Trump ve bilim dünyası karşı karşıya
Haberin Eklenme Tarihi: 23.05.2025 17:03:00 - Güncelleme Tarihi: 23.05.2025 17:06:00Amerika'nın bilimsel gücü, küresel liderliğinin temel taşıdır. Ancak Trump yönetimi, kısa vadeli siyasi çıkarlar uğruna bu gücü zayıflatıyor ve ülkeyi bir öz yıkım döngüsüne sokuyor. MAGA hareketinin savunduğu politikaların, Amerika'nın geleceği için ne kadar büyük bir hata olduğunu anlamak için, bilime yönelik bu saldırıların gerçek yüzünü görmeliyiz.
Bilimsel araştırmalara darbe: Kendi ayağına sıkmak
Trump yönetiminin en dikkat çeken adımlarından biri, bilimsel araştırmalara ayrılan fonlarda yaptığı acımasız kesintiler oldu. Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), Ulusal Bilim Vakfı (NSF) ve Çevre Koruma Ajansı (EPA) gibi hayati kurumların bütçeleri %50’ye varan oranlarda azaltıldı. Harvard ve Columbia gibi prestijli üniversitelerdeki projeler, fon eksikliği nedeniyle aniden durduruldu. Alzheimer hastalığı üzerine çalışan bir ekibin on yıllık veri birikimini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalması, bu kesintilerin ne kadar yıkıcı olduğunu gösteriyor.
Yönetim bu kesintileri "verimsiz harcamalar" ve "gereksiz bürokrasi" olarak açıklasa da odaklanılan alanların çoğu iklim değişikliği, halk sağlığı ve sosyal eşitsizlikler gibi politik açıdan hassas konular. Örneğin, ırksal faktörlerin kanser riskine etkisini inceleyen projeler veya cinsel yolla bulaşan hastalıkların epidemiyolojik araştırmaları fon kaybetti. Bu durum, kesintilerin bilimsel değil, ideolojik motivasyonlarla yapıldığına dair şüpheleri artırıyor. Bilimi siyasi bir araca dönüştürmek, kendi geleceğimizi ipotek altına almaktır.
DEI programlarına saldırı: Çeşitliliği reddetmek, bilimi köreltmek
Trump yönetiminin bilim dünyasına yönelik eleştirilerinin merkezinde, DEI (çeşitlilik, eşitlik, kapsayıcılık) programlarına ve "woke" düşünceye karşı açılan savaş yer alıyor. Başkanın bilim danışmanı Michael Kratsios, bilim insanlarını "grup düşüncesine" kapılmakla ve DEI gibi konulara odaklanarak bilimsel objektifliği kaybetmekle suçladı. Yönetim, bu argümanı kullanarak üniversiteleri "anti-Semitizm yuvaları" olarak nitelendirdi ve fon kesintilerini meşrulaştırmaya çalıştı.
Ancak DEI programlarının kapsamı genişletildiğinde, bu politikaların sadece sosyal adalet değil, bilimsel çeşitliliği de desteklediği görülüyor. Farklı etnik gruplar üzerinde yapılan klinik araştırmalar, tıpta kişiselleştirilmiş tedavilerin geliştirilmesine katkı sağlıyor. DEI’ye yönelik saldırılar, bu tür çalışmaların önünü keserek bilimin evrensel iddiasını zayıflatıyor. "Eşitlik" gibi kelimelere duyulan tepki, hibe veren kuruluşların sansür mekanizmalarını devreye sokmasına neden oldu ve bilimsel sorgulamanın kapsamı daraltıldı. Bilim, farklı bakış açıları ve deneyimlerle gelişir; bu çeşitliliği reddetmek, bilimi köreltmektir.
Bilimsel özgürlüğe zincir vurmak: Karanlığa yürümek
Trump yönetimi, bilim insanlarını "grup düşüncesi" ile suçlayarak, araştırma özgürlüğünü kısıtlamaya çalıştı. Özellikle halk sağlığı ve iklim araştırmacıları, Covid-19 kapanmaları ve fosil yakıt politikalarına yönelik eleştiriler nedeniyle hedef alındı. MAGA hareketi, bu bilim insanlarını "özgürlük düşmanı" olarak nitelendirerek, onların çalışmalarını siyasi bir tehdit olarak gördü. Bu durum, Aydınlanma döneminden beri bilimin temelini oluşturan özgür düşünce prensibine aykırıdır.
CDC’nin salgın izleme kapasitesinin zayıflatılması, gelecekteki pandemilere hazırlıksız yakalanma riskini artırıyor. Benzer şekilde, iklim araştırmalarının bütçesinin kesilmesi, küresel ısınma ile mücadele için kritik olan veri akışını sekteye uğratıyor. Yönetim, bilim insanlarına "neyi araştıracaklarını" dikte etmeye çalışarak, bilimi siyasi ajandalara tabi kılıyor. Bilim özgür olmalı, yoksa toplumun da geleceği karanlığa mahkûm olur.
Bürokrasi eleştirisi ve çözümsüzlük: Sorunu derinleştirmek
Trump yönetiminin bilime yönelik eleştirilerinden biri de "aşırı bürokrasi" oldu. Birçok araştırmacı zamanının önemli bir kısmını form doldurma ve idari işlerle geçiriyor. Ancak yönetim bu sorunu çözmek yerine, fonları keyfi bir şekilde keserek sorunu daha da derinleştirdi. Araştırmacılar hibe başvurularının aniden iptal edilmesi nedeniyle mahkemelere başvurmak zorunda kaldı. Bu durum, bilimsel süreçleri daha da karmaşık hâle getirdi ve verimsizliği artırdı. Bürokrasiyi azaltmak için piyango benzeri fon dağıtım sistemleri veya uzman panellerinin yetkilerinin genişletilmesi gibi çözümler önerilebilecekken, Trump yönetimi somut adımlar atmadı. Aksine bilim insanlarını belirsizlik ve güvensizlik ortamında bırakarak, araştırma motivasyonunu düşürdü.
Kısa vadeli sonuçlar: Halk sağlığı ve ekonomik kayıplar
Fon kesintilerinin etkileri kısa sürede hissedilmeye başlandı. NOAA’nın bütçesindeki kesintiler, hava tahminlerinin doğruluğunu azalttı. Bu durum, tarım sektöründe verim kaybına ve afetlerde can kaybının artmasına yol açabilir. CDC’nin salgın izleme kapasitesinin zayıflaması ise yeni virüs varyantlarının tespitini geciktirerek, sağlık sistemini baskı altına alıyor.
Ekonomik açıdan da kayıplar kaçınılmazdır. Kamu kaynaklı temel araştırmaların azalması, özel sektörün inovasyon hızını düşürüyor. mRNA aşıları gibi devrimsel teknolojiler, onlarca yıllık kamu destekli araştırmaların ürünüdür. Bu tür projelerin finansmanının kesilmesi, gelecekteki yenilikleri riske atıyor. Kendi elimizle kendi geleceğimizi sabote ediyoruz.
Uzun vadeli tehdit: Beyin göçü ve liderlik kaybı
Trump politikalarının en yıkıcı etkisi, Amerika’nın bilimsel yetenekleri çekme kapasitesinin zayıflaması oldu. 2024 verilerine göre, Amerikalı bilim insanlarının yurt dışı iş başvuruları %33 arttı. Aynı dönemde, ABD’ye gelmek isteyen yabancı araştırmacıların sayısı %25 düştü. Bu eğilim, ülkenin “beyin göçü” ile kazandığı avantajı kaybetmesi anlamına geliyor.
Tarihsel olarak, Amerika’nın 20. yüzyıldaki bilimsel atılımları, dünya çapında yetenekleri kendine çekmesiyle mümkün oldu. Ancak akademik özgürlüklerin kısıtlandığı bir ortamda, bu çekicilik hızla azalıyor. Öte yandan Çin gibi rejimler, araştırma bütçelerini artırarak bilimsel boşluğu doldurmaya hazırlanıyor. Amerika’nın küresel bilimsel liderliğini kaybetmesi, ekonomik ve askerî üstünlüğünü de tehdit ediyor. Kendi kendini yıkan bir ulusun hazin hikayesi yazılıyor.
Küresel etkiler: İnsanlığın ortak mirasına darbe
Amerika’nın bilimsel geri çekilişi, tüm insanlığı etkileyecek sonuçlar doğuruyor. ABD, küresel araştırma fonlarının %40’ını sağlıyor ve Nobel ödüllerinin yarısını kazanıyor. İnternet, GPS ve mRNA aşıları gibi buluşlar, Amerikan üniversitelerinin ürünüdür. Bu yenilikler olmasaydı, insanlık bugünkü refah seviyesine ulaşamazdı.
Ancak Trump’ın politikaları nedeniyle bu tür çığır açıcı projelerin sayısı azalacak. Örneğin, iklim değişikliğiyle mücadele için kritik olan temiz enerji araştırmalarındaki gerileme, küresel ısınmayı kontrol altına alma çabalarını baltalayacak. Kısacası, Amerika’nın bilimsel çekimserliği, tüm dünyanın geleceğini karartıyor. MAGA hareketi, sadece Amerika'ya değil, tüm insanlığa zarar veriyor.
Amerika’nın kendine verdiği zarar: Bir öz yıkım hikâyesi
Trump yönetiminin bilim politikaları, nihayetinde Amerika’nın kendine zarar vermesine yol açıyor. 20. yüzyılda bilimsel atılımlarla elde edilen ekonomik ve teknolojik üstünlük, yerini bir belirsizliğe bırakıyor. Üniversitelerin itibar kaybı, araştırmacıların özgüven eksikliği ve yenilikçi şirketlerin yatırımlarını başka ülkelere kaydırması, Amerika’yı bir kısır döngüye sokuyor.
Dahası, bilimsel otoritenin zayıflaması, toplumda bilim karşıtı söylemleri normalleştiriyor. Aşı reddi, iklim inkârı ve alternatif gerçeklikler gibi eğilimler, sağlıklı bir demokrasi için büyük risk oluşturuyor. Trump yönetiminin bilime yönelik saldırıları, kısa vadeli siyasi kazanımlar uğruna uzun vadeli bir felaketi tetikliyor. Fon kesintileri, DEI karşıtlığı ve akademik özgürlüklerin kısıtlanması, Amerika’nın bilimsel DNA’sını zedeliyor. Bu politikalar, sadece ülkenin küresel liderliğini değil, insanlığın ortak geleceğini de riske atıyor.
Bilim, siyasi çıkarlardan bağımsız olmalı ve evrensel değerlerle yönetilmeli. Amerika’nın tarihsel başarısı, tam da bu prensibe dayanıyordu. Bilimsel özgürlüklerin korunması, yalnızca akademisyenlerin değil, tüm toplumun sorumluluğudur. Trump sonrası dönemde bu değerleri yeniden inşa etmek, Amerika’nın en acil önceliği olmalı. MAGA'nın iddialarının aksine, bu politikalar Amerika'yı daha büyük yapmıyor, yıkıma sürüklüyor. Bu gidişata dur demenin zamanı geldi.