09 Ocak 2026

21. yüzyılın ilk çeyreğinde dünya (4): Oyunun kurallarını değiştiren hamleler

Güvenlik doktrinlerinden dijital savaşlara, bilimsel keşiflerden vergi devrimlerine… Bu 10 olay, küresel düzenin nasıl dönüştüğünü, devletlerin ve toplumların bu değişime nasıl yanıt verdiğini çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor.

21.yüzyılın ilk çeyreği, dünya siyasetinin ezberlerini bozan, uluslararası ilişkilerin doğasını yeniden tanımlayan ve küresel düzenin kırılganlığını gözler önüne seren olaylarla şekillendi. Soğuk Savaş sonrası kurulan liberal uluslararası düzen, artık sadece meydan okumalarla değil, doğrudan sarsıntılarla karşı karşıya. Bu dönemin karakteristik özelliği, krizlerin artık sadece bölgesel değil, küresel etkiler yaratması; devletlerin klasik diplomasi araçlarının yanı sıra teknoloji, enerji, veri ve hatta algoritmalar üzerinden güç mücadelesi yürütmesi oldu.

Bu bağlamda, 61 ila 70 numaralı olaylar, yalnızca kendi başlarına önemli gelişmeler olmakla kalmayıp, aynı zamanda daha büyük jeopolitik, ekonomik ve sosyokültürel dönüşümlerin habercisi niteliğindedir. Bu olaylar, uluslararası sistemin nasıl evrildiğini, devletlerin nasıl pozisyon aldığını ve toplumların bu değişimlere nasıl tepki verdiğini anlamak açısından kritik önemdedir.

Örneğin, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılımı, yalnızca iki ülkenin güvenlik tercihini değiştirmesi değil; aynı zamanda Avrupa güvenlik mimarisinin yeniden şekillenmesi anlamına gelir. Rusya’nın Ukrayna işgaliyle tetiklenen bu karar, tarafsızlık doktrinlerinin bile artık güvenlik garantisi sunmadığını gösterdi. Türkiye’nin bu süreçte oynadığı kilit rol ise, NATO’nun sadece askerî değil, aynı zamanda diplomatik bir müzakere platformu olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Benzer şekilde, Süveyş Kanalı’nda yaşanan Ever Given kazası, küresel ticaretin ne kadar hassas dengeler üzerine kurulu olduğunu dramatik biçimde gözler önüne serdi. Bir geminin yanlış manevrası, dünya ekonomisinde milyarlarca dolarlık kayıplara yol açtı. Bu olay, tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi, lojistik güvenliğinin ulusal güvenlik kapsamına alınması ve alternatif koridorların inşası gibi stratejik tartışmaları tetikledi.

Türkiye’nin “Mavi Vatan” doktrini ve Libya ile imzaladığı deniz yetki anlaşması ise Doğu Akdeniz’deki enerji rekabetini yeni bir boyuta taşıdı. Bu gelişme, denizlerin artık sadece doğal kaynaklar değil, aynı zamanda egemenlik ve nüfuz alanı olarak da değerlendirildiğini gösterdi. Türkiye’nin bu süreçte izlediği “sahada ve masada” stratejisi, klasik diplomasi ile askerî caydırıcılığın nasıl iç içe geçtiğini ortaya koydu.

Fransa’daki Sarı Yelekliler hareketi, Batı demokrasilerinde yükselen toplumsal huzursuzluğun sembolü hâline geldi. Lidersiz, yatay örgütlenmiş ve sosyal medya üzerinden mobilize olan bu hareket, klasik sendikal yapıları ve siyasi partileri bypass ederek doğrudan sokakta varlık gösterdi. Bu durum, temsil krizinin ve orta sınıfın ekonomik güvencesizliğinin ne denli derinleştiğini gösterdi.

AUKUS ittifakı ise, Batı’nın stratejik önceliklerinin Atlantik’ten Hint-Pasifik’e kaydığını tescilledi. ABD, İngiltere ve Avustralya’nın Çin’e karşı oluşturduğu bu güvenlik paktı, sadece bölgesel bir denge değişikliği değil, aynı zamanda Fransa gibi geleneksel müttefiklerle yaşanan diplomatik kırılmaların da habercisiydi. Bu gelişme, Batı içindeki ittifakların bile artık mutlak sadakat üzerinden değil, stratejik çıkarlar üzerinden şekillendiğini gösterdi.

Karabağ’ın tamamen Azerbaycan kontrolüne geçmesi ve Ermeni nüfusun bölgeden göçü, “donmuş çatışmaların” askerî yollarla çözülebileceğini gösteren nadir örneklerden biri oldu. Uluslararası toplumun ve özellikle Rusya’nın pasif kalışı, bölgesel güçlerin kendi güvenlik mimarilerini kurma eğilimini güçlendirdi.

TikTok’un yükselişi ve ardından gelen yasaklamalar, dijital çağın yeni savaş alanlarını tanımladı: veri, dikkat ve algoritmalar. Artık bir sosyal medya uygulaması, nükleer silah kadar stratejik bir tehdit olarak algılanabiliyor. Bu durum, “dijital egemenlik” kavramını ulusal güvenlik stratejilerinin merkezine yerleştirdi.

Güney Sudan’ın bağımsızlığı ve ardından gelen iç savaş ise, ulus inşasının ne kadar karmaşık ve kırılgan bir süreç olduğunu gösterdi. Harita üzerinde çizilen sınırlar, sahada etnik, ekonomik ve siyasi gerçekliklerle çarpıştığında, umut yerini kaosa bırakabiliyor. Bu örnek, Batı’nın “devlet kurma” projelerine dair iyimserliğini ciddi şekilde sarstı.

Küresel Asgari Kurumlar Vergisi Anlaşması, neoliberal kapitalizmin en güçlü aktörleri olan çok uluslu şirketlere karşı devletlerin kolektif bir duruş sergileme çabasıydı. Her ne kadar uygulamada zorluklar yaşansa da bu girişim, ekonomik egemenliğin yeniden tanımlandığı bir dönemin habercisidir.

Son olarak, James Webb Uzay Teleskobu’nun keşifleri, insanlığın evrendeki yerini sorgulamasına neden olan bilimsel bir devrim niteliğindedir. Bu teleskop, yalnızca astronomik veriler sunmakla kalmadı; aynı zamanda uluslararası iş birliğinin, bilimsel merakın ve “yumuşak güç” diplomasisinin ne kadar etkili olabileceğini gösterdi.

Bu on olay, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı aktörler ve temalar etrafında gelişmiş olsa da ortak bir noktada buluşuyor: 21. yüzyılın dünyası, artık öngörülemez, çok katmanlı ve çok aktörlü bir yapıya sahip. Devletler, şirketler, bireyler ve algoritmalar; hepsi bu yeni düzende birer güç odağı hâline gelmiş durumda. Bu nedenle bu olayları sadece tarihsel anekdotlar olarak değil, geleceğin dünyasını şekillendiren yapıtaşları olarak okumak gerekir.

61. Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılımı (2023-2024)

Rusya'nın Ukrayna işgaline verilen en sert jeopolitik yanıt, on yıllardır "tarafsızlık" ilkesini benimseyen bu iki İskandinav ülkesinin NATO'ya girmesi oldu. Bu genişleme, Baltık Denizi'ni fiilen bir "NATO Gölü"ne dönüştürdü ve Rusya'nın Avrupa ile olan sınırını iki katına çıkardı.

Süreç, Türkiye'nin veto kartını kullanarak terörle mücadele konusundaki taleplerini masaya koymasıyla (Madrid Memorandumu) diplomatik bir pazarlığa dönüştü. Bu durum, NATO içinde kararların oy birliğiyle alınmasının zorluklarını ve ittifak içi müzakerelerin önemini bir kez daha gösterdi.

62. Süveyş Kanalı krizi (Ever Given kazası - 2021)

Dev bir konteyner gemisinin kanalı tıkayarak dünya ticaretini bir hafta boyunca durdurması, küreselleşmenin "kılcal damarlarının" ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Günlük 9 milyar dolarlık ticaretin durması, "Tam Zamanında Üretim" (Just-in-Time) modelinin sorgulanmasına neden oldu.

Bu olay, alternatif ticaret rotaları (Kuzey Koridoru, Zengezur Koridoru, Kalkınma Yolu Projesi) arayışını hızlandırdı. Bir gemi kazasının bile küresel enflasyonu tetikleyebileceği gerçeği, lojistik güvenliğini ulusal güvenlik meselesi hâline getirdi.

63. Türkiye’nin "Mavi Vatan" Doktrini ve Libya Anlaşması (2019)

Türkiye'nin deniz yetki alanlarını 462 bin kilometrekare olarak tanımlayan bu doktrin, harita üzerindeki bir teoriden sahada uygulanan bir politikaya dönüştü. Türkiye'nin Libya (UMH) ile imzaladığı deniz yetki anlaşması, Doğu Akdeniz'deki Yunanistan-Güney Kıbrıs-Mısır blokajını yardı.

Bu hamle, denizlerin paylaşımının sadece balıkçılık veya petrol değil, bir egemenlik mücadelesi olduğunu kanıtladı. Doğu Akdeniz, enerji jeopolitiğinin en sıcak noktalarından biri hâline gelirken, Türkiye "sahada ve masada" olma stratejisini bu doktrinle kurumsallaştırdı.

64. Fransa’da Sarı Yelekliler hareketi (2018)

Akaryakıt zamlarına tepki olarak başlayan bu hareket, lidersiz ve partisiz bir halk ayaklanmasına dönüştü. Sosyal medya üzerinden organize olan kitleler, Paris sokaklarını savaş alanına çevirerek Macron yönetimini geri adım atmaya zorladı.

"Gilets Jaunes", modern çağda toplumsal öfkenin sendikalar veya partiler aracılığıyla değil, doğrudan sokakta ve kontrolsüzce patlayabileceğinin örneği oldu. Bu protesto modeli, Avrupa genelinde orta sınıfın yoksullaşmasına karşı bir sembol hâline geldi.

65. AUKUS ittifakının kurulması (2021)

ABD, İngiltere ve Avustralya arasında kurulan bu güvenlik paktı, Pasifik'teki güç dengesini değiştirdi. Anlaşma kapsamında Avustralya'nın nükleer enerjili denizaltılara sahip olacak olması, Çin'e karşı "İngilizce konuşanlar kulübü"nün (Anglosfer) birleşmesiydi.

Ancak bu anlaşma uğruna Avustralya'nın Fransa ile olan milyar dolarlık denizaltı ihalesini iptal etmesi, Batı ittifakında büyük bir çatlağa yol açtı. Fransa, "sırtımızdan bıçaklandık" diyerek büyükelçilerini geri çekti. Bu olay, ABD'nin stratejik odağının artık Avrupa (Atlantik) değil, Asya-Pasifik (Hint-Pasifik) olduğunu tescilledi.

66. Karabağ’ın tamamen feshedilmesi ve Ermeni göçü (Eylül 2023)

Azerbaycan'ın 24 saatlik antiterör operasyonu sonucunda, Dağlık Karabağ'daki ayrılıkçı Ermeni yönetimi kendini feshettiğini duyurdu. 30 yıllık "donmuş çatışma" kesin ve net bir şekilde sona erdi. Bölgedeki Ermeni nüfusun Ermenistan'a göç etmesi, insani ve demografik bir kırılma yarattı.

Bu olay, uluslararası toplumun ve Rusya barış güçlerinin müdahale etmemesi/edememesiyle dikkat çekti. "Sorunları zamana yayma" stratejisinin işe yaramadığı, askerî çözümün bazen (acı reçete de olsa) en kalıcı sonucu getirdiği görüldü.

67. TikTok ve algoritmik savaşlar

Çin menşeli TikTok uygulamasının küresel yükselişi, sosyal medyayı bir eğlence aracı olmaktan çıkarıp "bilişsel savaş" alanına taşıdı. ABD ve Avrupa devletleri, vatandaşlarının verilerinin Çin Komünist Partisi'ne aktarıldığı şüphesiyle uygulamayı kamu telefonlarında yasakladı.

İlk kez bir sosyal medya platformu, nükleer silah veya casus yazılım muamelesi gördü. Algoritmaların genç nesillerin dünya görüşünü şekillendirme gücü, "dijital egemenlik" tartışmalarının merkezine oturdu.

68. Güney Sudan'ın bağımsızlığı ve iç savaş (2011)

Referandumla Sudan'dan ayrılan Güney Sudan, 21. yüzyılda kurulan en yeni devlet oldu. Büyük bir umutla başlayan bu süreç, kısa sürede etnik çatışmalara ve kanlı bir iç savaşa dönüştü.

Petrol zengini bu yeni ülkenin "başarısız devlet" (failed state) statüsüne düşmesi, Batı'nın Afrika'daki sınırları yeniden çizme veya yeni devletler yaratma konusundaki iştahını kapattı. Ulus inşasının sadece harita çizmekle olmadığını acı bir şekilde öğretti.

69. Küresel Asgari Kurumlar Vergisi Anlaşması (2021)

OECD öncülüğünde 136 ülkenin, çok uluslu şirketlerin en az %15 vergi ödemesi konusunda anlaşması, küresel kapitalizmde tarihi bir reformdu. Amaç, Google, Apple gibi devlerin kârlarını vergi cennetlerine (İrlanda, Bermuda vb.) kaçırmasını engellemekti.

Uygulamadaki zorluklara rağmen bu anlaşma, devletlerin sermaye karşısında egemenliklerini geri kazanma çabasıydı. "Vergi savaşlarını" bitirme girişimi olarak ekonomi tarihine geçti.

70. James Webb Uzay Teleskobu'nun keşifleri (2022-...)

Hubble'ın yerini alan James Webb, evrenin en derin ve en eski görüntülerini (Büyük Patlama'dan hemen sonrası) dünyaya göndererek insanlığın "yerini" sorgulattı. Siyasi kaosun ortasında bu bilimsel başarı, uluslararası iş birliğinin (NASA, ESA, CSA) en parlak örneği oldu.

Evrende başka yaşam izleri (biyobelirteçler) arayışı, jeopolitik rekabetin ötesinde, insanlığı birleştiren ender konulardan biri olarak "yumuşak güç" diplomasisinde yerini aldı.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...