13 Ocak 2026

21. yüzyılın ilk çeyreğinde dünya (8): Büyük hızlanma çağı

Bu 10 madde, diplomasinin nezaketini kaybettiği, demokrasinin "illiberal"leşerek şekil değiştirdiği ve Tayvan’dan Lübnan’a kadar savaşın kurallarının yeniden yazıldığı o kritik eşikleri anlatıyor. Bireysel cesaretin devletlerin tanklarıyla, stratejik zekanın ise kaba kuvvetle çarpıştığı maddeler...

Zamanın akışı, doğrusal bir çizgiden ziyade, bazen duraksayan bazen de baş döndürücü bir hızla çağlayan bir nehre benzer. Bugün, takvimler 2026’yı gösterirken, insanlık tarihinin belki de en yoğun, en karmaşık ve en dönüştürücü 25 yılını, yani "bir çeyrek asrı" geride bırakmış bulunuyoruz. 2000 yılının o meşhur milenyum gecesinde, dünya halkları havai fişekler eşliğinde "Y2K" bilgisayar hatasından korkarken, aslında yaklaşmakta olan fırtınaların ne denli büyük olacağından habersizdi. O gece duyulan korku teknik bir arızaydı; ancak yaşadığımız 25 yıl, sistemin kendisinin, küresel düzenin ve insanlık durumunun köklü bir "arızasına" ve ardından gelen sancılı yeniden kurulumuna şahitlik etti.

Francis Fukuyama’nın Soğuk Savaş bitiminde ilan ettiği "Tarihin Sonu" tezi, bu çeyrek asırda dramatik bir şekilde yanlışlandı. Tarih bitmemişti; aksine, dondurucudan çıkarılmışçasına çözülüyor, hızlanıyor ve intikamını alıyordu. 2000 ile 2025 arasındaki bu dönem, geleceğin tarihçileri tarafından muhtemelen "Büyük Hızlanma" veya "Krizler Çağı" olarak adlandırılacaktır. Çünkü bu dönemde tek bir belirleyici olay değil, birbirini tetikleyen zincirleme reaksiyonlar dünyayı şekillendirdi.

Tek kutupluluktan çok kutuplu kaosa

Dönemin siyasi karakterini belirleyen en temel dinamik, güç dengesindeki tektonik kaymaydı. 21. yüzyıl, tartışmasız bir Amerikan hegemonyasıyla (Pax Americana) başladı. Ancak bu illüzyon, 11 Eylül 2001 sabahı New York semalarında parçalandı. İkiz Kuleler’in yıkılışı, sadece beton ve çeliğin değil, Batı’nın "dokunulmazlık" algısının da çöküşüydü. ABD’nin buna cevaben başlattığı "Terörle Savaş" doktrini ve ardından gelen Afganistan ve Irak işgalleri, süper gücün askeri kapasitesini ve ahlaki üstünlüğünü Orta Doğu çöllerinde tüketti.

Washington bataklığa saplanırken, Doğu’da sessiz bir dev uyanıyordu. Çin’in 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne girmesiyle başlayan yükselişi, 2025’e gelindiğinde onu ABD’nin tek ve gerçek rakibi haline getirdi. "Fabrika" olarak küresel sisteme eklemlenen Çin, çeyrek asrın sonunda yapay zekadan uzay teknolojilerine kadar her alanda kural koyucu bir "Laboratuvar" ve "Banka"ya dönüştü. Rusya ise Putin liderliğinde, 1990’ların aşağılanmışlığından sıyrılarak, Gürcistan’dan Ukrayna’ya uzanan bir hatta "imparatorluk reflekslerini" yeniden canlandırdı. 2022’de başlayan Ukrayna Savaşı, Avrupa’nın güvenlik mimarisini yerle bir ederken, dünyayı yeniden bloklara böldü. Artık 2026 itibarıyla, kurallara dayalı liberal uluslararası düzenden değil, "gücün haklı olduğu" (might makes right) bir orman kanunundan bahsediyoruz.

Dijital devrim ve hakikat sonrası (Post-Truth)

Siyasetin sahada süngü ve füzelerle değiştiği bu dönemde, zihinlerimiz de silikon vadilerinden çıkan kodlarla yeniden programlandı. 2007’de akıllı telefonun icadı, matbaadan sonraki en büyük bilgi devrimiydi. İnsanlık, tarihte ilk kez "her an, her yerde" birbirine bağlandı. Ancak bu bağlantı, beklenen küresel kardeşliği değil, küresel bir kabileciliği getirdi.

Sosyal medya platformları, Arap Baharı’nda diktatörleri deviren bir özgürlük aracı olarak alkışlanırken, kısa süre sonra demokrasileri içeriden kemiren bir dezenformasyon makinesine dönüştü. Cambridge Analytica skandalları, Brexit süreci ve Trump’ın yükselişi; algoritmaların insan iradesini nasıl manipüle edebileceğini gösterdi. 2023 sonrası patlama yapan Üretken Yapay Zekâ (Generative AI) devrimi ise, "gerçeklik" algımızı tamamen yıktı. Deepfake videoların, bot ordularının ve sentetik medyanın gölgesinde, siyaset artık rasyonel bir tartışma alanı değil, duyguların yönetildiği bir "bilişsel savaş" sahasına dönüştü. Bu çeyrek asırda en büyük kaybımız, belki de "ortak hakikat" zemini oldu.

Ekonomik türbülans ve toplumsal öfke

Siyasi ve teknolojik depremlere, ekonomik fay hatlarının kırılması eşlik etti. 2008 Küresel Finans Krizi, 1929 Buhranı’ndan bu yana kapitalizmin yaşadığı en büyük kalp kriziydi. "Batmak için çok büyük" olan bankalar kurtarıldı, ancak orta sınıf ve gelecek nesillerin hayalleri feda edildi. Bu krizin yarattığı öfke, "Occupy Wall Street"ten Sarı Yelekliler’e, oradan da sandıktan çıkan popülist liderlere giden yolu döşedi.

Neoliberalizmin vaat ettiği "büyüme herkese yarar" tezi çökünce, kitleler çözümü küreselleşmede değil, ulus-devletin koruyucu kalkanında ve sınır duvarlarında aramaya başladı. Gelir adaletsizliğinin uçuruma dönüştüğü bu dönemde, %1’lik kesim servetini katlarken, prekarize (güvencesiz) çalışan milyonlar "sisteme" isyan etti. 2020’lerdeki kripto para çılgınlığı ve çöküşleri ise, insanların geleneksel paraya ve kurumlara olan güveninin ne denli sarsıldığının bir göstergesiydi.

Gezegenin intikamı: İklim ve pandemi

Tüm bu insan yapımı krizlerin ötesinde, 21. yüzyılın ilk çeyreği, doğanın insana "sınırlarını" hatırlattığı bir dönem oldu. İklim değişikliği, bilimsel bir projeksiyondan çıkıp; Avustralya’daki yangınlara, Pakistan’daki sellere ve eriyen kutuplara dönüştü. "İklim Mülteciliği" kavramı hukuk literatürüne girdi. Devletler, fosil yakıtlardan çıkış için Yeşil Mutabakatlar imzalasa da, jeopolitik rekabet çoğu zaman çevre bilincinin önüne geçti.

Ve 2020... COVID-19 pandemisi, modern dünyayı eşi benzeri görülmemiş bir şekilde durdurdu. Maskeler, kapanmalar ve aşı diplomasiyle geçen o yıllar, küresel tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu ve biyolojik tehditlerin nükleer tehditlerden daha hızlı yayılabileceğini kanıtladı. Pandemi, devletin hayatımızdaki rolünü devasa boyutlarda geri getirdi ve "biyopolitika" çağını başlattı.

2026'dan geleceğe bakmak

Geriye dönüp baktığımızda, bu 25 yılın bir "yıkım ve inşa" dönemi olduğunu görüyoruz. Eski ittifaklar (NATO, AB) sarsıldı ve yeniden tanımlandı; yeni güç merkezleri (BRICS, Küresel Güney) masada yerini aldı. Kadın haklarından LGBTİ+ haklarına kadar kültürel savaşlar (Culture Wars) siyasetin merkezine oturdu. Terör küreselleşti, savaşlar hibritleşti, para dijitalleşti.

Önümüzdeki liste, bu fırtınalı çeyrek asrın anatomisidir. Burada yer alan 100 olay, sadece geçmişte kalmış anılar değil; bugün 2026'da nasıl bir dünyada yaşadığımızı, neden marketteki fiyatların arttığını, neden sınırlarımızda gerilim olduğunu ve neden telefonumuzdan başımızı kaldıramadığımızı açıklayan köşe taşlarıdır.

Yirmi birinci yüzyılın ilk perdesi kapandı. Sahne artık daha karmaşık, oyuncular daha fazla ve senaryo çok daha hızlı akıyor. İşte, dünyayı bugünkü haline getiren o 100 kırılma noktası...

20. George W. Bush’un "Şer Ekseni" (Axis of Evil) konuşması (2002)

ABD Başkanı Bush'un, 11 Eylül sonrası yaptığı "Birliğin Durumu" konuşmasında İran, Irak ve Kuzey Kore'yi "Şer Ekseni" olarak ilan etmesi, diplomasinin bittiği andı. Bu konuşma, o dönem Batı ile ilişkileri yumuşamaya başlayan İran'ı (Hatemi dönemi) tekrar radikalizme itti, Irak işgalinin ideolojik altyapısını kurdu ve Kuzey Kore'yi nükleer programa hız vermeye zorladı. 2000'li yılların "Bizden yana olanlar ve olmayanlar" doktrini bu cümleyle başladı.

21. Mahsa Amini protestoları ve İran'da "kadın, yaşam, özgürlük" (2022)

İran'da 22 yaşındaki Mahsa Amini'nin "ahlak polisi" tarafından gözaltına alındıktan sonra ölmesi, 1979 Devrimi'nden bu yana rejime karşı en büyük sivil itaatsizlik eylemini başlattı. Protestolar, sadece zorunlu başörtüsüne karşı değil, teokratik rejimin meşruiyetine karşı bir isyana dönüştü. Kadın bedeni ve özgürlüğü, uluslararası jeopolitiğin ve yaptırımların merkezine oturdu.

22. Obama’nın "Asya'ya Dönüş" (Pivot to Asia) stratejisi (2011)

Barack Obama'nın, ABD dış politikasının odağını Orta Doğu bataklığından çekip Asya-Pasifik'e kaydıracağını resmen ilan etmesi, bugünkü Çin-ABD rekabetinin miladıdır. Bu doktrin, ABD'nin donanma gücünün büyük kısmını Pasifik'e yığmasını ve bölgedeki ittifakları (Japonya, Güney Kore) güçlendirmesini öngörüyordu. Çin'in "çevrelenmişlik" hissini artırarak silahlanma yarışını hızlandırdı.

23. İsrail - Lübnan Savaşı (2006): Asimetrik savaşın yükselişi

İsrail ordusunun Hizbullah'a karşı başlattığı 34 günlük savaş, modern orduların "devlet dışı aktörler" karşısındaki çaresizliğini gösterdi. Dünyanın en güçlü ordularından biri olan İsrail, gerilla taktikleri ve gelişmiş tanksavar füzeleri kullanan Hizbullah'ı sahadan silemedi. Bu savaş, "Yenilmez İsrail Ordusu" imajını zedeledi ve hibrit savaşın ders kitabı oldu.

24. Nancy Pelosi'nin Tayvan ziyareti (2022)

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı'nın Pekin'in tüm tehditlerine rağmen Tayvan'a inmesi, 21. yüzyılın en gerilimli 24 saatiydi. Çin, bu ziyarete adayı tamamen kuşatan tarihin en büyük askeri tatbikatıyla ve füzeleri Tayvan üzerinden aşırarak cevap verdi. Bu olay, Tayvan Boğazı'ndaki statükoyu fiilen bitirdi ve ABD-Çin ilişkilerindeki "güvenli bariyerleri" yıktı.

25. Anna Politkovskaya suikastı (2006)

Putin'in Çeçenistan politikasını ve insan hakları ihlallerini eleştiren Rus gazetecinin, Putin'in doğum gününde evinin asansöründe öldürülmesi, Rusya'da basın özgürlüğünün sonuydu. Bu cinayet, Rusya'da muhalif olmanın bedelinin ölüm olduğunu dünyaya ilan etti. Batı'nın buna rağmen enerji ticaretine devam etmesi, "realpolitik"in acımasızlığını gösterdi.

26. Sri Lanka’nın ekonomik iflası ve saray baskını (2022)

Kötü yönetim, pandemi ve dış borçların birleşimiyle iflas eden Sri Lanka'da halkın başkanlık sarayını basıp havuzunda yüzdüğü görüntüler, "Küresel Güney"deki borç krizinin sembolü oldu. Bu olay, Çin'in altyapı projeleriyle verdiği borçların ve küresel enflasyonun, gelişmekte olan ülkelerdeki rejimleri bir gecede nasıl yıkabileceğinin kanıtıydı.

27. İran’da "Yeşil Hareket" (2009)

Şaibeli cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra milyonların "Oyum nerede?" sloganıyla sokağa dökülmesi, Arap Baharı'nın öncüsü sayılan ilk büyük "Twitter Devrimi"ydi. Rejimin bu protestoları şiddetle bastırması ve Batı'nın (nükleer müzakereler hatırına) sessiz kalması, İranlı muhaliflerde Batı'ya karşı derin bir hayal kırıklığı yarattı.

28. Greta Thunberg ve "gelecek için cumalar" (2018)

İsveçli bir lise öğrencisinin parlamento önünde tek başına başlattığı "Okul Grevi", tarihin en büyük küresel gençlik hareketine dönüştü. İklim krizini "bilimsel bir veri" olmaktan çıkarıp "ahlaki bir savaşa" dönüştüren bu hareket, Avrupa siyasetini (Yeşil Mutabakat Yasaları) doğrudan etkileyen bir kamuoyu baskısı oluşturdu.

29. Viktor Orban’ın "illiberal demokrasi" konuşması (2014)

Macaristan Başbakanı Orban'ın, Batı tarzı liberal demokrasinin bittiğini iddia ederek Rusya ve Çin'i model alan "illiberal (özgürlükçü olmayan) demokrasi" inşa edeceğini söylemesi, Avrupa Birliği'nin ideolojik kalbine saplanan bir hançerdi. Seçimle gelen otokratların demokrasiyi içeriden nasıl dönüştüreceğinin manifestosu bu konuşmayla yazıldı.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...