21. yüzyılın ilk çeyreğinde dünya (3): Küresel düzende yön değişimi
2020’li yıllar, küresel siyasetin fay hatlarını harekete geçirdi. Lider değişimleri, dijital savaşlar, göç krizleri ve ekonomik çöküşler; eski düzenin çözülüşünü ve yeni güç dengelerinin doğuşunu haber veriyor. Bu 10 olay, çağın ruhunu yakalıyor.
21. yüzyılın üçüncü on yılına girerken dünya, yalnızca teknolojik dönüşümlerle değil, aynı zamanda siyasi, toplumsal ve ekonomik sarsıntılarla da yeniden şekilleniyor. 21. yüzyılın ilk çeyreği, küresel düzenin kırılganlığını gözler önüne seren, eski paradigmaların çözüldüğü ve yeni güç dengelerinin doğduğu bir dönem olarak tarihe geçiyor. Bu dönem, yalnızca devletler arası ilişkilerin değil, aynı zamanda bireylerin sisteme bakışının da kökten değiştiği bir çağın habercisi.
Bu bölümde ele alınan on olay, birbirinden farklı coğrafyalarda yaşanmış gibi görünse de, aslında ortak bir temaya işaret ediyor: Mevcut düzenin sorgulanması ve alternatif arayışların yükselişi. Latin Amerika’da solun ikinci yükselişi, sadece bölgesel bir siyasi dönüşüm değil; aynı zamanda ABD hegemonyasına karşı bir meydan okuma ve Çin’in artan etkisinin bir yansıması. Kolombiya’da ilk kez bir sol liderin seçilmesi, kıtanın tarihsel hafızasında yeni bir sayfa açarken, bu değişim dalgası, Soğuk Savaş sonrası kurulan düzenin artık işlemediğini de ilan ediyor.
Benzer şekilde, Lübnan’daki Beyrut Limanı patlaması, bir devletin içten içe çürüyüşünün dramatik bir tezahürüydü. Yolsuzluk, mezhepçilik ve kurumsal çöküşün bir araya gelerek nasıl bir felakete yol açabileceğini gösteren bu olay, sadece bir patlama değil, bir ülkenin kendi kendine verdiği ölümcül bir darbeydi. Bu tür olaylar, devlet kapasitesinin zayıfladığı coğrafyalarda nasıl bir boşluk doğduğunu ve bu boşluğun kimler tarafından doldurulduğunu da gözler önüne seriyor.
Öte yandan, dijital çağın yeni savaş alanları da bu dönemde daha görünür hâle geldi. SolarWinds siber saldırısı, klasik savaşların yerini alan yeni nesil çatışma biçimlerinin en çarpıcı örneklerinden biri. Artık savaşlar sadece tanklarla değil, kodlarla da yapılıyor. Bu saldırı, ulus devletlerin dijital altyapılarının ne kadar savunmasız olduğunu ve siber güvenliğin ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini gösterdi.
Avrupa’da ise liderlik boşluğu ve ideolojik kaymalar dikkat çekiyor. Angela Merkel’in siyasetten çekilmesi, sadece Almanya’da değil, tüm Avrupa’da bir dönemin kapanışı anlamına geldi. Merkel’in ardında bıraktığı boşluk, Avrupa’nın Rusya-Ukrayna krizine verdiği dağınık tepkiyle daha da görünür hâle geldi. Aynı dönemde İtalya’da Giorgia Meloni’nin iktidara gelişi, aşırı sağın Avrupa siyasetinde nasıl “meşrulaştığını” ve sistem içi bir aktöre dönüştüğünü gösterdi. Bu, popülizmin artık sadece muhalefet dili değil, iktidar pratiği hâline geldiğinin de bir göstergesiydi.
Afrika kıtasında ise gözlerden uzak bir trajedi yaşandı: Etiyopya’daki Tigray İç Savaşı. Yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği bu çatışma, modern çağın en kanlı savaşlarından biri olmasına rağmen, küresel medyada hak ettiği ilgiyi görmedi. Türkiye, Çin ve İran gibi ülkelerden alınan SİHA’ların savaşın seyrini değiştirmesi ise, teknolojinin savaş alanındaki belirleyici rolünü ve “drone diplomasisi”nin yükselişini ortaya koydu.
Ekonomik cephede ise kripto para piyasasında yaşanan çöküş, dijital finansın “Vahşi Batı” döneminin sonunu ilan etti. FTX’in iflası ve kurucusunun yargılanması, merkeziyetsizlik ideallerinin, regülasyonun kaçınılmazlığıyla yüzleşmesini sağladı. Bu olay, devletlerin kripto varlıklara bakışını kökten değiştirerek, 2020’lerin ortasında küresel çapta sıkı düzenlemelerin önünü açtı.
İnsan hareketliliği ve göç meselesi de bu dönemin en çarpıcı krizlerinden biri olarak öne çıktı. Akdeniz’de yaşanan göçmen faciaları, Avrupa’nın sınır politikalarının insani bedelini gözler önüne serdi. Pylos faciası, sadece bir trajedi değil, aynı zamanda Avrupa’nın “dışsallaştırma” stratejisinin ve göçü durdurma adına insan hayatını göz ardı eden politikalarının bir yansımasıydı. Akdeniz, artık sadece bir coğrafi sınır değil, aynı zamanda bir vicdan sınavı hâline geldi.
Devletlerin çöküşü ve uluslararası toplumun bu çöküşlere verdiği tepkiler de bu dönemin belirleyici unsurlarından biri oldu. Haiti Cumhurbaşkanı Moïse’in suikastı, bir devletin nasıl çözülebileceğini ve bu boşluğun nasıl organize suç yapıları tarafından doldurulabileceğini gösterdi. Uluslararası toplumun müdahale konusundaki isteksizliği ise, “başarısız devletler” karşısında küresel sistemin çaresizliğini ortaya koydu.
Son olarak, pandemi sonrası işgücü piyasasında yaşanan “Büyük İstifa”, bireylerin çalışma hayatına dair algılarının köklü biçimde değiştiğini gösterdi. Bu sessiz devrim, sadece iş bırakmalarla sınırlı kalmadı; aynı zamanda sendikaların güçlenmesi, esnek çalışma modellerinin yaygınlaşması ve emek-sermaye dengesinin yeniden tartışmaya açılması gibi sonuçlar doğurdu. İnsanlar artık sadece geçinmek için değil, anlamlı bir yaşam için çalışmak istiyor.
Bu on olay, farklı coğrafyalarda, farklı bağlamlarda yaşanmış olsa da, ortak bir gerçekliğe işaret ediyor: 21. yüzyılın ikinci çeyreği, eski düzenin çatırdadığı, yeni normların şekillendiği bir geçiş dönemi. Bu geçişin sancıları hem devletlerin hem de bireylerin kararlarında, krizlere verdikleri tepkilerde ve geleceğe dair kurdukları hayallerde kendini gösteriyor. Dünya siyaseti, artık sadece başkentlerde değil, limanlarda, blok zincirlerde, göç yollarında ve dijital ağlarda da şekilleniyor. Ve bu şekillenme, her zamankinden daha çok, küresel bir bilinç ve kolektif bir sorumluluk gerektiriyor.
71. Latin Amerika’da "İkinci Sol Dalga" (Pink Tide 2.0)
2020'lerin başında Meksika, Arjantin, Şili, Kolombiya ve Brezilya'da (Lula'nın dönüşü) sol liderlerin peş peşe seçimi kazanması, kıtanın rengini değiştirdi. Özellikle Kolombiya'da ilk kez bir solcu liderin (Gustavo Petro) seçilmesi tarihiydi.
Bu değişim, ABD'nin bölgedeki hegemonyasına karşı bir duruştu. Yeni liderler, Soğuk Savaş mantığı yerine "bağlantısız" bir dış politikayı, çevreciliği ve yerli halkların haklarını savundu. Çin ile ticari ilişkilerin derinleşmesi, Washington'da "arka bahçeyi kaybetme" endişesini artırdı.
72. Beyrut Limanı Patlaması (2020): Bir ülkenin intiharı
Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta depolanan amonyum nitratın patlaması, Hiroşima'dan sonraki en büyük nükleer olmayan patlamalardan biriydi. Bu olay bir kaza değil, yıllarca süren yolsuzluk, ihmal ve mezhepçi yönetim sisteminin (Lübnanlaşma) fiziksel bir sonucuydu.
Patlama, "Doğu'nun Paris'i" olarak bilinen ülkeyi ekonomik iflasa sürükledi. Lübnan, fiilen işlevsiz bir devlete dönüşürken, bu boşluk İran destekli Hizbullah'ın devlet içinde devlet olma konumunu daha da güçlendirdi.
73. SolarWinds Siber Saldırısı (2020): Tedarik zinciri operasyonu
ABD tarihinin en kapsamlı siber casusluk olayıydı. Rus bilgisayar korsanları, SolarWinds adlı bir yazılım güncellemesinin içine sızarak Pentagon, Dışişleri Bakanlığı ve nükleer kurumlar dâhil binlerce hedefi aylarca fark edilmeden izledi.
Bu olay, siber güvenlikte "kaleyi korumanın" yetmediğini, "tedarikçinin güvenliğinin" de hayati olduğunu gösterdi. Dijital savaşın sadece hacklemek değil, sistemin içine yerleşip sessizce beklemek olduğu anlaşıldı.
74. Angela Merkel’in siyasetten çekilmesi (2021)
16 yıl boyunca Almanya'yı ve fiilen Avrupa Birliği'ni yöneten "Mutti" (Anne) lakaplı Merkel'in vedası, Avrupa'da devasa bir liderlik boşluğu yarattı. Onun pragmatik ve uzlaşmacı tarzının eksikliği, Rusya-Ukrayna krizinin başında Avrupa'nın dağınık görüntü vermesinde etkili oldu.
Merkel dönemi, istikrarla anılsa da sonrasında Rus enerjisine bağımlılık ve ordunun ihmal edilmesi (Bundeswehr'in zayıflığı) gibi mirasları nedeniyle yoğun eleştiri aldı. Onun gidişi, "Eski Avrupa"nın sonuydu.
75. İtalya’da Giorgia Meloni’nin zaferi (2022)
Mussolini döneminden bu yana İtalya'da seçilen en sağcı lider olan Meloni, Avrupa siyasetinde "aşırı sağın normalleşmesi" sürecini tamamladı. Avrupa Birliği karşıtı kökenlerden gelip, iktidara gelince AB ve NATO ile uyumlu çalışması, popülist sağın yeni bir "hibrit model" geliştirdiğini gösterdi.
Meloni'nin başarısı, Fransa'dan Hollanda'ya kadar diğer aşırı sağ partiler için bir şablon (blueprint) oluşturdu: "Sisteme karşı gelme, sistemi içeriden dönüştür."
76. Etiyopya (Tigray) İç Savaşı (2020-2022)
Dünya medyası Ukrayna'ya odaklanmışken, Afrika Boynuzu'nda yüz binlerce insanın öldüğü modern tarihin en kanlı çatışmalarından biri yaşandı. Etiyopya hükûmeti ile Tigray güçleri arasındaki savaşta açlık bir silah olarak kullanıldı.
Savaşın seyri, hükûmetin Türkiye, Çin ve İran'dan aldığı SİHA'ları kullanmasıyla değişti. Bu durum, "drone diplomasisi"nin Afrika'daki güç dengelerini nasıl belirlediğinin en net örneği oldu. Pretoria Barış Anlaşması ile çatışmalar dursa da bölge istikrarsız kaldı.
77. FTX’in iflası ve Kripto piyasasının çöküşü (2022)
Dünyanın en büyük kripto borsalarından FTX'in batışı ve kurucusu Sam Bankman-Fried'in dolandırıcılıktan hapse girmesi, "Vahşi Batı" döneminin sonuydu. Milyarlarca doların buharlaşması, devletlerin kripto varlıklara bakışını "inovasyon"dan "risk ve suç"a kaydırdı.
Bu olay, 2023-2026 arasında küresel çapta sıkı kripto regülasyonlarının (MiCA gibi) gelmesini tetikledi. Merkeziyetsiz finans hayali, merkezi otoritenin (SEC vb.) denetimine muhtaç kaldı.
78. Akdeniz’deki göçmen faciaları ve Pylos batığı (2023)
Yunanistan açıklarında batan ve 600'den fazla göçmene mezar olan balıkçı teknesi faciası, Avrupa'nın "Kale Avrupası" (Fortress Europe) politikasının insani maliyetini yüzlere çarptı. AB sınır koruma ajansı Frontex, geri itmeler (pushbacks) ve ihmaller nedeniyle suç ortağı ilan edildi.
Bu trajediler, göçü durduramayan Avrupa'nın, Tunus ve Mısır gibi ülkelerle "para karşılığı göçmen tutma" anlaşmaları yapmasına (dışsallaştırma) neden oldu. Akdeniz, 21. yüzyılın en büyük kitlesel mezarlığı olarak tarihe geçti.
79. Haiti Cumhurbaşkanı Moïse suikastı (2021)
Haiti Cumhurbaşkanı'nın yatak odasında paralı askerler tarafından öldürülmesi, bir devletin tamamen çöküşüydü (State Collapse). Otorite boşluğunda ülke, başkent Port-au-Prince'i kontrol eden silahlı çetelerin eline geçti.
2024-2025'te Kenya liderliğinde uluslararası polis gücünün müdahalesi gündeme gelse de Haiti örneği, uluslararası toplumun "başarısız devletleri" kurtarma konusundaki isteksizliğini ve çaresizliğini gösterdi.
80. "Büyük İstifa" (The Great Resignation) ve İş Gücü Devrimi (2021-...)
Pandemi sonrası milyonlarca insanın işlerini bırakması, sadece ekonomik bir istatistik değil, küresel bir sosyo-politik hareketti. İnsanlar "yaşamak için çalışmak" yerine "çalışmak için yaşama" fikrini reddetti.
Bu sessiz devrim, sendikaların ABD'de tekrar güçlenmesine, "Haftada 4 gün çalışma" denemelerinin yaygınlaşmasına ve şirketlerin çalışan bulmak için şartları iyileştirmek zorunda kalmasına yol açtı. Emek-sermaye ilişkisi, 1980'lerden beri ilk kez emek lehine (kısmen de olsa) esnedi.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.









