06 Ocak 2026

21. yüzyılın ilk çeyreğinde dünya: Karma ve kritik kırılmalar çağı

21. yüzyılın ilk çeyreği, dünyamızı yeniden şekillendiren kritik olaylarla dolu. Bugün değineceğimiz genom projesinden dijital devrime, doğal felaketlerden sembolik vedalara uzanan 10 kırılma anı, bugünkü karmaşık ve birbirine bağlı siyasetin, toplumun ve teknolojinin temelini attı.

İnsanlık tarihi, bazen yavaş ve görünmez, bazen de ani ve şiddetli değişimlerle ilerler. Bazı dönemler vardır ki, içinde yaşarken bile onların ne denli belirleyici dönüm noktaları olduğunu sezebilirsiniz. 21. yüzyılın ilk çeyreği, işte tam da böyle bir zaman dilimiydi. Teknolojinin üssel hızıyla küreselleşmenin karmaşık ağlarının kesiştiği, eski düzenin kalıntıları üzerinde yeni bir medeniyet taslağının belirdiği bir geçiş evresi. Bu yirmi beş yıl, insanlığın kolektif hafızasında öyle derin izler bıraktı ki, geleceğin tarihçileri muhtemelen 2000-2025 aralığını “Büyük Karmaşa” veya “Dijital Rönesans” gibi isimlerle anacak.

Bu dönemi anlamak için yalnızca büyük savaşları, devrimleri veya ekonomik krizleri değil; görünürde birbirinden bağımsız, ancak birleşik bir etki yaratan olaylar dizisini okumak gerekir. Bir genetik haritanın tamamlanmasıyla bir tsunaminin yarattığı diplomatik devrim; bir akıllı telefonun lansmanıyla bir petrol sızıntısının yol açtığı çevresel şok; bir video paylaşım sitesinin kuruluşuyla bir kraliçenin ölümünün tetiklediği sembolik çöküş… Hepsi aynı kumaşın farklı desenleri. Bu yazı dizisinde, dünya siyasetini, toplumunu ve insanlık bilincini yeniden şekillendiren 100 kırılma anını ele alacağız. Bu metin ise bu uzun yolculuğun son perdesine, 91 ile 100 arasındaki “karma ve kritik” olaylara odaklanıyor. Neden “karma”? Çünkü bu olaylar, bilim, teknoloji, çevre, kültür ve siyasetin iç içe geçtiği çok katmanlı fenomenler. Neden “kritik”? Çünkü her biri, içinde bulunduğumuz anı tanımlayan ve geleceğin yönünü belirleyen eşikler.

Biyolojik ve dijital kodların siyaseti: Yeni iktidar alanları

Dönemi tanımlayan ilk büyük tema, insanın hem biyolojik hem de dijital varlığının haritalandırılması, ticarileştirilmesi ve siyasallaştırılmasıdır. İnsan Genom Projesi’nin tamamlanması (2003), yaşamın kullanma kılavuzuna ilk kez sahip olduğumuz an oldu. Ancak bu kılavuz, tıbbi mucizelerin kapısını aralarken, aynı zamanda “biyo-iktidar”ın sınırlarını genişletti. Kimin genetik veriye sahip olacağı, bununla ne yapacağı, sigorta şirketlerinin veya devletlerin bu bilgiyi kullanıp kullanamayacağı, insan hakları mücadelesinin yepyeni bir cephesini açtı. Bu proje olmasaydı, bir pandemide mRNA aşılarının rekor sürede geliştirilmesi hayal bile edilemezdi. Biyopolitika, artık sadece Foucault’nun kuramsal dünyasında değil, hepimizin bedenlerinde somutlaşan bir gerçeklik.

Bu biyolojik kodun yanına, dijital kodun yükselişini eklediğimizde tablo netleşir. iPhone’un tanıtılması (2007) ve YouTube’un kurulması (2005), bilginin üretim, dağıtım ve tüketim biçimlerinde bir devrim yarattı. İletişim artık tek yönlü, seçkinci ve hiyerarşik değil; çok yönlü, demokratik ve yataydı. Bu, Arap Baharı gibi hareketlere güç verdi. Ancak bu “demokratikleşme”, aynı zamanda bir “radikalleşme” ve parçalanma da getirdi. Herkes kendi gerçekliğinin yayıncısı oldu. “Hakikat sonrası” çağın, yankı odalarının ve dijital propagandanın tohumları burada atıldı. İktidar, artık sadece silahlı kuvvetlerde veya parlamentolarda değil, algoritmaları yazan, verileri elinde tutan ve dikkati yönlendiren teknoloji şirketlerindeydi.

Geleneğin sona ermesi ve yeni küresel gerçekler

İkinci tema, 20. yüzyılın kurumlarının, sembollerinin ve güvencelerinin yavaş yavaş çözülmesidir. Kraliçe II. Elizabeth’in ölümü (2022), bu çözülmenin en sembolik anıydı. Soğuk Savaş’tan terörle mücadeleye, dijital devrimden küresel salgına kadar her şeye tanıklık eden bir figürün kaybı, istikrar ve süreklilik duygusunu da beraberinde götürdü. Onun ardından hızlanan, sömürgecilik mirasıyla yüzleşme ve monarşiyi sorgulama tartışmaları, küresel güney ile kuzey arasındaki tarihsel gerilimlerin yeniden su yüzüne çıktığını gösterdi. Bu, sadece bir kişinin değil, bir çağın vedasıydı.

Aynı zamanda, doğanın ve insan faaliyetlerinin yarattığı devasa küresel gerçeklerle yüzleşmeye başladık. Hint Okyanusu Tsunamisi (2004), uluslararası toplumun afetlere hazırlıksızlığını gösterirken, “afet diplomasisi” kavramını doğurdu ve hatta Endonezya’da bir iç savaşı bitirecek kadar derin bir siyasi etki yarattı. Deepwater Horizon felaketi (2010), sınırsız büyüme ve enerji açlığımızın ekolojik bedelini tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Dünya nüfusunun 8 milyarı aşması (2022) ise, kaynaklar, göç ve demografik dönüşüm üzerine geleceğin en sert siyasi pazarlıklarının habercisi oldu. Yaşlanan Kuzey ile genç Güney arasındaki bu gerilim, 21. yüzyıl siyasetinin bel kemiğini oluşturacak.

Güç, şiddet ve yeni ekonomi paradigmaları

Üçüncü tema, gücün görünürlüğü, meşruiyeti ve ekonomik temellerindeki sarsıcı değişimdir. WikiLeaks’in “Collateral Murder” videosu (2010), savaşın medya aracılığıyla nasıl paketlendiğini ve gerçek yüzünü gösterdi. Bu görüntüler, kamuoyu nezdinde savaşın meşruiyetini kalıcı olarak sarstı ve devlet sırlarıyla şeffaflık talebi arasındaki mücadelenin sembolü hâline geldi. Benazir Butto suikastı (2007), nükleer güce sahip bir devletteki kırılgan dengeleri ve küresel güvenlik için bunun ne anlama geldiğini acı bir şekilde hatırlattı. Demokrasi, terör ve istikrar arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu gösterdi.

Son olarak, “Gig ekonomisi”nin yükselişi (2009 sonrası), kapitalizmin işleyiş tarzında ve “çalışma” kavramının kendisinde bir deprem yarattı. 2008 finansal krizinin yarattığı güvensizlik ortamında filizlenen bu model, istikrarlı iş ve sosyal güvenlik kavramlarını aşındırdı. Uber ve Airbnb gibi platformlar, konaklama ve ulaşım sektörlerini dönüştürürken, şehirlerde yeni sosyal eşitsizliklere ve çatışmalara yol açtı. Devletler, bu yeni ve güçlü aktörleri nasıl regüle edecekleri konusunda hâlâ çaresiz.

Kırılgan bir dünyada yol almak

91’den 100’e uzanan bu olaylar dizisi, bize tek bir gerçeği haykırıyor: Artık hiçbir şey izole değil. Bir laboratuvarda tamamlanan bir genom haritası, küresel sağlık siyasetini değiştiriyor. Okyanusta patlayan bir petrol platformu, enerji politikalarını yeniden yazdırıyor. Cebimizdeki bir cihaz, kitlesel protestoların dinamiğini baştan aşağı dönüştürüyor.

Bu hem bir tehdit hem de bir fırsatlar çağı. Tehdit, çünkü riskler daha karmaşık, daha birbirine bağlı ve öngörülmesi daha zor. Fırsat, çünkü bilgiye erişim, dayanışma ve inovasyonun imkânları da hiç olmadığı kadar geniş. 20. yüzyılın katı ideolojik blokları ve yavaş iletişim kanalları yerine, akışkan, ağ tabanlı ve anlık bir dünyada yaşıyoruz.

Bu yazı dizisinin amacı, bu karmaşık mozaiği parça parça inceleyerek, içinden geçmekte olduğumuz tarihî anı anlamlandırmamıza yardımcı olmaktır. Her bir kırılma anı, geleceğe dair bir ipucu barındırıyor. Onları doğru okumak, sadece geçmişi anlamak için değil, önümüzdeki yüzyılı şekillendirecek kararları vermek için de elzem. Çünkü 21. yüzyılın hikâyesi henüz yazılmadı. Ve bu hikâye, bu 100 kırılma anının içinden doğacak.

91. İnsan Genom Projesi’nin tamamlanması (2003)

Bill Clinton ve Tony Blair'in ortaklaşa duyurduğu "Yaşamın kitabını çözdük" açıklaması, biyopolitika çağının başlangıcıydı. İnsan DNA'sının haritalanması, sadece tıbbi bir devrim değil, etik ve hukuki bir mayın tarlası yarattı.

Bu proje olmasaydı, 2020'deki mRNA aşılarının (BioNTech/Moderna) bu kadar hızlı geliştirilmesi imkânsızdı. Ayrıca "genetik veri gizliliği" ve sigorta şirketlerinin/devletlerin bu verileri kullanıp kullanamayacağı tartışması, insan haklarının yeni cephesi oldu.

92. Hint Okyanusu Tsunamisi (2004): Afet diplomasisi

Endonezya açıklarındaki deprem ve ardından gelen dev dalgalar, 14 ülkede 230.000'den fazla insanı öldürdü. Bu felaket, küresel insani yardım sisteminin (BM koordinasyonu) yetersizliğini gösterdi ve uluslararası yardımlaşma mekanizmalarının tamamen yeniden yazılmasına neden oldu.

Siyasi olarak ise Endonezya'daki Açe İç Savaşı'nı bitirdi. Yıkım o kadar büyüktü ki, ayrılıkçı gerillalar ve hükûmet savaşmayı bırakıp yardımları organize etmek için barışmak zorunda kaldı. Doğanın siyaseti nasıl zorla dizayn edebileceğinin en net örneğiydi.

93. iPhone’un tanıtılması (2007): Mobil devrim

Steve Jobs sahneye çıkıp o cihazı tanıttığında, sadece bir telefon satmıyordu; toplumsal hareketlerin organize olma biçimini değiştiriyordu. Akıllı telefonlar, herkesi birer muhabire ve yayıncıya dönüştürdü.

Arap Baharı'ndan Gezi Parkı'na, Hong Kong protestolarından BLM hareketine kadar 21. yüzyılın tüm kitlesel eylemleri, bu cihazın sağladığı anlık görüntü aktarımı ve koordinasyon sayesinde mümkün oldu. Siyaset, kapalı kapılar ardından çıkıp "ekranlara" ve sokaklara indi.

94. YouTube’un kurulması (2005): Medyanın demokratikleşmesi ve radikalleşmesi

"Broadcast Yourself" (Kendini Yayınla) sloganıyla çıkan site, geleneksel medyanın (TV kanalları, gazeteler) bilgi üzerindeki tekelini kırdı. Ancak bu özgürlük, "yankı odaları" (echo chambers) ve dezenformasyonun yayılmasını da beraberinde getirdi.

IŞİD'in kafa kesme videolarından, Yeni Zelanda'daki cami saldırısının canlı yayınlanmasına kadar; terör ve nefret söylemi de bu platformlar üzerinden küreselleşti. Devletler, YouTube ve benzeri platformları denetlemek için yasal düzenlemeler (sansür vs. güvenlik ikilemi) yapmak zorunda kaldı.

95. Kraliçe II. Elizabeth’in ölümü (2022): 20. yüzyılın gerçek sonu

70 yıllık saltanatın bitişi; sadece İngiltere için değil, dünya için bir psikolojik eşikti. Churchill’den Liz Truss’a kadar 15 başbakan gören Kraliçe, değişen dünyada "devamlılığın" simgesiydi.

Onun ölümüyle birlikte, sömürgecilik geçmişiyle yüzleşme talepleri arttı. Avustralya’dan Karayipler’e kadar pek çok ülke, İngiliz Kraliyeti’ne bağlılıktan ayrılıp Cumhuriyet olmayı daha yüksek sesle tartışmaya başladı. İngiliz Milletler Topluluğu'nun (Commonwealth) geleceği belirsizliğe girdi.

96. Deepwater Horizon petrol sızıntısı (2010)

Meksika Körfezi'ndeki BP platformunun patlaması, ABD tarihinin en büyük çevre felaketiydi. Milyonlarca varil petrolün okyanusa akması, fosil yakıt endüstrisinin yarattığı riskleri gözler önüne serdi.

Obama yönetimi, bu olaydan sonra çevre düzenlemelerini sıkılaştırdı. Olay, çok uluslu şirketlerin (BP) devletlerden bile daha güçlü olabildiği, ancak bir felaket anında faturayı yine halkın ve doğanın ödediği gerçeğini siyasetin gündemine soktu.

97. WikiLeaks'in "Collateral Murder" videosu (2010)

Bu spesifik sızıntı (Wikileaks'in diğer belgelerinden ayrı olarak), ABD helikopterlerinin Bağdat'ta sivilleri ve Reuters gazetecilerini vurup üzerine güldüğü görüntüleri içeriyordu. Savaşın steril bir "video oyunu" olmadığını, kanlı ve acımasız yüzünü tüm dünyaya izletti.

Bu video, ABD'nin Irak'taki ahlaki meşruiyetini geri dönülemez şekilde bitiren andı. Chelsea Manning'in sızdırdığı bu görüntüler, savaş karşıtı hareketin en güçlü argümanı oldu.

98. Dünya nüfusunun 8 milyarı aşması (2022)

BM'nin bu eşiğin aşıldığını duyurması, "kaynakların yetersizliği" tartışmasını alevlendirdi. Nüfus artışının neredeyse tamamının Afrika ve Asya'dan gelmesi, Batı ve Japonya gibi yaşlanan toplumların demografik krizini (işgücü açığı) netleştirdi.

Bu durum, göçün bir "sorun" değil, ekonomik bir "zorunluluk" olduğunu gösterdi. Geleceğin siyasetinin "genç Güney" ile "yaşlı Kuzey" arasındaki pazarlıklar üzerinden şekilleneceğinin habercisi oldu.

99. Benazir Butto suikastı (2007)

Pakistan’ın ilk kadın başbakanının bir miting sırasında öldürülmesi, nükleer silaha sahip bir İslam ülkesindeki istikrarsızlığın ne kadar derin olduğunu gösterdi.

Onun ölümü, Pakistan’da demokrasi umutlarını zayıflattı ve ordunun siyaset üzerindeki gölgesini kalıcılaştırdı. Bu kaos, Taliban ve El-Kaide’nin Pakistan-Afganistan sınırında daha rahat hareket etmesine zemin hazırlayarak küresel terörle mücadeleyi sekteye uğrattı.

100. "Gig ekonomisi"nin yükselişi (Uber, Airbnb vb. - 2009 sonrası)

2008 krizinin küllerinden doğan bu model, "çalışan" kavramını "iş ortağı"na dönüştürerek iş hukukunu altüst etti. Sendikasız, güvencesiz ama "esnek" çalışma modeli küresel standart hâline gelmeye başladı.

Bu durum, şehirlerin yapısını değiştirdi (Airbnb yüzünden artan kiralar, Uber yüzünden değişen ulaşım). Devletler ile teknoloji şirketleri arasında hâlâ devam eden (taksicilerin isyanları, barınma krizi protestoları) yeni bir sosyal çatışma alanı doğurdu.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...