strateji meselesi olarak değil, aynı zamanda tarihî bir sorumluluk görevi olarak da yeniden düşünme fırsatıyla karşı karşıya. Sömürge mirası, İngiltere ile birçok Afrika devleti arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkileri şekillendirmeye devam ediyor. Sömürge yönetimleri, ekonomileri çeşitlendirilmiş sanayiler geliştirmekten ziyade öncelikle ham maddeleri çıkarmak üzere inşa etti. Altyapı genellikle ülke içi entegrasyon yerine ihracat rotalarına hizmet etti. Siyasi kurumlar, kapsayıcı yönetimi teşvik etmek yerine kontrolü sürdürmek için tasarlandı. Bağımsızlık siyasi otoriteyi devretmiş olsa da birçok yapısal ekonomik dengesizlik varlığını sürdürdü.

Bu tarihi kabul etmek, sürekli bir suçlama yüklemekle karıştırılmamalıdır. Uluslar evrilir, hükûmetler değişir ve toplumlar ilerler. Yine de olgun ortaklıklar dürüstlük üzerine kurulur. Bireylerin geçmişteki hataları kabul ederek ilişkilerini güçlendirmesi gibi, ülkeler de geçmişleriyle açıkça yüzleşerek daha güçlü gelecekler inşa edebilirler.

Yardımdan ortaklığa geçiş

İngiltere yıllar içinde önemli jestler yaptı. Belirli sömürge dönemi ihlallerine ilişkin pişmanlık ifadeleri, İngiliz kurumlarında tutulan kültürel eserlerle ilgili tartışmalar ve onarıcı adalet konusunda yenilenen münazaralar yaşandı. Yine de bu tartışmalar genellikle siyasi olarak tartışmalı kalıyor ve tarihsel eşitsizlikleri gideren kapsamlı ekonomik ortaklıklara nadiren dönüşüyor. Nijerya, iki ülke arasındaki yeni bir ilişkinin nasıl görünebileceğine dair aydınlatıcı bir örnek sunuyor.

İngiltere’nin Afrika’daki en büyük ticaret ortağı ve dünyada nüfusu en hızlı büyüyen ülkelerden biri olan Nijerya, İngiltere-Afrika ilişkilerinde benzersiz bir konuma sahiptir. Tarihî bağlar derinliğini koruyor. Milyonlarca Nijeryalı İngiltere’de yaşıyor, okuyor ve çalışıyor; bu da iki ülke arasında kalıcı eğitimsel, kültürel ve ticari bağlar yaratıyor. Bununla birlikte Nijerya, yardım odaklı bir yaklaşımın sınırlarını da gözler önüne seriyor.

Uzun yıllar boyunca kalkınma yardımı almasına rağmen, Nijerya’nın bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey, üretken yatırımdır. Genç nüfusu bağımlılık değil, istihdam; girişimcileri uygun maliyetli sermaye, üniversiteleri araştırma ortaklıkları, üreticileri iyileştirilmiş altyapı ve güvenilir enerji, teknoloji şirketleri ise risk sermayesi ve küresel pazarlara erişim talep ediyor. Esasen bunlar, geleneksel yardımın tek başına çözebileceği sorunlar değildir.

Başbakan Keir Starmer hükûmeti ile Cumhurbaşkanı Tinubu arasındaki son görüşmelerde ticaret, yatırım, temiz enerji, finansal iş birliği ve özel sektör ortaklıkları giderek daha fazla vurgulanıyor. Bu değişim, her iki taraftaki değişen gerçeklikleri yansıtıyor. İngiltere, Brexit’in ardından yeni pazarlar ve stratejik ekonomik ilişkiler ararken; Nijerya ekonomisini petrolün ötesinde çeşitlendirmeyi ve sanayi kalkınmasını hızlandırmayı hedefliyor. Etkili bir şekilde yönetilirse, bu tür bir iş birliği önceki angajman modellerinden önemli bir ayrışmayı temsil edebilir.

Yatırım; yetersizliği değil, yetkinliği esas aldığı için yardımdan kökten ayrılır. Yatırımcılar, insani ihtiyaçlara yanıt verdikleri için değil, karşılıklı faydaların farkında olarak yerleşik ortaklıklar aracılığıyla fırsat, yenilik ve uzun vadeli getiri ararlar. Bu ayrım önem taşıyor.

Afrika’nın potansiyeli, İngiltere’nin fırsatı

Afrika yetenekten yoksun değildir. Lagos, Nairobi, Kigali, Akra, Kampala ve Cape Town genelinde genç girişimciler finansal teknoloji (fintek) şirketleri kuruyor, yapay zekâ uygulamaları geliştiriyor, tarımı modernleştiriyor ve küresel ölçekte rekabetçi işletmeler yaratıyor. Zorluk genellikle yenilikçilikte değil; finansa, altyapıya ve uluslararası pazarlara erişimdedir.

İngiltere, bu hedefleri tamamlayabilecek karşılaştırmalı avantajlara sahiptir. Finans kurumları dünyanın en gelişmiş kurumları arasında yer almaya devam ediyor. İngiliz üniversiteleri yetenekli Afrikalı öğrencileri ve araştırmacıları çekmeyi sürdürüyor. Londra’nın hukuk ve finans hizmetleri uluslararası yatırımları desteklerken; İngiltere’nin yenilenebilir enerji, sağlık ve ileri imalat alanlarındaki uzmanlığı Afrika’nın birçok kalkınma önceliğiyle örtüşüyor.

İngiltere, yardım bütçelerini süresiz olarak büyütmek yerine, Afrika ekonomilerine daha fazla özel yatırım akışını kolaylaştırabilir. Bu durum; yatırım risklerinin azaltılmasını, ortak girişimlerin desteklenmesini, araştırma iş birliğinin güçlendirilmesini, beceri ortaklıklarının genişletilmesini ve teknoloji transferinin teşvik edilmesini içerecektir.

Afrika’nın büyüyen orta sınıfı, İngiliz mal ve hizmetleri için bölgede genişleyen bir pazarı temsil ediyor. İngiliz şirketleri, önemli büyüme potansiyeline sahip dinamik pazarlara erişim sağlayacaktır. Afrika ülkeleri ise istihdam yaratılmasından, teknoloji yayılımından ve sanayi genişlemesinden faydalanacaktır. Bu ortaklık, bağımlılık yerine karşılıklılık esasına dayanır. Ancak tek başına ekonomik iş birliği bu tarihsel kırgınlıkları silemez. Birçok Afrikalı, çağdaş uluslararası ekonomik ilişkilerin boyutlarını sömürgecilik deneyimlerinin merceğinden görmeye devam ediyor.

Kültürel eserlerin iadesi, göç politikaları, vize kısıtlamaları ve adaletsiz ticaret düzenlemelerine ilişkin sorular, yatırım tartışmalarıyla birlikte sıklıkla gündeme geliyor. Bu konuları görmezden gelmek güveni zedeleme riski taşır. Dolayısıyla sömürge tarihiyle yüzleşmek, hükûmetlerin her tarihsel yorum üzerinde anlaşmasını veya özdeş siyasi pozisyonları benimsemesini zorunlu kılmaz. Bu durum; diyaloğa açık olmayı, tarihsel karmaşıklığı tanımayı ve eski eşitsizlik kalıplarını yeniden üretmekten bilerek kaçınan geleceğe dönük ilişkiler inşa etme iradesini gerektirir.

Sembolizm, politikalarla birlikte önem taşır

İngiliz liderler; Afrika hakkında konuştuğunda seçtikleri dil, algıları şekillendirir. Yalnızca insani krizlere, istikrarsızlığa ve yoksulluğa odaklanan söylemler eski kalıp yargıları pekiştirir. Bunlar yerine yenilikçilik, girişimcilik, eğitim, yatırım ve ortak refah hakkında konuşmak, değişen bir kıtanın gerçeklerini yansıtır.

Afrika hükûmetleri de kendi sorumluluklarını taşır. Yabancı yatırım; iyi yönetişimin, mevzuat öngörülebilirliğinin, yolsuzlukla mücadele tedbirlerinin ve etkili kamu kurumlarının yerini tutamaz. Sürdürülebilir ortaklıklar her iki tarafta da hesap verebilirlik gerektirir. Dolayısıyla İngiltere-Afrika ilişkilerinin geleceği; yardım ile yatırım arasında bir tartışma olarak değil, ortaklıkların daha geniş bir anlayışla yeniden kurgulanması olarak ele alınmalıdır. İnsani acil durumlarda, sağlık desteğinde ve çatışma sonrası toparlanmada yardım vazgeçilmez kalacaktır. Ancak Nijerya, Kenya, Uganda ve Gana gibi ülkeler için uzun vadeli refah; dış yardımdan ziyade üretken yatırıma, sanayi kalkınmasına, yenilikçiliğe ve bölgesel ticarete bağlı olacaktır.

İngiltere, hâlihazırda kıtada büyük yatırımlar yapan Çin ve Türkiye gibi ülkelerin yanında bu dönüşümde tercih edilen bir ortak olma fırsatına sahiptir. Bunu yapmak, eşitlik ve ortak çıkarlara dayanan yeni iş birliği biçimlerini kucaklarken, tarihin rahatsız edici yönleriyle de yüzleşmeyi gerektirecektir. Bu durum, Afrika ülkelerini yalnızca kalkınma programlarının faydalanıcıları olarak değil, başarısı küresel refaha katkıda bulunan stratejik ekonomik ortaklar olarak görmek anlamına gelecektir.

Tarih yeniden yazılamaz ve sömürgeci geçmiş geri alınamaz; unutulmamalıdır da. Ancak tarih dürüstlükle kabul edilebilir ve gelecekteki ilişkiler farklı şekilde yazılabilir. Dolayısıyla Londra ile Abuja arasındaki görüşmeler yardımdan yatırıma, yenilikçiliğe ve karşılıklı saygıya doğru ilerlemeye devam ederse, İngiltere’nin yalnızca emperyal geçmişiyle değil, aynı zamanda Afrika ile daha adil bir ekonomik geleceğin şekillendirilmesine yardımcı olmasıyla da hatırlandığı yeni bir sayfanın ipuçlarını verebilir. Bu durum tarihi silmeyecektir. Ancak bütünlükle yüzleşildiğinde tarihin, kalıcı bir engel olmak yerine daha iyi bir ortaklığın temeli hâline gelebileceğini kanıtlayacaktır.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...