25 Eylül 2026

ABD-Çin rekabetinde yeni dönem mi başlıyor?

Trump-Xi görüşmesi, ticaret ateşkesinden nadir toprak elementlerine, yapay zekâdan Tayvan’a uzanan başlıklarla ABD-Çin rekabetinin yeni dinamiklerini ortaya koydu. Washington’daki zirve, iki gücün rekabet ederken ekonomik bağlarını korumaya çalıştığı yeni küresel düzeni gözler önüne serdi.

Donald Trump ile Xi Jinping’in 24 Eylül 2026’da Washington’da gerçekleştirdiği görüşme, iki lider arasındaki ikili ilişkilerin ötesinde, 21. yüzyıl uluslararası düzeninin hangi güç merkezleri etrafında yeniden şekillendiğini göstermesi bakımından önem taşıyor. Xi'nin Washington ziyareti, on yılı aşkın bir aradan sonra gerçekleşen ilk Beyaz Saray ziyareti niteliğindedir. Görüşmenin gündeminde ticaret, gümrük tarifeleri, nadir toprak elementleri, yapay zekâ, Tayvan, İran Savaşı ve teknoloji rekabeti bulunuyor. Tarafların önceliği kapsamlı bir uzlaşmadan çok, son yıllarda hızlanan stratejik rekabetin kontrol altında tutulması ve ekonomik ilişkilerin tamamen kopmasını engellemek gibi görünüyor. Resmî kaynaklar, görüşmeyi iki büyük güç arasındaki ilişkinin istikrarını koruma arayışı olarak değerlendirirken, uluslararası haber ajansları görüşmenin ticaret, yapay zekâ ve İran Savaşı gibi birbirinden farklı alanları tek bir diplomatik çerçevede birleştirdiğine dikkat çekiyor.[1]

Görüşmenin en dikkat çekici yönlerinden biri, ABD-Çin ilişkilerinin klasik anlamdaki “iş birliği mi, rekabet mi?” ikiliğinden çıkmış olmasıdır. Washington ile Pekin ekonomik açıdan birbirlerine rakip olurken küresel ekonominin birbirine bağlı yapısı nedeniyle karşılıklı bağımlılığı sürdürüyor. ABD Çin malları, üretim kapasitesi ve kritik mineraller bakımından Çin'e bağımlı alanlarla karşı karşıya kalıyor. Çin ise ABD pazarına, dolar merkezli finansal sisteme ve ileri teknolojiye erişim konusunda Washington'ın etkisini hesaba katmak zorundadır. Bu yapı, iki ülkeyi klasik bir Soğuk Savaş modelinden ayırıyor. Ortaya çıkan sistem; rekabetin ekonomik bağımlılıkla birlikte yürüdüğü, teknolojik ayrışmanın ise seçici sektörlerde ilerlediği bir rekabetçi karşılıklı bağımlılık düzenine işaret ediyor. Zirve öncesindeki değerlendirmesine göre Çin’in dış ticaret fazlasının 2026’da ikinci kez 1 trilyon dolar seviyesini aşması beklenirken, Washington’ın temel hedeflerinden biri Pekin’in ihracat kapasitesini ABD ekonomisine daha fazla yönlendirmek ve kritik mineraller konusunda daha öngörülebilir tedarik sağlamaktır.[2]

Bu noktada ticaret ateşkesinin Ocak 2027’ye kadar uzatılması, görüşmenin somut ekonomik çıktılarından biri olarak öne çıkıyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington ve Pekin’in Kasım ayında sona ermesi beklenen ticaret ateşkesini iki ay daha uzatma konusunda anlaştığını açıkladı. Böylece taraflar yeni bir kapsamlı ticaret anlaşmasına ulaşmadan mevcut gerilimi tırmandırmama yolunu seçti. Bu gelişme, tarifelerin ortadan kaldırılmasından çok belirsizliğin ötelenmesi anlamına gelmektedir. Firmalar açısından bu ayrım önemlidir. Yatırım kararlarını belirleyen unsur mevcut tarife oranı değildir, gelecekte hangi ürünün hangi oranla karşılaşacağının öngörülebilirliğidir. Ateşkesin uzatılması küresel şirketlere ek bir zaman kazandırırken, Washington ile Pekin arasındaki yapısal ticaret anlaşmazlığını ortadan kaldırmıyor.[3]

Diplomatik tören, güç gösterisi ve liderlik imajı

Trump’ın Xi’yi karşılamak için seçtiği diplomatik sahne de görüşmenin içeriği kadar anlamlıdır. Xi, 23 Eylül akşamı Joint Base Andrews’ta Trump tarafından şahsen karşılandı. Bu, ABD başkanlarının yabancı liderleri karşılama protokolü açısından olağan bir uygulama olarak görülmüyor. Ardından 24 Eylül’de Beyaz Saray’daki resmî karşılama töreninde 479 askerî personel görev aldı ve tören B-2 Spirit bombardıman uçağı ile dört F-22 Raptor savaş uçağının uçuşuyla tamamlandı. Burada küçük fakat önemli bir düzeltme yapmak gerekiyor: Xi’nin gelişinde Trump tarafından havaalanında şahsen karşılanması ayrı bir olaydır. F-22’ler ise ertesi gün Beyaz Saray’daki resmî devlet karşılama töreninin askerî gösterisinin parçasıdır.[4]

Askerî gösteriyi törensel bir ayrıntı olarak okumak eksik kalır. Diplomasi, liderlerin birbirlerine gönderdikleri sembolik mesajlar üzerinden de işler. Washington’ın Çin devlet başkanını kırmızı halı, askerî tören, B-2 ve F-22 uçuşlarıyla karşılaması iki farklı mesajı birlikte taşıyor. İlk mesaj, Çin’in ABD açısından olağanüstü önemli bir güç olduğunu kabul ediyor. İkinci mesaj ise görüşmenin arkasında ABD’nin askerî kapasitesinin bulunduğunu hatırlatıyor. Dolayısıyla törensel gösteri, "Seni dengim görüyorum” ile “Gücümü de hatırlatıyorum” mesajlarının aynı diplomatik sahnede birleşmesi olarak okunabilir. Uluslararası haber kaynaklarına göre zirvenin, “yüksek sembolizm, düşük beklenti” çerçevesinde değerlendirmesi de bu noktayı güçlendiriyor.[5]

Mevcut sahne, Trump’ın diplomatik üslubunun psikopolitik boyutunu incelemek açısından da ilginç bir malzeme sunuyor. Bärbel Wardetzki’nin Siyasette ve Toplumda Narsisizm, Ayartma ve İktidar çalışmasında siyasal narsisizm, güçlü lider imgesi, hayranlık ihtiyacı ve iktidarın kişiselleştirilmesi üzerinden ele alınır. Wardetzki’nin yaklaşımı Trump’a klinik bir tanı koymak için kullanılamaz, bunun yerine liderin siyasi iletişiminde görünürlük, güç gösterisi, hayranlık ve üstünlük imgelerinin nasıl kullanıldığına bakmak için bir siyaset psikolojisi çerçevesi sağlayabilir. Bu açıdan F-22’lerin gökyüzünden geçtiği bir devlet töreni, diplomatik içerikten bağımsız bir güç gösterisi olarak incelenebilir.[6]

Diplomatik müzakere, karşı tarafın taleplerini hesaba katmayı, tavizlerin karşılıklı niteliğini kabul etmeyi ve sonuçların kişisel prestijden daha geniş bir kurumsal çerçevede değerlendirilmesini gerektirir. Trump’ın siyasal iletişiminde ise başarı çoğu zaman “Kazandım”, “Daha iyi anlaşma yaptım”, “Amerika’yı yeniden güçlendirdim” gibi kişiselleştirilmiş göstergeler üzerinden sunuluyor. Bu durum, diplomatik ilişkinin yapısal boyutunu ikinci plana iterek liderler arası performansı öne çıkarıyor. Wardetzki’nin siyasal narsisizm üzerine çalışması tam da liderin ihtişamı ile toplumun ve kurumların ihtiyaçları arasındaki gerilime dikkat çekiyor.[7]

ABD-Çin rekabetinde ekonomik güvenlik, teknoloji ve jeopolitik

ABD-Çin rekabetinin ekonomik ayağında en kritik başlıklardan biri nadir toprak elementleri ve kritik minerallerdir. Modern savunma sanayii, elektrikli araçlar, bataryalar, elektronik sistemler ve yüksek teknoloji üretimi için gerekli olan bu kaynaklar Çin’in küresel ekonomik gücünün stratejik bir bileşenine dönüşmüş durumdadır. Washington’ın amacı Çin’den mineral satın almak değildir. Kritik tedarik zincirlerinin Pekin’in siyasi kararlarına aşırı bağımlı olmasını engellemektir. Pekin açısından ihracat kontrolleri ekonomik bir ticaret aracından çok daha geniş bir stratejik kaldıraç sağlıyor. Bu nedenle nadir topraklar meselesi, klasik ticaret politikasının ötesine geçerek ekonomik güvenlik ve ulusal güvenlik alanlarının kesiştiği noktaya yerleşiyor.

İkinci gündem herkesin beklediği üzere yapay zekadır. ABD-Çin rekabetinin gelecekteki merkezî çip üretimi değildir; Büyük dil modelleri, veri merkezleri, hesaplama kapasitesi, ileri GPU’lar, enerji altyapısı ve yapay zekânın askerî uygulamaları da rekabetin parçası hâline geliyor. Xi’nin görüşmeler sırasında yapay zekânın insan kontrolünde tutulması ve kamu yararına kullanılması gerektiğine vurgu yapması, Pekin’in teknoloji rekabetini yalnızca ekonomik verimlilik üzerinden değil, küresel yönetişim meselesi üzerinden de çerçevelediğini gösteriyor.[8]

Tayvan, görüşmenin ekonomik başlıklardan güvenlik politikasına geçiş yaptığı kritik alanı oluşturuyor. Tayvan’ın yarı iletken endüstrisindeki konumu, meselenin stratejik önemini daha da artırıyor. Washington’ın Tayvan’a silah desteği, Pekin’in egemenlik iddiası ve ABD’nin Hint-Pasifik ittifakları birbirini besleyen bir güvenlik denklemine dönüşmektedir. Bu nedenle Trump-Xi görüşmesinde Tayvan konusunda yapılabilecek herhangi bir açıklama Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Güneydoğu Asya ülkelerinin güvenlik hesaplarını da etkileyecektir.

Çin ile İran ile enerji ve ticaret ilişkilerini sürdürürken Orta Doğu’daki istikrarsızlığın kendi ekonomik çıkarlarına verdiği zararı sınırlamaya çalışıyor. Bu hususta enerji piyasaları doğrudan diplomatik pazarlığın parçası hâline geldi. Petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi, Çin gibi büyük enerji ithalatçılarının maliyetlerini artırırken ABD’de enflasyon baskısını güçlendiriyor.

Rekabet ve bağımlılık arasında yeni küresel düzen

Küresel düzen açısından daha büyük soru, ABD ile Çin arasındaki ilişkinin nasıl bir uluslararası sistem üreteceğidir. 1990’lardan itibaren Washington, Çin’in küresel ekonomik sisteme entegrasyonunun Çin’i mevcut uluslararası düzenin daha uyumlu bir aktörüne dönüştürebileceğini varsaydı. Bugün ortaya çıkan tablo farklıdır. Çin küresel ticaretin merkezlerinden biri olurken kendi finansal, teknolojik ve diplomatik kapasitesini de genişletti. Washington ise Çin’i artık basit bir ekonomik ortak perspektifinde görmüyor. Çin teknolji, güvenlik, ticaret ve küresel normlar bakımından uzun vadeli stratejik bir rakiptir. Trump-Xi görüşmesinin temel paradoksu bu ikili yapı üzerinden dönüyor. İki devlet birbirlerinin yükselişini sınırlamaya çalışırken ekonomik ilişkilerini tamamen koparmamakta ısrarcıdır.

Sonuç olarak 24 Eylül 2026 tarihli Trump-Xi görüşmesini “Yeni bir ticaret anlaşması çıkacak mı?” sorusuna indirgemek yetersiz kalacaktır. Görüşmenin asıl önemi, ABD ve Çin’in rekabet ederken birbirlerinden kopamadıkları bir dünya düzeninin kalıcılaşmasını göstermesidir. Ticaret ateşkesinin Ocak 2027’ye uzatılması kısa vadede belirsizliği azaltacaktır. Nadir toprak elementleri, yapay zekâ, yarı iletkenler, Tayvan ve İran ise uzun vadeli stratejik rekabetin temel alanlarını koruyor. Finans piyasalarının petrol fiyatları, tahvil getirileri ve teknoloji hisseleri üzerinden verdiği tepkiler de jeopolitik ile ekonomik politikanın artık birbirinden ayrılmasının güçleştiğini gösteriyor. Trump’ın Xi’yi askerî bir törenle karşılaması ve F-22’lerin gökyüzünde sergilenmesi bu yeni dönemin görsel bir özeti niteliğindedir. Önümüzdeki dönemde asıl belirleyici mesele zirvede verilen fotoğraflar veya liderlerin kullandığı olumlu ifadelerden çok uygulama kapasitesi olacaktır.

Notlar

[1] "Trump-Xi summit live: Trade, AI, Iran and Taiwan top US-China talks", Al Jazeera, https://www.aljazeera.com/news/liveblog/2026/9/24/trump-xi-summit-live-trade-ai-iran-and-taiwan-top-us-china-talks?, (Erişim Tarihi: 24.09.2026).

[2] "Key issues for this week's Trump-Xi summit in Washington", Reuters, https://www.reuters.com/world/china/what-will-trump-xi-discuss-washington-next-week-2026-09-17/, (Erişim Tarihi: 24.09.2026).

[3] "What to know about Trump’s meeting with China’s Xi and the economic stakes", Washington Post, https://www.washingtonpost.com/politics/2026/09/24/trump-is-meeting-with-chinas-xi-jinping-here-are-economic-stakes, (Erişim Tarihi: 24.09.2026).

[4] "First Lady Melania Trump Releases Details Ahead of His Excellency Xi Jinping, President of The People’s Republic of China, and Madame Peng Liyuan’s Visit to The White House", White House, https://www.whitehouse.gov/briefings-statements/2026/09/first-lady-melania-trump-releases-details-ahead-of-his-excellency-xi-jinping-president-of-the-peoples-republic-of-china-and-madame-peng-liyuans-visit-to-the-white-house/, (Erişim Tarihi: 24.09.2026).

[5] "Trump-Xi summit in Washington begins with great fanfare but low expectations", Reuters, https://www.reuters.com/world/china/trump-welcomes-xi-washington-looking-trade-win-2026-09-24, (Erişim Tarihi: 24.09.2026).

[6] Wardetzki, B. (2017). Siyasette ve toplumda narsisizm, ayartma ve iktidar (E. Yılmaz, Çev.). İletişim Yayınları.

[7] Aynı yer.

[8] "Trump-Xi summit: Here’s what’s on the agenda, and why it matter", Al Jazeera, https://www.aljazeera.com/news/2026/9/24/trump-xi-summit-whats-on-the-agenda-why-it-matters, (Erişim Tarihi: 24.09.2026).

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...