21. yüzyılın ilk çeyreğinde dünya (2): Yeni düzenin doğuş sancıları
21. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşanan kırılma anları, tek kutuplu dünya hayalini parçalayıp çok katmanlı bir küresel düzene kapı araladı. AB’nin genişlemesinden Ukrayna Savaşı’na, terörden dijital devrime uzanan bu zincir, bugünün dünyasını şekillendiren görünmez bağları ortaya koyuyor.
21. yüzyılın ilk çeyreği, insanlık tarihinde benzersiz geçişlere, beklenmedik krizlere ve küresel dengelerin yeniden tanımlandığı kritik dönüm noktalarına tanıklık etti. Soğuk Savaş'ın bitimiyle başlayan "tek kutuplu dünya" hayali, geride bıraktığımız yıllarda çok katmanlı, rekabetçi ve öngörülmesi giderek zorlaşan bir küresel sisteme dönüştü. Bu dönüşümün rotasını belirleyen ise, her biri bir sonraki olayın psikolojik, siyasi ve stratejik zeminini hazırlayan "kırılma anları" oldu.
2000'li yılların başından itibaren yaşanan gelişmeler, yalnızca tarih kitaplarında yer alacak izole olaylar değil; birbirine eklemlenen, zincirleme tepkiler yaratan ve kolektif hafızamızda derin izler bırakan kilometre taşlarıydı. Avrupa'nın haritasını yeniden çizen barışçıl genişlemeler, terörün küresel ölçekte yeniden tanımlanması, dijital devrimin toplumsal dokuyu dönüştürmesi ve yükselen güçlerin küresel sahneye çıkışı, bu dönemin ana eksenlerini oluşturdu.
Bu yazı dizisinin 81-90 arasındaki bölümü, tam da bu geçiş döneminin en çarpıcı ve bir o kadar da belirleyici anlarını ele alıyor. 2004'teki Büyük Genişleme ile Avrupa Birliği, Soğuk Savaş'ın bölünmüşlüğünü sembolik olarak ortadan kaldıran tarihî bir adım attı. Ancak bu barışçıl genişleme, aynı zamanda Rusya'da derin bir güvenlik paranoyasını tetikleyerek, 2022'de patlak verecek Ukrayna Savaşı’nın psikolojik zeminini inşa etti. Tarih, iyi niyetli adımların bile beklenmedik sonuçlar doğurabileceğini bize bir kez daha hatırlatıyordu.
Aynı dönemde, uluslararası sistemin normları da ciddi sınavlardan geçiyordu. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kuruluşu, insanlığa karşı suçların cezasız kalmayacağına dair umut verdi. Ancak büyük güçlerin bu yargı mekanizmasına mesafeli duruşu, uluslararası hukukun eşitsiz uygulanması eleştirilerini de beraberinde getirdi. Madrid ve Londra saldırıları ise terörün artık uzak coğrafyalardaki bir tehdit olmadığını, Avrupa'nın kalbinde siyasi sonuçları doğrudan etkileyebilecek stratejik bir araç hâline geldiğini gösterdi.
Doğu'da yükselen güçlerin sahneye çıkışı da bu dönemin belirleyici özelliklerinden biriydi. Pekin Olimpiyatları, Çin'in ekonomik mucizesini küresel bir gösteriye dönüştürürken, Çin Komünist Partisi'nin "yükselen güç" naratifini dünyaya ilan etti. Renkli Devrimler ise eski Sovyet coğrafyasında demokrasi umutlarını ateşlese de Kremlin'de derin bir tedirginlik yaratarak Putin rejiminin içeride otoriterleşmesi ve dış politikada saldırganlaşmasının gerekçelerinden biri hâline geldi.
Bu dönem aynı zamanda, küresel süper güçlerin kırılganlıklarının da su yüzüne çıktığı yıllar oldu. Katrina Kasırgası, dünyanın en güçlü ordusuna sahip Amerika'nın doğal afetler karşısındaki hazırlıksızlığını ve derinleşen sosyal eşitsizliklerini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. İkinci İntifada ise Orta Doğu barış sürecindeki tüm umutları yerle bir ederek, bölgede hâlâ çözülemeyen krizin temellerini sağlamlaştırdı.
Türkiye özelinde ise Hrant Dink suikastı, toplumsal vicdanın sınırlarını test eden ve derin devlet, azınlık hakları ve demokratikleşme tartışmalarını yeniden alevlendiren bir kırılma anı olarak hafızalara kazındı.
2000'li yılların bu kritik dönemi bize gösterdi ki, tarih lineer bir çizgide ilerlemiyor. Bir bölgedeki barış projesi, başka bir coğrafyada güvenlik krizine dönüşebiliyor; ekonomik entegrasyonlar siyasi kırılmaları beraberinde getirebiliyor; teknolojik ilerlemeler ise yeni türde toplumsal bölünmeler yaratabiliyor. 81-90 arasındaki bu on olay, tam da bu karmaşık iç içe geçmişliğin ve küresel sistemin birbiriyle bağlantılı doğasının en çarpıcı örneklerini sunuyor.
Bu yazı dizisinde, her bir kırılma anını kendi bağlamında analiz ederken, aynı zamanda olaylar arasındaki görünmez bağlantıları da ortaya koymaya çalışacağız. Çünkü 21. yüzyılı anlamak, ancak bu kritik anların birbirini nasıl şekillendirdiğini kavramakla mümkün olabilir. İşte 81-90 arasındaki bu on olay, günümüz dünyasının neden bu şekilde göründüğünü anlamak için anahtar niteliğinde.
81. Avrupa Birliği’nin "Büyük Genişlemesi" (2004)
1 Mayıs 2004’te 10 ülkenin (Polonya, Macaristan, Çekya, Baltık ülkeleri vb.) aynı anda AB’ye katılması, Demir Perde’nin siyaseten ve resmen yıkıldığı gündü. Avrupa, tarihinin en büyük barışçıl sınır değişikliğini yaşadı.
Bu olay, Avrupa’nın ağırlık merkezini Batı’dan Doğu’ya kaydırdı. Ancak aynı zamanda Rusya’nın "çevrelenmişlik sendromunu" tetikledi ve bugünkü Ukrayna Savaşı’nın psikolojik altyapısını oluşturan "NATO/AB doğuya ilerliyor" korkusunun başlangıcı oldu.
82. Rusya - Gürcistan Savaşı (2008): Ukrayna’nın provası
Pekin Olimpiyatları'nın başladığı gün Rus tanklarının Güney Osetya'ya girmesi, Soğuk Savaş sonrası Rusya'nın sınır ötesine yaptığı ilk askeri müdahaleydi. Sadece 5 gün süren bu savaşla Putin, "Yakın Çevre" (Near Abroad) doktrinini kanla çizdi: "Eski Sovyet coğrafyasında NATO'ya izin vermem."
Batı'nın bu işgale cılız tepki vermesi ve ilişkileri hızla normalleştirmesi ("Reset" politikası), Rusya'ya 2014 Kırım ve 2022 Ukrayna hamleleri için yeşil ışık yaktı. Batı'nın bu stratejik körlüğü, 21. yüzyılın en büyük hatalarından biri olarak tarihe geçti.
83. İkinci İntifada’nın başlaması (2000-2005)
Ariel Sharon’un Mescid-i Aksa ziyaretiyle tetiklenen bu ayaklanma, 90’ların Oslo Barış Süreci rüzgarını tamamen bitirdi. İntihar saldırıları ve İsrail’in Batı Şeria’ya askeri operasyonları, bölgedeki "iki devletli çözüm" inancını yıktı.
Bu dönem, İsrail’in "Ayırıcı Duvar"ı inşa etmesine ve Gazze’den tek taraflı çekilip (2005) sonrasında bölgeyi abluka altına almasına yol açtı. Bugün Gazze’de yaşananların (Hamas’ın yükselişi dahil) kökleri, İkinci İntifada’nın yarattığı siyasi boşlukta gizlidir.
84. Euronun tedavüle girmesi (2002)
Avrupa ortak para biriminin ceplere girmesi, sadece ekonomik değil, devasa bir siyasi projeydi. Doların küresel hakimiyetine (Senyoraj hakkına) ilk kez ciddi bir rakip çıktı.
Euro, Avrupa ülkelerini birbirine "kader birliği" ile bağladı. Ancak mali politikaların (vergi, harcama) ortaklaşmadığı, sadece paranın ortaklaştığı bu yapı, 2009 krizinde neredeyse Birlik'in sonunu getiriyordu. Yine de euro, Avrupa entegrasyonunun en somut sembolü olmayı başardı.
85. Renkli Devrimler (Gürcistan 2003, Ukrayna 2004, Kırgızistan 2005)
Eski Sovyet cumhuriyetlerinde seçim hilelerine karşı başlayan barışçıl halk ayaklanmaları (Gül Devrimi, Turuncu Devrim), yönetimleri değiştirdi. Batı STK'larının ve medyanın desteklediği bu hareketler, "demokrasi ihracı"nın başarılı örnekleri olarak görüldü.
Ancak Kremlin, bu devrimleri "CIA operasyonu" ve kendisine yönelik bir varoluşsal tehdit olarak okudu. Putin'in iç siyasette otoriterleşmesi ve dış politikada sertleşmesi, tam olarak bu "renkli devrimlerin Moskova'ya sıçrama korkusu" nedeniyle başladı.
86. Madrid (2004) ve Londra (2005) saldırıları
El-Kaide terörünün sadece ABD'ye özgü olmadığı, Avrupa'nın kalbini de vurabileceği anlaşıldı. Madrid'deki tren saldırıları, İspanya seçimlerinin sonucunu değiştirdi (hükûmet düştü, askerler Irak'tan çekildi).
Bu olaylar, terörün "seçim sonuçlarını belirleyebilecek stratejik bir araç" olduğunu gösterdi. Avrupa'da çok kültürlülük tartışmalarını bitirip, güvenlikçi politikaların ve Müslüman topluluklara yönelik şüphenin artmasına neden oldu.
87. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) kurulması (2002)
Tarihte ilk kez, savaş suçları ve soykırım işleyen bireyleri yargılamak için daimî bir mahkeme kuruldu. "Cezasızlık kültürü"ne karşı atılan en büyük adımdı.
Ancak ABD, Rusya ve Çin gibi süper güçlerin mahkemenin yetkisini tanımaması, UCM'yi "sadece Afrikalı diktatörleri yargılayan" bir kurum eleştirisiyle baş başa bıraktı. Yine de 2024'te Netanyahu ve Putin hakkında tutuklama kararı çıkarabilmesi, potansiyel gücünü 20 yıl sonra gösterdi.
88. Hrant Dink Suikastı (2007)
Gazeteci Hrant Dink’in İstanbul’da öldürülmesi, Türkiye’de "Derin Devlet" tartışmalarını ve azınlık haklarıyla yüzleşme sürecini tetikledi. Cenazesindeki yüz binlerin yürüyüşü, toplumsal bir vicdan patlamasıydı.
Bu olay, Türkiye'nin AB üyelik sürecindeki demokratikleşme sancılarının ve bürokratik vesayetle (Ergenekon süreci öncesi atmosfer) hesaplaşmanın sembolü oldu. Etkisi sadece adli değil, derin bir siyasi kırılmaydı.
89. Pekin Olimpiyatları (2008): Çin’in sahneye çıkışı
Çin, bu organizasyonla dünyaya "Ben artık ucuz mal üreten bir atölye değilim, küresel bir süper gücüm" mesajını verdi. Açılış törenindeki ihtişam, Batı'nın ekonomik krizle boğuştuğu bir dönemde, Çin modelinin yükselişini simgeliyordu.
Siyasi olarak bu olay, Çin milliyetçiliğinin zirve yaptığı ve Pekin'in uluslararası eleştirilere (Tibet olayları vb.) artık kulak asmayacağını gösterdiği bir dönüm noktasıydı.
90. Katrina Kasırgası (2005): Süper gücün kırılganlığı
ABD'nin New Orleans kentini vuran kasırga ve sonrasında yaşanan yönetim zafiyeti, dünyanın "Yenilmez Amerika" algısını sarstı. Dünyanın en zengin ülkesinde insanların günlerce yardım beklemesi, stadyumlara sığınması; Üçüncü Dünya ülkesi görüntülerini andırıyordu.
Bu olay, ABD'nin yumuşak gücüne (soft power) Irak savaşından daha fazla zarar verdi. George W. Bush yönetiminin yetersizliği, Amerikan halkının devlete olan güvenini sarsarak Obama'nın "Değişim" sloganıyla seçilmesine giden yolu açtı.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.









