24 Ağustos 2026

Ekran ile defter arasında: Eğitimde dijitalleşmenin sınırları

Eğitimde dijitalleşme teoride bilgiye açılan bir kapı sunsa da pratikte dikkat dağınıklığı ve yüzeysel öğrenme riskini beraberinde getiriyor. Dünyada kara tahtaya dönüş başlarken, ekran ile defter arasındaki denge yeniden tartışılıyor.

Son yıllarda eğitimin geleceğine dair en çok duyduğumuz kavram “dijitalleşme” olsa da sınıf kapılarından içeri girdiğimizde tablonun giderek karmaşıklaştığını görüyoruz. Bir yanda tabletler, akıllı tahtalar ve yapay zekâ uygulamalarıyla donatılan modern sınıflar; diğer yanda ise çocukların dikkat sürelerinin kısalmasından, okuduğunu anlamakta zorlanmasından şikâyet eden öğretmenler ve ebeveynler var. Tam da bu yüzden ekranların pedagojik etkisi üzerine yürütülen tartışmalar artık sadece akademik çevrelerin değil, günlük hayatın da merkezine yerleşmiş durumda.

Zihinde kodlanan algı: Bilgi kaynağı mı, eğlence aracı mı?

Sınıflardan çıkıp çocukların bireysel çalışma alanlarına baktığımızda da benzer bir karmaşayla karşılaşıyoruz. Mesela pandeminin üzerinden çok sular akmış olsa da o süreç hem ebeveynlere hem de eğitimcilere önemli bir ders vermiş oldu. Çocukların ellerine okul derslerini takip etmek için tabletlerin verildiği, ancak arka planda oyunların oynandığı o dönemi bugün eğitime dair kayıp yıllar olarak anıyoruz. Bunun temel sebebi, çocukların zihninde ekranın en başından beri bir eğlence aracı olarak kodlanmış olması. Bu durumu, lezzetli bir pastayı önüne koyup “keyif almak için değil, sadece karnını doyurmak için ye” demeye benzetebiliriz.

Doğduğu andan itibaren ağlamasın, yemeğini yesin ya da uslu dursun diye eline ekran tutuşturulan ve hep eğlenceli içeriklerle sakinleştirilen bir çocuk düşünün (ki böyle sağlıksız bir şekilde verilmediğinde de benzer sonuçlardan bahsedebiliriz). Aynı çocuğa okula başladığında “bu artık senin ders aracın” dediğimizde, zihnindeki o eğlence dürtüsü kaçınılmaz olarak ağır basıyor. Özellikle ilk ve ortaokul öğrenci seviyesine baktığımızda çocukların eğitim için ekranları kullanma beceri ve beklentileri son derece zayıf bir yerde kalıyor. Neticede teoride zengin birer bilgi kaynağı olarak sunulan ekranların, pratikte neredeyse tamamen birer eğlence ve oyun aracına dönüştüğünü tecrübe ediyoruz. Bu sadece çocuklar için değil elbet biz yetişkinleri de kapsıyor tabi ki. Bu konuda meşhur bir söz vardı; insanlık tarihinin tüm bilgisine saniyeler içinde ulaşabilen bir cihaz taşıyıp onu sadece kedi videoları izlemek için kullanmak gibi... Bizim durumumuz da bundan farksız; teoride evrenin bilgisini barındıran o ekranlar, pratikte yalnızca oyun ve eğlence aracı olmanın ötesine geçemiyor çoğu zaman.

Çocukların eğitimleri için bu araçları kullanmayalım mı?

Çocukların eğitimleri için bu araçları kullanmayalım mı yani diye sorabilirsiniz elbet. Bu konu biraz çetrefilli, çocuğumuzun hangi noktada neyi nasıl öğrendiğiyle ilgili. Bu konuda yakın geçmişe kısa bir bakış atabiliriz. Teknolojik araçların gelişme göstermesiyle birlikte ilk iş her okul akıllı tahtalara koştu, çocuklara tabletler yağdırıldı. Fakat zaman içinde bu araçların eğitimin ilk aşaması olan öğrenme sürecinde aslında faydadan çok zararı olduğu anlaşıldı. Avrupa’ya baktığımızda, eğitimi dijitalleştirmeye geçen ilk ülkelerden biri olan İsveç, bu yıl tablet ve ekran kullanımını sınırlandırıp kara tahta ve el yazısına geri dönme kararı aldı. Danimarka’da tablet ve laptopun yerini yeniden fiziksel ders kitaplarının alması için 540 milyon Danimarka Kronu ulusal bir bütçe tahsis edildi. İlkokul ve ortaokullarda kişisel telefonlar ve akıllı saatler tamamen yasaklandı. Norveç’te de benzer hamleler gerçekleşti. Tablet ve laptop tabanlı ders işleme oranları düşürülerek, ilk ve ortaokulda okuma-yazmanın fiziksel kitap ve defterlerle yapılması zorunlu hale getirildi. Önemli bir adım da yapay zekayla ilgili olduğu söylenebilir. Yapay zekâ uygulamaları hayatımıza girer girmez hepimizin dert ortağı ve ilk akıl hocası oldu. Çocuklarda da bunun yaygınlaştığını görüyoruz. Norveç dijital araçlara ilk kullanan ülkelerin başında gelirken bu araçların eğitimde zararlarını görerek yapay zekanın da 6-13 yaş arası çocuklar da kullanımını yasaklama kararı aldı. Bunun nedeni; öğrencilerin temel okuma, yazma ve problem çözme becerilerini köreltmesi ve öğrenme süreçlerine zarar vermesidir. Çocukların ödevlerini yapay zekaya devretmesi, adım adım akıl yürütme, hata ayıklama ve kaynaklar arası bilgi toplama yetisi kazanmasına engel teşkil ediyor. Bununla birlikte yapay zekâ modelleri gerçeğe dayanmayan bilgileri son derece doğruymuş gibi sunabiliyor ve dolayısıyla çocuk aslında yanlış bilgi öğrenmiş oluyor. Dönüp kendi ülkemizdeki çocukların uygulamalarına baktığımızda burada da ayarı kaçırmışız gibi görünüyor. Çocuklar henüz bu kadar alışmamışken yapay zekâ üzerinden ödevleri devamlı onlara yaptırma rahatına da alışmamaları için alternatiflere yönlendirmeye çalışmalıyız.

Silikon Vadisi paradoksu ve derinlemesine öğrenme

Uzmanların ekran konusunda sürekli olumsuz görüş bildirip içinizi kararttığını düşünebilirsiniz; fakat yapılan araştırmaların ezici çoğunluğu aynı gerçeğe işaret ediyor: Bilinçsiz ekran kullanımı çocukların gelişimine zarar veriyor. Nitekim sokakta oynayan çocukların yerini ekranların aldığı günümüzde, bu durumun yol açtığı sorunlar da katlanarak artıyor. Silikon Vadisi yöneticilerinin çocuklarına bir bakalım. Bu teknoloji şirketi yöneticilerinin çocukları neredeyse hiç ekran kullanmıyor; gittikleri okullarda sınıflara tablet veya akıllı tahta sokulmayıp geleneksel yöntemler tercih ediliyor. Dünyada bu yaklaşımı benimseyen bağımsız ve özel okulların sayısı da hızla artıyor. Çünkü ekran üzerinden yapılan okumaların zihinsel derinleşmeyi engellediği, yalnızca yüzeysel tarama alışkanlığı kazandırdığı çok iyi biliniyor. Çocuğun bireysel çalışmasında da ekranı kullanmayı tercih ettiğinde benzer sonuçlara neden olduğu görülüyor. Yüzeysel tarama ve ekranda odak süresi daha kısa oluyor. Klavyeyle yazma veya sadece izleme, bilgiyi uzun süreli belleğe aktarmada zayıf kalıyor. Bununla birlikte ekranda arka planda açılmayı bekleyen bildirimler, sekmeler, videolar ve oyunlar nedeniyle dikkat bölünme riski yaşıyor. Ancak geleneksel yöntemlerde el yazısıyla not alma ve çözme bilgiyi özetleme ve hatırlamayı belirgin şekilde artırıyor. Ancak online yöntemler tamamen yasaklanmalı da diyemeyiz. Mesela konuyu ilk kez anlarken ve keşfederken konuyu video ile izlemek kavramın zihinde oturmasına yardımcı oluyor. Eğlenceli eğitici içerikler ve uygulamalar çocuğun öğrenme motivasyonunu arttırıyor. Bu açıdan ekranları çocukların eğitimi açısından temel bir zorunluluk gibi değil ek birer kaynak olarak değerlendirebiliriz.

Teknoloji temel değil, tamamlayıcı olmalı

Bu aralar ülkemizde YKS ve LGS’ye hazırlık için geliştirilen yeni online çalışma platformlarının reklamları dört bir yanı sarmış durumda; hatta son olarak Seda Sayan’ın rol aldığı dikkat çekici bir reklam filmi bile çekildi. Elbette bu tür dijital uygulamaların eğitime gerçek faydası veya olası zararları zamanla daha net anlaşılacaktır. Ancak sadece ekrana dayalı bir sistemin öğrenmede tek başına yeterli olamadığını bildiğimiz için temkinli yaklaşmakta fayda var. Özellikle ortaokul çağındaki çocukların ders çalışma disiplini ve sorumluluk bilinci henüz tam oturmadığı için, tamamen ekran üzerinden yürütülen bir program zihinlerindeki o eğlence dürtüsünü tetikleyebilir; arka planda onları bekleyen oyun ve videolar dikkatlerini kolayca dağıtabilir. Şayet böyle bir eğitim paketini çocuğumuz için tercih etmek durumunda kalıyorsak, onu ekranla baş başa bırakmamalı; dersi nasıl takip ettiğini ve uygulamayı ne derece verimli kullandığını yakından takip etmeliyiz.

Kısacası dijital araçlar öğrenmenin temeli değil, ancak doğru yönetildiğinde bir tamamlayıcısı olabilir. Kontrolsüz bırakıldığında ise dikkati dağıtan bir uyarana dönüşüp öğrenme sürecini baltalamaktan öteye geçemez. Mesele kesin bir 'dijital ya da geleneksel' tercihinden ziyade, her iki yöntemin de sınırlarını bilerek hareket etmekte yatıyor. Bugün hem aileler hem de eğitimciler, ekranın getirdiği olanaklarla kâğıdın sağladığı derinlik arasında sürdürülebilir bir orta yol bulmalı.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...