Amerika’nın şiddet dolu tarihi ve kolları
Tarihçi Bernd Greiner, 1900’den günümüze Amerika’nın şiddet dolu kronolojisini inceliyor. Sendika baskılarından McCarthyizme, ırkçılıktan MAGA hareketine uzanan bu süreç, "liberal demokrasi" maskesinin ardındaki otoriter sürekliliği ve derin toplumsal yarılmayı gözler önüne seriyor.
Alman tarihçi Bernd Greiner, Amerikan tarihindeki karanlık noktalar ve/veya kasvetli Amerikan geleneği konusunda bir uzmandır. Greiner’ın 2025 yılında Almanca olarak yayımlanan güncel kitabı Weißglut: Die inneren Kriege der USA: Eine Geschichte von 1900 bis heute (Öfke: ABD'nin İç Savaşları: 1900'den Günümüze Bir Tarih), daha da ürkütücü olan günümüzü gölgeleyen zalim bir geçmişe dair içgörüler sunmaktadır. Her ne kadar kitap sık sık taraflı olsa ve Amerikan toplumuna karşı çok eleştirel yaklaşsa da birçok vakada hukukun üstünlüğünü ve vatandaşlarının insan haklarını ihlal etmiş, görünürde liberal olan bir demokrasiye dair ayrıntıları okuyuculara sunması bakımından tartışılmaya değerdir. Netlik sağlamak adına, kitabın içeriğini farklı dönemlere ayırdım.
1900-1918
Bu dönemde sendikalar ve işçiler, American Protective League (Amerikan Koruma Cemiyeti) gibi gönüllü militan örgütler tarafından baskı altına alınmıştı. Sosyalizm işçi haklarıyla ilişkilendirilmiş, bu da sol politikaların kenara itilmesine neden olmuştur. Sendika aktivistleri zulme uğramış ve öldürülmüş; devlet mekanizması ve polis ise iş verenleri koruyarak onların ucuz iş gücü mücadelesini desteklemiş ve işçi haklarına karşı durmuştur.
Ayrıca kanunsuz infazcılar (vigilanteler) ve militan örgütler siyahlara ve göçmenlere karşı harekete geçmiştir. 1915 yılında ırkçı Ku Klux Klan yeniden canlandırılmış ve güneyde kitlesel destek görmüştür. Bu durum aynı zamanda kölelik mirasının bir sonucuydu; alt sınıflar ekonomik zorluk zamanlarında günah keçisi arayışındaydı. Buna ek olarak, elit kesimler bu ırkçılığı teşvik etmiştir. Birinci Dünya Savaşı, ayrımcılık ve zulüm konularında yeni öncelikler belirlemiştir. Özellikle Alman göçmenler düşman olarak görülmüş ve Alman İmparatorluğu ile sempati kurdukları iddiasıyla hapsedilmiştir. Milliyetçi hedef, Anglo-Sakson hâkimiyetiydi.
1918-1939
American Legion (Amerikan Lejyonu), ekonomik zorlukların ve yüksek enflasyonun yaşandığı bir çağda anti-komünizm ve ırkçılık geleneğini sürdürdü. Ekonomik elitler bir kez daha eleştirilerden kaçmayı başarmış ve ağır ekonomik koşulların suçunu azınlıklara yüklemiştir.
Dahası, bu dönemde izolasyonizm (yalnızcılık) mevcuttu; Amerikalılar başka bir savaşa girmeye isteksizdi. Buna rağmen milliyetçilik artış gösterdi. Bu dönem ayrıca, Demokrat Huey Long tarafından somutlaştırılan popülizmin, yolsuzluğun ve demagojinin yükselişine tanıklık etti. Dahası, Peder Charles Edward Coughlin, haftalık radyo vaazları sayesinde bu otoriter fikirleri destekleyen bir vaiz olarak popülerlik kazandı. Coughlin ayrıca antisemitizmden (Yahudi karşıtlığı) de faydalanmıştır.
1939-1945
Başlangıçta Amerikalılar savaştan bıkmıştı ve yatıştırma politikasını savunuyordu. Japonya'nın Pearl Harbour saldırısının ardından Amerika, İkinci Dünya Savaşı'nda Müttefik Kuvvetlere katıldı. Ancak bu durum, Asya karşıtlığının ve özellikle Japon karşıtı duyguların yükselmesine de yol açtı.
Daha sonra SSCB "mükemmel düşman" olarak görüldü ve anti-komünist propagandanın hedefi hâline geldi; bu durum, sosyalist veya komünist aktivistlerle ilişkileri olduğu iddiasıyla birçok ünlü ve popüler Amerikalıyı da etkiledi. Bu süreç, şiddeti giderek artan bir cadı avı olarak tanımlanabilir.
1945-1990
Bu döneme hem anti-komünist militarizm hem de Evanjelizm’in yükselişi musallat oldu. Komünist olduğundan şüphelenilen kişilerin yasal takibatı devam etti. Senatör Joseph McCarthy, bu kolektif otoriter zulüm dalgasının itici güçlerinden sadece biridir.
Cadı avı 1950'lerin sonlarına kadar devam etti ve artan anti-sosyalist duygu, bir Amerikan refah devleti ve dayanışma fikrini daha filizlenmeden ezdi. Sovyet tehlikesi söylemi her yerde duyulur hâle geldi; buradaki temel fikir, komünist bir istilayı durdurmak ve Batı Avrupa'da zafer kazanmak için bir "çevreleme" (containment) stratejisiydi. Diplomasi bir zayıflık olarak görüldü; bu da Kore ve Vietnam Savaşları ile sonuçlandı. 1960'ların sonu ve 1970'lerin başındaki büyük savaş karşıtı protestolara rağmen, pek çok Amerikalı kendi davalarının ve Amerikan siyasi sisteminin üstünlüğüne ikna olmuştu.
Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte, kışkırtıcıların (hotheads) hatalarını kabul etmesi gerekirdi ancak onlar, eski sert Başkan Ronald Reagan'ın ani politika değişikliğine (U-dönüşü) göz yumdular. Her ne kadar 1960'lar bazen liberal ve sosyalist fikirlerle dolu olarak tasvir edilse de aslında muhafazakâr ve baskıcı bir iklimin gölgesinde kalmışlardı.
Demokratların ilerici reformları ve siyah sivil haklar hareketi, sosyo-kültürel bir tepkiyle (backlash) karşılaştı. Cumhuriyetçiler ve muhafazakâr manipülatörler (spinmeisters), statükoya tutunan bir "sessiz çoğunluk" oluşturma fırsatını fark ettiler. Bu eğilim, beyaz üstünlükçülüğünü ve Hristiyan köktendinciliğini içeriyordu. Reagan'ın iç politikaları büyük sermayeyi, yatırım bankacılığını ve dış kaynak kullanımını (outsourcing) kayırdı.
Alt-orta sınıflar ekonomik baskı altına girdi. Demokratlar, orta sınıf profesyonellere güvenerek ve işçi sınıfı kökenlerine ihanet ederek, bu karşı hareketi küçümsediler ve ona acıdılar. Yine de bu, toplumsal bölünmenin ve radikalleşmenin sadece başlangıcıydı. Amerika'da çok daha uzun süredir yaygın bir liberalizm ve sosyalizm karşıtlığı mevcuttur; bu nedenle bu iki kavram genellikle birbirine karıştırılır.
1990-2025
Soğuk Savaş'ın sona ermesine ve yeni teknolojik olanaklara rağmen, kültür savaşları devam etmiş ve hatta daha da şiddetlenmiştir. O zamandan beri Amerika kendisini tek süper güç olarak görmüştür; ancak bu durum Çin'in yükselişiyle birlikte şu an değişebilir. Amerikan toplumu her zamankinden daha fazla bölünmüş ve kutuplaşmış durumdadır.
Aslında, geriye kalan bir sol parti yoktur. Bunun yerine, ılımlı sağcı Demokratlar ve aşırı sağcı Cumhuriyetçiler gözlemlenebilmektedir. Mevcut Başkan Donald J. Trump, aşırı sağcı MAGA hareketini inşa etmiştir. Medya, göçmen karşıtı ve beyaz üstünlükçü duyguları kısmen körüklemektedir.
Bernd Greiner'ın kitabı gerçekten ufuk açıcıdır ve daha fazla akademisyene ve geniş bir kitleye ulaşması için yakında çeşitli dillere çevrilmelidir. Zaman zaman polemik içerse de kitap, artan otoriterlik, siyasi şiddet ve ırkçılık çağındaki birçok acil meseleyi ele almaktadır. Amerikan tarihindeki süreklilikleri ve yıkıcı güçleri görmek çok önemlidir. Çok satan bu kitabın da gösterdiği gibi, Amerika'nın "illiberal" (özgürlükçü olmayan) bir demokrasi olduğu aşikârdır.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.