13 Temmuz 2026

AfD'nin yükselişi Almanya'da endişeleri artırıyor

Almanya’da AfD’nin yükselişi, tarihsel revizyonizm tartışmalarını ve partinin kapatılması çağrılarını yeniden gündeme taşıyor. Aşırı sağın olası iktidarı hem Alman demokrasisi için hem de Avrupa Birliği’nin geleceği açısından da kritik riskler barındırıyor.

Son dönemde, Almanya için Alternatif (Alternative für Deutschland; AfD) partisinde çalkantılı ve belki de endişe verici gelişmeler yaşanıyor. Hukuk uzmanları, AfD'li siyasetçilerin açıklamalarından yola çıkarak aşırı sağcı partinin anayasaya aykırı olduğu çıkarımında bulundular; bu durum partinin kapatılmasına bir temel oluşturabilir. AfD’nin seçim zaferinin eşiğinde olduğu -en azından Eylül 2026'da seçimlerin yapılacağı Saksonya-Anhalt eyaleti düzeyinde- göz önüne alındığında, demokratik partilerin AfD’yi kapatma sürecini başlatması için zaman daralıyor. (İlgili prosedür hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, Tercüman için yazdığım bir diğer makaleye göz atabilirsiniz.)

Aşırı sağın tarihsel revizyonizmi

Geçtiğimiz hafta sonu, Thüringen eyaletinin Erfurt kentinde düzenlenen AfD ulusal parti kongresi, partinin aşırı sağcı ideolojisinin pekişmesini gözler önüne serdi. Görünüşe bakılırsa, aşırı sağcı liberter AfD Eş Genel Başkanı Alice Weidel, birçok Alman siyaset bilimcinin açık bir ırkçı olarak gördüğü AfD Thüringen lideri Björn Höcke ile yaptığı ittifak sayesinde zaferle yeniden seçildi ve gücünü sağlamlaştırdı. Dahası Höcke, Almanların tarihleriyle yüzleşme biçimini değiştirmek istiyor. Bu nedenle Nazizm’in Alman tarihindeki rolünü göz ardı ederek tarihsel revizyonizm yapmakla suçlanıyor. Bir tarih öğretmeni olan Höcke, muğlaklıkla oynuyor ve Alman ulusuna duyulan gururu ön plana çıkarıyor.

Höcke’ye kıyasla bazen daha ılımlı biri olarak görülse de eşcinsel bir ilişki içinde olan ve İsviçre'de yaşayan Weidel, otoriter yaklaşımıyla biliniyor. Ayrıca kendisi ve partisi, 2025 yılındaki son Alman genel seçimlerinde Elon Musk tarafından desteklenmişti. O dönemde Weidel, AfD’nin aşırı sağcı ideolojisini hafife almış ve revizyonizmden beslenmişti. Musk ile yaptığı bir röportajda Weidel, göçten Nazizm’e kadar birçok konuda yalan haberler yaydı. Haksız bir şekilde, dönemin Almanya Başbakanı Angela Merkel’i 2015 yılında ulusal sınırları açmakla suçladı ve Adolf Hitler’in kendisini bir sosyalist olarak tanımlamasına atıfta bulunarak onun aslında bir komünist olduğunu iddia etti.

Tarihçiler AfD’nin revizyonist yaklaşımlarını eleştiriyor. Tarihçi Jens-Christian Wagner, AfD'de revizyonist eğilimler görüyor: Partinin bazı siyasetçileri Nazizm’i ve Üçüncü Reich'ı basitleştirme ve hafife alma süreçlerine dâhil olmuş durumdalar. Burada, ilhamını anarşist düşünür Antonio Gramsci'den alan "Yeni Sağ" (New Right) ve onun metapolitika stratejisiyle bağlantılar mevcut. Yeni Sağ, alternatif medyaya ve çevrim içi fenomenlere bel bağlıyor. Buradaki amaç, Alman tarihi ve siyasi söylemini çarpıtıyor.

Alman aşırı sağıyla ilgili son gelişmeler

AfD, ülke genelindeki anketlerde liderliği elinde tutuyor. Parti kongresinde, Alman Muhafazakârları ve Sosyal Demokratlar koalisyonunun mevcut durumu göz önüne alınarak, önümüzdeki yıl genel seçimlerin yapılacağı varsayımı kabul gördü. Bu doğrultuda AfD, iktidarı ele geçirmeye ve siyasi sistemi dönüştürmeye kararlı.

Örneğin Trumpizm ve Le-Penizm ile karşılaştırıldığında AfD, sağa daha da yakın ve çok daha tavizsiz görünüyor. Bu durum, iş birliği ve ortaklık kurmayı son derece zorlaştırıyor. MAGA ve Donald J. Trump’ın Cumhuriyetçileri AfD ile yakın bağlara sahipken, Avrupa'daki sağcı popülist partilerin çoğu aşırı sağcı AfD ile aralarına mesafe koyuyor.

Bu hafta Avrupa Parlamentosu, AfD'nin de bir parçası olduğu "Egemen Uluslar Avrupası" (ESN) parti grubunu incelemek üzere adım atma kararı aldı. Avrupa Birliği'nden (AB) fon alabilmek için Avrupa Parlamentosu'ndaki partilerin AB değerlerine, yani insan onuru, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve azınlıkların korunması ilkelerine uyması gerekiyor. En azından, AfD gibi aşırı sağcı partilerin bu ideallere uygun yaşadığı oldukça şüphelidir.

Aşırı sağın başarısı durumunda uluslararası öngörüler

Eyalet veya federal düzeyde bir AfD hükûmeti, Almanya'nın 1949'dan bu yana liberal bir demokrasi olarak inşa ettiği güven ve itibarı yerle bir edebilir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanların Batılı demokrasiler tarafından hoş karşılanması hiç de kendiliğinden olan bir durum değildi. Elbette bu, Soğuk Savaş'ın getirdiği bir zorunluluktu. Yine de Almanya’nın bıraktığı miras, özellikle komşularından büyük bir şüphe duyulmasına yol açacak kadar yıkıcıydı.

AfD iktidara geldiğinde Avrupa'yı yıkıma uğratacaktır; çünkü AB üye devletlerinin çoğu kendi içlerinde revizyonist bir Alman hükûmetini kabul etmeyecektir. Almanya uluslararası alanda dışlanmış bir cüce devlet (parya) hâline gelebilir. AfD’nin parti programı sadece AB’den çıkışı içermekle kalmıyor, aynı zamanda beyin ölümü gerçekleşmiş ve dağılmış bir Avrupa’ya da yol açıyor. Almanlar ve Avrupalılar için bu en kötü senaryo, belki de AfD'nin Rusya ve Çin gibi düşman güçlerden gördüğü desteği açıklıyor. Bu büyük güçlerin hibrit savaşı, bir miktar "başkalarının kötülüğünden haz duyma" (schadenfreude) dürtüsü ve AB’nin en güçlü orta ölçekli gücünü zayıflatma stratejisi barındırıyor.

Almanya ve AB, aşırı sağa karşı acil önlem almalı

Almanya ve AB, aşırı sağcı partilerin mevcut dalgasına karşı koymanın yollarını acilen bulmalıdır. Bu durum, demokratik ve ana akım partiler arasındaki bağların güçlendirilmesini gerektiriyor. Toplumlar; otoriterlik, ırkçılık ve antisemitizmle mücadeleye daha fazla dâhil olmalıdır. Buna ek olarak, sadece kuralları yıkan aşırı sağın söylemlerini aktarmak yerine, daha yapıcı bir medya haberciliğine ihtiyaç duyuluyor. Siyasi söylemin karizmatik ama tekinsiz liderlere değil, birbiriyle yarışan fikirlere odaklanması gerekiyor.

Fransız Ulusal Birlik partisi (Rassemblement National; RN) ve özellikle liderleri Jordan Bardella ile Marine Le Pen, şüphesiz Fransa ve AB için devasa bir tehlikedir. Alman AfD’si iktidara henüz onlar kadar yakın olmasa da liberal demokrasilerin hayatta kalması önündeki en büyük tehlike olabilir. Alman tarihsel revizyonizminin yükselişi, Almanya ve Batı demokrasisi için gerçek bir fiyasko olacaktır.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...