19 Ocak 2026

Grönland satrancı: Trump ve Avrupa karşı karşıya

ABD Başkanı Trump'ın Grönland'ı alma girişimi, Avrupa ile tarihi bir çatışmaya yol açtı. Avrupa, ABD'nin gümrük tehditlerine karşı ekonomik misilleme ve stratejik dayanışmayla direniyor. Kriz, Batı ittifakının geleceğini ve uluslararası hukukun üstünlüğünü belirleyecek.

Ocak 2026 itibarıyla küresel jeopolitik düzen, transatlantik ittifakın temel taşlarını yerinden oynatan eşi benzeri görülmemiş bir krizle sarsılıyor. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump'ın Grönland'ı ilhak etme veya satın alma yönündeki agresif talepleri, diplomatik bir anlaşmazlıktan öte uluslararası hukuk, ekonomik egemenlik ve devlet felsefesi üzerine derin bir hesaplaşmaya dönüştü. Trump'ın geçtiğimiz yıl göreve başlamasından bu yana Avrupalı müttefikleriyle yaşadığı sürtüşmeler, Grönland'a sembolik düzeyde asker gönderen sekiz Avrupa ülkesine (Danimarka, Norveç, İsveç, Fransa, Almanya, Birleşik Krallık, Hollanda ve Finlandiya) yönelik %10'luk gümrük vergisi tehdidiyle zirve noktasına ulaştı. Bu kriz, 19 Ocak 2026 tarihinde gerçekleşmesi beklenen acil zirve ile Avrupa'nın "stratejik özerklik" sınavına dönüştüğü bir dönüm noktasını temsil ediyor.

Grönland'ın statüsü, tarihsel süreç içerisinde sömürgecilikten geniş kapsamlı bir özerkliğe doğru evrilmiş, bu evrim adayı modern uluslararası hukukta benzersiz bir konuma yerleştirmişti. 18. yüzyıldan itibaren Danimarka kontrolünde olan ada, 1953 yılında sömürge statüsünden çıkarılarak Danimarka Krallığı'nın bir ili hâline getirildi. Ancak gerçek dönüşüm, 1979'da tanınan "Ev Yönetimi" (Home Rule) ve ardından 2009'da yürürlüğe giren "Grönland Özerklik Yasası" (Self-Government Act) ile yaşandı.

2009 yasası, Grönland halkını uluslararası hukuk uyarınca kendi kaderini tayin etme hakkına sahip bir "halk" olarak tanımladı. Bu yasal çerçeve, Grönland'ın yer altı kaynakları, yargı sistemi ve polis teşkilatı gibi kritik alanlarda tam yetkiye sahip olmasını sağladı. En önemlisi, yasanın 21. maddesi, bağımsızlığa giden yolu Grönland halkının iradesine ve Danimarka parlamentosunun onayına bağlayarak, adanın herhangi bir dış güç tarafından "satın alınamaz" veya "devredilemez" bir hukuki kimliğe sahip olduğunu tescil etti. Trump'ın bu hukuki gerçekliği görmezden gelerek adayı bir "gayrimenkul varlığı" gibi ele alması, Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen tarafından "saygısızlık" ve "demokrasiye saldırı" olarak nitelendiriliyor.

Trump Doktrini ve 19. yüzyıl tarzı yayılmacılığın geri dönüşü

Donald Trump'ın Grönland'a yönelik ilgisi, sadece kişisel bir fantezi değil, Amerikan stratejik düşüncesindeki uzun soluklu bir sürekliliğin radikalleşmiş bir versiyonu. 1867'de Dışişleri Bakanı William Seward'ın Alaska'nın ardından Grönland'ı da alma planları ve 1946'da Başkan Harry Truman'ın sunduğu 100 milyon dolarlık altın teklifi, ABD'nin adayı Kuzey Amerika'nın güvenliği için bir "ön karakol" olarak gördüğünü kanıtlıyor. Ancak 2026 krizini öncekilerden ayıran temel unsur, Trump'ın "transaksiyonel realizm" adını verdiği, müttefiklere karşı gümrük vergilerini bir baskı aracı olarak kullanan yöntemi.

Trump'ın "Altın Kubbe" (Golden Dome) olarak adlandırdığı ve İsrail'in Demir Kubbe sistemine benzeyen devasa füze savunma projesi, Grönland'ı bu sistemin vazgeçilmez bir parçası hâline getiriyor. Trump'a göre, Rusya ve Çin'in Arktik'teki gemi varlığı ve artan ilgisi, ABD'nin bu bölgeyi doğrudan kontrol etmesini zorunlu kılıyor. 2026 başındaki Venezuela müdahalesi sonrası özgüveni artan Trump yönetimi, Grönland'ı "millî güvenlik meselesi" olarak tanımlayarak, müttefiklerin egemenlik haklarını bu önceliğin gerisinde konumlandırdı.

Avrupa Birliği ve müttefikleri, Trump'ın vergi tehditlerine karşı sınırlı fakat etkili bir dizi seçenek üzerinde çalışıyor. Krizin merkezinde, Temmuz 2025'te İskoçya'daki bir golf sahasında imzalanan ve transatlantik ticaretinde geçici bir istikrar sağlaması beklenen "Turnberry Anlaşması" yer alıyor. Bu anlaşma uyarınca AB, Amerikan sanayi ürünleri üzerindeki vergileri sıfırlamayı taahhüt etmiş, ABD ise AB ihracatına uyguladığı vergileri %15 seviyesinde tutmayı kabul etmişti.

Ancak Trump'ın Grönland misillemesi olarak %10 ek vergi (toplamda %25 ve 1 Haziran'da %40'a çıkma potansiyeliyle) getirme kararı, Turnberry Anlaşması'nı fiilen yok etti. Avrupalı liderler için en basit ve hızlı yanıt, Turnberry'nin askıya alınması ve geçen baharda hazırlanan 93 milyar avroluk (108 milyar dolar) misilleme paketinin devreye sokulması. Bu paket özellikle Amerikan uçakları, otomobilleri ve alkollü içecekleri gibi siyasi açıdan hassas sektörleri hedef alıyor. Buna ek olarak, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un şiddetle savunduğu "Zorlama Karşıtı Araç" (Anti-Coercion Instrument - ACI), Avrupa'nın elindeki en güçlü ekonomik silahtır. "Ticaret Bazukası" olarak adlandırılan bu mekanizma, gümrük vergilerinin ötesine geçerek şu önlemleri alma yetkisi veriyor:

  • Amerikan teknoloji devlerinin Avrupa pazarındaki lisanslarının iptal edilmesi veya sınırlandırılması
  • ABD merkezli finans kuruluşlarının AB içindeki operasyonlarına kısıtlama getirilmesi
  • Amerikan şirketlerinin AB kamu ihalelerine erişiminin engellenmesi
  • Fikri mülkiyet haklarının korunmasının askıya alınması gibi orantısız yanıtlar

Ancak ACI'nin kullanımı, üye devletler arasında büyük bir risk olarak görülüyor. Almanya ve Hollanda gibi ülkeler, bu aracın tetiklenmesinin transatlantik ilişkilerde geri dönüşü olmayan bir kopuşa ve Amerikan misillemelerinin daha da sertleşmesine yol açmasından endişe ediyor.

Kantçı "ebedî barış" vs. Hobbesçu "güç siyaseti"

Avrupa'nın Trump'a karşı duruşu, ekonomik savunmanın yanı sıra derin bir felsefi altyapıya dayanan varoluşsal bir direnç noktası. Avrupa Birliği'nin kurumsal ve hukuk temelli yapısı, Immanuel Kant'ın 1795 tarihli "Ebedî Barış" (Zum ewigen Frieden) eserindeki prensiplerin modern bir uygulaması olarak görülebilir. Kant'a göre kalıcı barış, devletlerin birbirini mülk olarak görmeyi bırakması (Preliminary Article 2) ve özgür cumhuriyetlerin bir federasyonu altında birleşmesiyle mümkündür.

Avrupa projesi, egemenliğin kaba kuvvete değil, karşılıklı tanıma ve hukukun üstünlüğüne dayandığı Kantçı bir "supranasyonalizm" anlayışı üzerine inşa edilmişti. Macron ve diğer Avrupalı liderlerin "yıldırma ve tehdit bizi etkilemeyecek" çıkışı, bu hukuki normun savunulmasından başka bir şey değil. Buna karşın Trump'ın yaklaşımı, Thomas Hobbes'un "İnsan insanın kurdudur" (homo homini lupus) ve devletler arası ilişkinin bir "doğa durumu" (anarşi) olduğunu savunan klasik realizmine dayanıyor. Trump için uluslararası anlaşmalar sadece güç dengesini yansıtan geçici metinlerdir ve Grönland gibi stratejik bir toprak parçası, üzerindeki halkın iradesinden bağımsız olarak "satın alınabilir" bir metadır.

Bu iki dünya görüşü arasındaki çatışma, Batı ittifakının (NATO) ontolojik güvenliğini tehdit etmektedir. Bir NATO üyesinin (ABD), bir diğer üyenin (Danimarka) toprak bütünlüğüne göz dikmesi, ittifakın dayandığı "liberal barış" teorisini ve "Demokratik devletler birbirleriyle savaşmaz" varsayımını temelinden sarsıyor.

Bölünmüş müttefikler: Polonya, İngiltere ve İtalya'nın stratejik ikilemleri

Trump'ın gümrük vergisi tehdidi, Avrupa içindeki siyasi fay hatlarını da belirginleştirdi. Her ülkenin tepkisi, kendi iç siyaseti ve ABD'ye olan güvenlik bağımlılığına göre şekilleniyor.

  • Polonya'nın iç çatışması: Polonya, Başbakan Donald Tusk'ın temsil ettiği merkezci, AB yanlısı kanat ile Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'nin temsil ettiği sağcı, Trump yanlısı kanat arasında derin bir bölünme yaşıyor. Tusk, bir müttefikten toprak alınmasını "bildiğimiz dünyanın sonu" olarak nitelendirirken, Nawrocki meseleyi Trump ve Danimarka arasında bir pazarlık alanı olarak görüyor, böylece Amerikan güvenlik şemsiyesini riske atmaktan kaçınıyor. Polonya'nın Grönland'a asker göndermeyi reddetmesi (Restraint/Patience politikası), Rusya korkusu ile Avrupa dayanışması arasında sıkışmış bir devletin felç hâlini yansıtıyor.
  • Birleşik Krallık'ın "özel ilişki" sınavı: Başbakan Keir Starmer, Brexit sonrası dönemde ABD ile kurmaya çalıştığı imtiyazlı ilişkinin, Trump'ın "önce Amerika" politikası karşısında ne kadar kırılgan olduğunu deneyimliyor. Starmer'ın vergi tehdidini "tamamen yanlış" olarak nitelemesi ve muhalefetteki Kemi Badenoch'un bunu "korkunç bir fikir" olarak tanımlaması, Londra'nın güvenlik ve ticaret çıkarları söz konusu olduğunda istemeyerek de olsa Avrupa kıtasına doğru itildiğini gösteriyor.
  • İtalya'nın diplomatik ara buluculuk çabası: Giorgia Meloni, Trump ile olan ideolojik yakınlığını kullanarak Avrupa ile ABD arasında bir köprü kurmaya çalıştı. Meloni'nin Trump'a, Avrupa askerlerinin bir tehdit değil, Rusya ve Çin'e karşı bir önlem olduğu yönündeki açıklamaları, krizin bir "yanlış anlama" sonucu çıktığı argümanına dayanıyor. Ancak Trump'ın bu telkinlere rağmen vergilerde ısrar etmesi, Meloni'nin "popülist sağ" dayanışmasının da sınırlarını ortaya koyuyor.

Kanada'nın stratejik ekseni

Grönland krizinin en beklenmedik yan etkilerinden biri, Kanada'nın dış politika paradigmasındaki radikal değişimdir. Trump'ın Kanada ürünlerine yönelik sert vergi tehditleri ve Grönland üzerindeki baskısı, Başbakan Mark Carney'i Pekin ile yeni bir sayfa açmaya zorladı. Carney'in Ocak 2026'daki Pekin ziyareti, Kanada'nın ABD'ye olan %75'lik ihracat bağımlılığını azaltıyor ve "dünyayı olduğu gibi kabul etme" stratejisinin bir parçasıdır.

Kanada'nın Çin ile imzaladığı "Stratejik Ortaklık", tarım ürünleri üzerindeki vergilerin indirilmesi karşılığında Çin yapımı elektrikli araçların (EV) Kanada pazarına girişine izin verilmesini içeriyor. Bu hamle, Washington'un müttefiklerini ticaret yoluyla cezalandırma politikasına karşı, müttefiklerin rakiplerle iş birliği yaparak yanıt verdiği yeni ve tehlikeli bir dönemin başlangıcını simgeliyor.

Ocak 2026 ortasında başlayan "Operation Arctic Endurance" (Arktik Dayanıklılık Operasyonu), askerî bir fetih veya savunma misyonundan ziyade, bir egemenlik beyanı. Danimarka'nın talebi üzerine Grönland'a gelen yaklaşık 200 kişilik çok uluslu güç, Trump'ın "güvenlik boşluğu" argümanını boşa çıkarmayı hedefliyor. Trump, bu askerlerin Grönland'a "bilinmeyen amaçlarla" gittiğini ve gezegenin güvenliğini tehlikeye attığını iddia etse de saha komutanları operasyonun tamamen eğitim amaçlı ve şeffaf olduğunu vurguluyor. Bu askerî varlık, Avrupa'nın Arktik'teki egemenliğini sadece kâğıt üzerinde değil, fiziksel olarak da temsil etme iradesini gösteriyor.

Kvanefjeld ve Tanbreez'in jeopolitik değeri

Trump'ın Grönland takıntısının arkasındaki en somut rasyonel, adanın devasa nadir toprak elementleri (REE) rezervleridir. Özellikle Çin'in bu pazar üzerindeki %90'a varan hâkimiyeti, ABD'yi kritik bir tedarik zinciri krizine sokmuştu. Grönland, neodimyum, disprozyum ve terbium gibi modern savunma ve enerji teknolojileri için vazgeçilmez olan madenlerde dünyanın en büyük rezervlerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor.

Güney Grönland'daki iki ana proje, bu jeopolitik savaşın odak noktası:

  • Tanbreez Projesi: ABD'li Critical Metals Corp tarafından kontrol edilen bu proje, dünyanın en büyük işlenmemiş nadir toprak yatağı olarak kabul ediliyor. ABD Eximbank'ın bu projeye 120 milyon dolarlık kredi desteği sağlaması, Trump yönetiminin Grönland'ı ekonomik olarak ilhak etme stratejisinin ilk somut adımı.
  • Kvanefjeld Projesi: Uranyum içeriği nedeniyle 2021 yılında Grönland hükûmeti tarafından yasaklanan bu proje, Çinli hissedarların (Shenghe Resources) varlığı nedeniyle Washington'da büyük bir güvenlik endişesi yaratmıştı. Bu yatağın işletilememesi, Trump'ın adayı doğrudan kontrol ederek çevre yasaklarını baypas etme arzusunu körüklüyor.

Trump'ın Grönland hayaline Avrupa engel olabilecek mi?

Bu sorunun yanıtı, Avrupa'nın ekonomik birlik ve stratejik özerklik konusundaki kararlılığında yatıyor. Avrupa'nın elindeki seçenekler kâğıt üzerinde güçlüdür ancak uygulanabilirlikleri siyasi iradeye bağlı.

  • Birleşik ticaret cephesi: Eğer AB, Birleşik Krallık ve Norveç ile birlikte hareket ederek Turnberry Anlaşması'nı topluca yırtıp atar ve 93 milyar avroluk misillemeyi başlatırsa, Amerikan borsalarındaki düşüş ve yerel sektörlerin baskısı Trump'ı geri adım atmaya zorlayabilir.
  • Hukuki direniş ve tahkim: Danimarka ve Grönland'ın konuyu Uluslararası Adalet Divanı'na ve BM Güvenlik Konseyi'ne taşıması, Trump'ın hamlelerini "yasa dışı ilhak girişimi" olarak tescilleyerek uluslararası izolasyon yaratabilir.
  • Yerel direnişin tahkimi: Grönland halkının %75'inin bağımsızlık ve Danimarka ile birlik yönündeki iradesi, Trump'ın "özgürleştirme" veya "koruma" argümanlarını boşa çıkıyor.
  • Parçalanmış Avrupa: Eğer Polonya, Macaristan veya İtalya gibi ülkeler ABD ile ikili anlaşmalar yaparak ortak cepheden ayrılırsa, Avrupa'nın "bazukası" (ACI) etkisiz kalacaktı.
  • Ukrayna ve güvenlik bağımlılığı: Trump'ın Ukrayna yardımını kesmesi, Avrupa'yı kendi savunma harcamalarını artırmaya zorluyor. Bu ekonomik yük altında bir de ticaret savaşına girmek, kıtayı derin bir stagflasyona sokabilir.

Ez cümle, Grönland üzerine yaşanan bu kriz, Batı'nın kendi içindeki "değerler savaşı"nın bir tezahürü. Trump'ın Grönland hayali, sadece bir toprak parçasıyla ilgili değil, Amerikan gücünün sınırlarını test etmekle ilgili. Avrupa, Kantçı prensiplerine ve ekonomik egemenliğine sadık kalarak bu hayali bir "stratejik kabusa" dönüştürme potansiyeline sahip. Ancak bu direniş, transatlantik ittifakın (NATO) bildiğimiz hâliyle sona ermesi gibi ağır bir bedelle sonuçlanabilir. 19 Ocak zirvesi, Avrupa'nın Grönland'ı değil, kendi "Avrupalı olma" fikrini de savunup savunamayacağını gösterecek…

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...