Bir yıl daha: “Mezuna kalmak” başarısızlık mı, ikinci bir şans mı?
Üniversite sınavında istediği sonucu alamayan öğrenciler için “mezuna kalmak”, yeni bir hazırlık dönemi anlamına geliyor. Bir yıl daha çalışmanın akademik boyutunun yanı sıra psikolojik etkileri bulunuyor. Klinik Psikolog İclal Eskioğlu Aydın bu süreçte kaygı ve çalışma disiplinine dikkat çekiyor.
YKS sonuç ekranı açıldığında bazı evlerde sevinç, bazılarında sessizlik başlıyor. Bir öğrenci kazandığı üniversitenin kampüsünü araştırırken, bir başka öğrenci aynı gün kitaplarını yeniden masaya diziyor. Takvim ilerliyor, arkadaşları üniversiteye yerleşiyor, sosyal medyada kampüs fotoğrafları görülmeye başlanıyor. O öğrenci ise bir yıl daha aynı soruların, aynı denemelerin ve aynı hedefin başına dönüyor.
Türkiye’de “mezuna kalmak” olarak adlandırılan bu süreç, teknik açıdan öğrencinin lise eğitiminin ardından üniversiteye yerleşmeden veya istediği programa yerleşemediği için bir sonraki YKS’ye yeniden hazırlanması anlamına geliyor. Bu ifade, ÖSYM’nin resmî terminolojisinde ayrı bir öğrenci statüsü anlamına gelmiyor. Bir öğrenci hedeflediği bölüm için puanını yükseltmek amacıyla bilinçli biçimde yeniden hazırlanırken, bir başkası tercih yapmadığı, yerleşemediği veya yerleştiği programı istemediği için yeni bir sınav dönemine giriyor.
YKS; öğrencinin lise boyunca oluşturduğu akademik birikimin, sınav performansının ve ortaöğretim başarı puanının birlikte değerlendirildiği geniş bir sistem. ÖSYM’nin 2026 takvimine göre sınav 20-21 Haziran’da uygulandı, sonuçlar 21 Temmuz’da açıklandı ve yerleştirme sonuçları 18 Ağustos’ta duyuruldu.
Dolayısıyla “mezuna kalmak”, takvimde açılan bir boşluktan çok daha fazlasını ifade ediyor; öğrencinin eğitim hayatını, sosyal çevresini, aile ilişkilerini ve psikolojik dayanıklılığını yeniden düzenlediği yaklaşık bir yıllık yeni bir dönem anlamına geliyor.
YKS nasıl işliyor, “mezuna kalmak” tam olarak ne anlama geliyor?
Yükseköğretim Kurumları Sınavı üç oturumdan oluşuyor: Temel Yeterlilik Testi (TYT), Alan Yeterlilik Testleri (AYT) ve Yabancı Dil Testi (YDT). TYT, tüm adayların girdiği ilk oturum. AYT, öğrencinin hedeflediği puan türüne göre alan bilgisini ölçüyor. Dil puanıyla tercih yapacak adaylar ise YDT’ye giriyor. ÖSYM’nin 2026 YKS kılavuzu ve sınav sonuçları bu sistem üzerinden yürütülüyor.
TYT’de Türkçe, sosyal bilimler, temel matematik ve fen bilimleri testleri bulunuyor. AYT’de Türk Dili ve Edebiyatı-Sosyal Bilimler-1, Sosyal Bilimler-2, Matematik ve Fen Bilimleri testleri yer alıyor. YDT’de ise adayın seçtiği yabancı dile ilişkin test uygulanıyor. Böylece öğrencinin tercih etmek istediği yükseköğretim programına göre farklı puan türleri hesaplanıyor.
Buradaki ayrımlardan biri “sınav puanı” ile “yerleştirme puanı” arasında. Öğrencinin testlerde yaptığı doğru ve yanlışlardan elde edilen ham performans, ilgili sınav puanlarının hesaplanmasında kullanılıyor. Ortaöğretim Başarı Puanı (OBP) yerleştirme puanına ekleniyor. Bu nedenle lise başarısı da üniversite yerleştirme sürecinin bir parçası hâline geliyor. Öğrencilerin tercih yaparken yalnızca puana bakması da bu nedenle yeterli olmuyor. Yükseköğretim programlarının kontenjanları, özel koşulları, başarı sıralaması şartları ve önceki yıllardaki taban puan/sıralama bilgileri tercih sürecinde önem taşıyor.
YKS sonuçları, her yıl rekabetin büyüklüğünü ve kitlesel yoğunluğu açıkça ortaya koyuyor. Her yıl milyonlarca adayın başvurduğu sınavda, yüz binlerce aday çeşitli nedenlerle sınava katılmıyor ya da hedeflediği puanın altında kalıyor.
Bu durum bir öğrencinin istediği programa yerleşememesinin her zaman “yeterince çalışmadı” şeklinde açıklanamayacağını gösteriyor. Kontenjan, adayların performansı, puan dağılımı, başarı sıralaması ve tercih davranışları da sonucu belirliyor.
Dolayısıyla “mezuna kalmak”, sistem açısından bir “statü” veya resmi eğitim türü değil. Günlük hayatta kullanılan bir ifade. Öğrenci, yeni YKS’ye hazırlanmak üzere bir yıl daha sınava hazırlanıyor. Bu yıl içerisinde yeniden TYT ve gerekiyorsa AYT/YDT’ye giriyor ve elde ettiği sonuçla yeni bir tercih dönemine katılıyor. Ancak işin teknik tarafı kadar önemli başka bir soru var: Bu bir yıl öğrencinin zihninde nasıl yaşanıyor?
Arkadaşları üniversitede, kendisi hâlâ sınav masasında
YKS sonrası ilk günlerde yaşanan üzüntü, hayal kırıklığı ve “Bundan sonra ne olacak?” kaygısı psikolog İclal Aydın’a göre başlı başına bir psikolojik sorun anlamına gelmiyor. Aydın, öğrencinin bütün yıl emek verdikten sonra istediği sonucu alamamasının bir kayıp hissi yaratabileceğini belirterek, ilk dönemde ortaya çıkan yoğun duygusal ve bedensel tepkilerin doğal karşılanması gerektiğini söylüyor. “İlk etapta ortaya çıkan her şey normaldir ancak zaman içerisindeki seyir önemlidir” diyen Aydın, birkaç hafta veya ilk ay içerisinde yaşanan yoğunluğun giderek hafiflemesini beklediklerini ifade ediyor.
Buradaki önemli nokta, öğrencinin zaman içinde yeniden kendine yön belirleyebilmesi. Aydın’a göre öğrenci bir süre sonra “Ben şimdi nasıl bir düzen kuracağım? Ne yapmak istiyorum?” sorularına dönmeye, eksiklerini tespit etmeye ve yeni bir çalışma planı oluşturmaya başlayabiliyorsa süreç daha sağlıklı ilerliyor. Buna karşılık kişi uzun süre hareketsiz kalıyor, ders çalışma planı oluşturamıyor, destek arayamıyor ve yaşadığı duygusal yoğunluğun altında kalıyorsa profesyonel yardım alınması gerektiğini belirtiyor.
Bu durumun bir başka boyutu da sosyal çevre
Bir yıl önce aynı sıralarda oturan arkadaşların üniversiteye başlaması, mezuna kalan öğrenci için yeni bir karşılaştırma alanı oluşturabiliyor. Kampüs fotoğrafları, arkadaş buluşmaları, üniversite kulüpleri ve yeni çevreler sosyal medya üzerinden sürekli görünür hâle geliyor.
Bilimsel araştırmalar, akademik dönemde yapılan yukarı yönlü sosyal karşılaştırmaların önemine işaret ediyor. 2025’te Social Psychology of Education dergisinde yayımlanan bir araştırmada, sınava hazırlanan 170 üniversite öğrencisinin günlük karşılaştırma davranışları incelendi. Yukarı yönlü karşılaştırmanın yüksek stres ve olumsuz duygu durumuyla ilişkili olduğu; karşılaştırmanın olumsuz etkisinin ise kaçınmacı öğrenme davranışlarıyla bağlantı gösterdiği bulundu. Araştırmada, bu karşılaştırma biçiminin sınav kaygısı ve tükenmişlikle de ilişkili olduğu belirlendi.
İclal Aydın da öğrencinin arkadaşının üniversiteye başladığını gördüğünde üzülmesinin başlı başına sorun olmadığını vurguluyor. Asıl ölçüt, bu duygunun öğrencinin kendi hayatını nasıl etkilediği. Aydın “Önemli olan kişinin böyle düşünmemesi ya da böyle duygular hissetmemesi değildir; bunları hissedebilir ve bu düşüncelere kapılabilir. Bizim istediğimiz şey, bunların kişinin yapacağı çalışmaları etkilememesidir” diyor.
Bu nedenle sosyal medyayı tamamen hayatın dışına çıkarmak yerine kullanım biçimini düzenlenmesini öneren Aydın, öğrencilerin ders çalışma rutininden hemen önce sosyal medyaya bakmamasını ve uyku öncesinde kullanımını azaltmasını da tavsiye ediyor. Çünkü amaç huzursuzluk yaratan her şeyi ortadan kaldırmak değil, öğrencinin bu duygular ortaya çıktığında kendi hayatına geri dönebilme becerisini geliştirmesi.
Bu nokta psikolojik sağlamlık açısından da önem taşıyor. 2026’da Journal of College Student Mental Health dergisinde yayımlanan “Daily Links Between Academic Social Comparison and Mental Health in College Students: Core Self-Evaluation as a Mediator” başlıklı araştırmada, 116 üniversite öğrencisi 15 gün boyunca takip edildi. Öğrencilerin günlük akademik sosyal karşılaştırmaları, özdeğerlendirmeleri, stres ve kaygı düzeyleri incelendi. Araştırmada, öğrencilerin günlük yaşamında sosyal karşılaştırmanın arttığı dönemlerde özdeğerlendirmenin zayıfladığı, stres ve kaygının ise yükseldiği belirlendi. Araştırmacılar, özdeğerlendirmenin sosyal karşılaştırma ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide aracı bir rol üstlendiğini ortaya koydu. Bulgular, akademik başarı konusunda başkalarıyla yapılan karşılaştırmaların öğrencinin kendi değerine ilişkin değerlendirmesini etkileyebileceğini ve günlük psikolojik yükü artırabileceğini gösteriyor.
“Bu yıl mutlaka kazanmalıyım” baskısı ne zaman ters teper?
Mezun yılının en büyük tuzaklarından biri, ilk sınav deneyiminin ardından öğrencinin kendisine yeni bir zorunluluk cümlesi kurması: “Bu yıl mutlaka kazanmalıyım.” İclal Aydın, bu cümlenin motivasyonu artıracağı düşüncesinin aksine kaygıyı yükseltebileceğine dikkat çekiyor. Aydın’a göre öğrenci “kazanmalıyım” yerine “kazanmak istiyorum” diyebilmeli.
Çünkü sınav sonucunun tamamı öğrencinin kontrolünde değil. Ders çalışmak, emek vermek, eksikleri tespit etmek ve çalışma düzeni oluşturmak öğrencinin kontrol alanında. Sınav günü nasıl hissedeceği, hastalanıp hastalanmayacağı, sınav salonunun koşulları veya çeşitli dış faktörler ise bütünüyle kontrol edilemiyor. Bu nedenle mezun yılının temel hedefi sonucu garanti etmekten çok öğrencinin kontrolündeki süreci yönetmek.
“Bu yıl artık kazanmalısın”, “Bir yılın daha gitmesin” veya “Bak, komşunun çocuğu kazandı” gibi cümleler öğrencinin zaten zihninde bulunan karşılaştırma mekanizmasını daha fazla tetiklediğini ifade eden Aydın, ailelerin çocuğun sonucunu kontrol etmeye çalışmak yerine kendi kontrol alanlarına odaklanmasını öneriyor.
Bu alan; evde uygun bir çalışma ortamı oluşturmak, gürültüyü azaltmak, yemek ve günlük ihtiyaçlarda destek olmak, gerektiğinde birlikte yürüyüşe çıkmak ve öğrencinin nefes alabileceği alanlar oluşturmak. Aydın’ın ailelere verdiği temel mesaj ise şu: "Biz de senin buraları kazanmanı istiyoruz ve elimizden geldiğince sana destek olmaya çalışıyoruz. Ancak sen sonuca değil, gayret etmeye odaklan. Sonuç ne olursa olsun birlikte bakarız." Bu yaklaşım, öğrencinin başarı ile kendi değerini birbirine bağlamasının önüne geçebilir.
Mezun yılının bir başka riski ise hayatı bütünüyle YKS’ye çevirmek. Öğrencinin arkadaşlarıyla görüşmeyi, spor yapmayı, yürüyüşe çıkmayı, sinemaya gitmeyi veya sevdiği başka etkinlikleri tamamen bırakması ilk bakışta yoğun disiplin gibi görülebilir. Fakat Aydın’a göre sağlıklı çalışma düzeni hayatın tamamını sınava teslim etmek anlamına gelmiyor.
Öğrencinin sosyal faaliyetlerini azaltması ve zamanını daha planlı kullanması gerekiyor, tüm kişisel aktivitelerini hayatından çıkarması önerilmiyor. Uzun saatler boyunca ara vermeden çalışmak da verimi garanti etmiyor. Aydın, zihinsel performansın saatler ilerledikçe düşebileceğini ve kısa yürüyüş, spor, müzik, dizi veya arkadaşla kahve gibi aktivitelerin zihni yeniden toparlamaya yardımcı olabileceğini belirtiyor. Bu açıdan mezun yılı bir “hayatı durdurma” dönemi olmaktan çok, hayatı yeniden organize etme dönemi.
Üstelik araştırmalar, “gap year” olarak adlandırılan eğitim arasının sonuçlarını tek bir çerçevede değerlendirmeyi zorlaştırıyor. Philip D. Parker, Felix Thoemmes, Jasper J. Duineveld ve Katariina Salmela-Aro tarafından 2015’te Developmental Psychology dergisinde yayımlanan “I Wish I Had (Not) Taken a Gap-Year? The Psychological and Attainment Outcomes of Different Post-School Pathways” başlıklı araştırmada, Finlandiya’dan 384, Avustralya’dan 2 bin 259 genç uzunlamasına takip edildi. Araştırmacılar, üniversiteye doğrudan başlayanlarla “gap year” yapan gençleri psikolojik göstergeler ve eğitim sonuçları açısından karşılaştırdı. Finlandiya örnekleminde hedeflere bağlılık, çaba, başarı beklentisi, zorlanma ve üniversiteye kayıt açısından anlamlı bir fark bulunmadı. Avustralya örneklemindeyse geleceğe bakış, kariyer beklentileri ve yaşam doyumundaki değişim açısından iki grup arasında belirgin bir fark görülmedi. Bununla birlikte “gap year” yapan Avustralyalı gençlerin üniversitedeki programlarını bırakma olasılığının daha yüksek olduğu belirlendi. Bulgular, bir yıl ara vermenin tek başına daha yüksek psikolojik iyi oluş veya daha güçlü akademik sonuç sağlayacağı şeklinde genellenemeyeceğini gösteriyor.
Bir yıl daha hazırlanmak kimi genç için hedeflediği bölüme ulaşmak adına stratejik bir tercih olabilir. Kimi için ağır bir hayal kırıklığının ardından toparlanma süreci, kimi için de ne istediğini yeniden düşünme fırsatı olabilir. Burada belirleyici olan “mezuna kalmış olmak”tan çok, öğrencinin o yılı nasıl anlamlandırdığı ve nasıl yönettiği.
İclal Aydın’ın ifadesiyle mesele sonucu yüzde yüz kontrol etmeye çalışmak yerine öğrencinin kontrolündeki alana yönelmesi: “‘Ben bu tarafa doğru yürümek istiyorum. Oraya ulaşır mıyım, ulaşamaz mıyım? Bir kısmı benim elimde, bir kısmı imkânların ve şartların elinde. Ama ben o tarafa doğru yürüyeyim.’ Niyetleri ve hedefleri bu olmalı, sadece buraya odaklanmalıdırlar.”
Belki de mezun yılını anlamanın en doğru yolu, onu bir “bekleme odası” olarak görmekten geçiyor. Fakat bu odada hayat durmuyor. Bazen eksikler tamamlanıyor, bazen hedefler yeniden şekilleniyor, bazen de kişi kendisinden ne beklediğini daha açık biçimde fark ediyor. Bir yıl sonra sınav salonuna giren öğrenci, geçen yılki durumundan farklı bir olgunluk taşıyabilir; deneyim kazanmış, sınırlarını tanımış ve yolunu yeniden çizmiş olabilir. Nihayetinde mezun yılı, hedefe giden yolda verilen pasif bir mola olmak yerine, o yolu daha bilinçli yürümek için değerlendirilen bir zamana dönüşebilir.

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.