07 Temmuz 2026

Srebrenitsa’nın kapanmayan yarası ve ortak hafızanın sorumluluğu

Srebrenitsa Soykırımı’nın 31. yılında TİKA ve Bağcılar Belediyesi, hafızayı diri tutan anlamlı bir anma etkinliğine imza attı. Srebrenitsa ve Jepa Anneleri Enstitüsü Başkanı Munira Subašić’in “Susmak en büyük hastalıktır” feryadıyla şekillenen buluşma; intikama değil, adalete inancı ortaya koydu.

İnsanlık tarihi, ne yazık ki yalnızca ilerlemenin, keşiflerin ve medeniyetin değil; aynı zamanda büyük yıkımların, hırsların ve tarifi imkânsız acıların da tarihidir. Bu acıların en karanlık, en soğuk ve modern dünyanın hafızasında en derin yara bırakanlarından biri, hiç şüphe yok ki 11 Temmuz 1995’te Avrupa’nın göbeğinde, tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen Srebrenitsa Soykırımı’dır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra “Bir daha asla!” diyerek kurulan uluslararası nizamın, insan hakları beyannamelerinin ve küresel güvenlik mekanizmalarının iflas ettiği o meşum günlerin üzerinden tam 31 yıl geçti. Ancak zaman, coğrafyaları aşan bu muazzam acının tazeliğinden hiçbir şey eksiltmedi.

Bugün, Srebrenitsa Soykırımı'nın 31. yıl dönümünde, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ile Bağcılar Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen anma etkinliği geçmiş bir trajediyi hatırlatmakla kalmadı, insan olmanın, kardeş olmanın ve adaleti ayakta tutmanın omuzlarımıza yüklediği tarihî sorumluluğu bir kez daha yüzümüze çarptı. Srebrenitsa’yı anmak, takvim yapraklarında bir güne sıkıştırılmış hüzünlü bir ritüelin çok ötesinde, adaletsizliğe, ırkçılığa, nefret söylemine ve hepsinden önemlisi modern dünyanın ölümcül sessizliğine karşı entelektüel ve vicdani bir direniş.

Bir hafıza köprüsü

Srebrenitsa’da katledilen 8.372 masum Boşnak’ın hatırası, Bosna-Hersek’in dağlarında veya Potoçari’nin hüzünlü yeşilliğinde saklı olduğu kadar İstanbul’un kalbinde de yankılanmaya devam ediyor. Bağcılar Belediyesi’nin TİKA ile ortaklaşa yürüttüğü bu anma faaliyetleri, Türkiye ile Balkanlar arasındaki tarihsel, kültürel ve kalbî bağların ne denli güçlü olduğunu gösteren somut birer nişanesi.

Hem Bosna-Hersek'te bu haklı davaya omuz veren hem de Türkiye'de bu acıyı diri tutacak anma programlarının düzenlenmesine fırsat sağlayan TİKA, adaletin ve vefanın kurumsal bir sembolüne dönüştü. Katliamın sessiz ve karanlık şahidi olan Akümülatör Fabrikası'nın kalıcı bir Soykırım Müzesi'ne dönüştürülmesi gibi projeler, küresel ölçekte “ortak hafıza” inşa etme çabasının en somut örnekleri. Bağcılar Belediyesi’nin İstanbul’da bu hafızayı diri tutarak, Bosnalı gazileri ve şehit annelerini ağırlaması ise acının paylaşılarak hafifletilemeyeceğini ama paylaşılarak adalete olan inancın güçlendirileceğini kanıtlar nitelikte.

Anma programlarının ve adalet mücadelesinin en yalın, en sarsıcı merkezini, saçlarına aklar düşmüş ama vakur duruşlarından zerre ödün vermemiş Boşnak anneleri oluşturdu. Srebrenitsa ve Jepa Anneleri Enstitüsü Başkanı Munira Subašić'in vurguladığı gibi, o kapkara günlerde sahada yaşananlar esnasında kameralar, kayıt cihazları, basının gücü yoktu. Hakikatin sesini dünyaya duyurmak, yaşananları hem anlatıp hem de uluslararası kamuoyuna hukuken ispat etmek tamamen annelerin omuzlarına kalmıştı. Ve anneler bunu başardı.

Munira Subašić ve beraberindeki acılı anneler, uluslararası mahkemelerde seslerini o kadar güçlü yükselttiler ki; eski Yugoslavya döneminin Sırp Cumhuriyeti yöneticilerinin, soykırım suçlularının ve başta Ratko Mladiç olmak üzere katliam emirlerini veren canilerin uluslararası hukuk önünde tek tek yargılanıp cezalarını almalarını sağladılar. Kurbanların sesi öylesine güçlüydü ki, annelerin yürüttüğü bu kararlı liderlik, suçluların kaçacak delik bulamadığı tarihî bir hesaplaşmaya dönüştü.

Şüphesiz susmak, zalimin zulmünü meşrulaştıran en tehlikeli eylemsizlik biçimi. Hollanda hükûmetine ve onun ordusuna karşı açılan davaların kazanılması, Avrupa'yı Srebrenitsa konusunda üç ayrı resmî karar almaya zorlamak ve Birleşmiş Milletler binasının girişine, üzerinde tam 8.372 Müslüman Boşnak'ın katledildiğini açıkça haykıran o meşhur soykırım anıtını diktirmek, yine bu annelerin ve kurbanların adalet arayışının bir zaferi.

Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in mirası

Bosna halkının efsanevi lideri ve fikir adamı Aliya İzzetbegoviç’in hafızalarımıza kazınan o meşhur sözü, bugün hâlâ yolumuzu aydınlatıyor: “Unutulan soykırımlar tekrarlanır.” Munira Subašić'in de dikkat çektiği üzere, bu muazzam mücadeleyi verirken hiçbir siyasi hırsın veya kirli pazarlığın esiri olunmadı. Tüm engellere ve uluslararası sistemin körlüğüne rağmen, kirli siyasete karşı mutlak bir hukuki ve ahlaki galibiyet elde edildi.

Bu galibiyetin en somut, en hüzünlü ve en asil belgesi ise Potoçari’deki mezarlıkta yan yana yükselen o beyaz mezar taşları. O beyaz taşlar, birer mezar işaretinin ötesinde Boşnak halkının maruz kaldığı vahşeti haykıran ve çocukların sadece Müslüman oldukları için katledildiklerini kanıtlayan, mermerden yazılmış birer tarih vesikası. Katledilen o evlatlar, bu adalet arayışı sayesinde adeta yeniden doğdukları topraklara onurlarıyla geri verildiler.

Munira Subašić’in özel sohbetimizde değindi gibi bu büyük acıya rağmen Boşnak anneleri, çocuklarını yetiştirirken yüreklerine asla nefret ve intikam tohumları ekmediler. Onlara adaleti, hukuku ve insan kalabilmeyi öğrettiler. Çünkü intikam insanı kirletir, ancak adalet ve hafıza insanı özgürleştirir. Srebrenitsa’yı unutmamak, gelecekte hiçbir çocuğun kimliğinden ötürü toplu mezarlara gömülmemesinin yegâne garantisi.

Coğrafyanın ötesindeki kardeşlik ve Türkiye’nin tarihsel misyonu

Etkinlikte dalgalanan Bosna-Hersek ve Türkiye bayrakları, okunan istiklal marşları sıradan bir diplomatik nezaketin ötesinde anlamlar taşıyordu. Anadolu insanı için Saraybosna, Üsküp ya da Srebrenitsa’nın sınırların ötesinde kalmış uzak diyarlar olmadığını kalbimizin doğrudan bağlı olduğu gönül coğrafyaları olduğunu resmediyordu.

Bugün dünyadaki güç odaklarının ve modern devletlerin Srebrenitsa annelerinin bu insanüstü direnişinden, “asla pes etmeme” iradesinden alacağı çok büyük dersler var. Nitekim Munira Subašić’in aktardıklarına göre, bugün Ukrayna'dan Filistin'e, Somali'den İran ve Irak'a kadar dünyanın dört bir yanındaki ezilen, zulme uğrayan tüm mazlum coğrafyalar Bosna'ya, bu asil annelere ulaşıyor. “Nasıl başardınız, adaleti nasıl aradınız?” diyerek onlardan ders almaya, bu direnç formülünü öğrenmeye çalışıyorlar. Bu formülün cevabı ise oldukça net. İntikam peşinde koşarak nefret üretmek değil; hakkın, hukukun ve sarsılmaz bir adaletin peşinden inatla gitmek.

Geleceğe doğru yürürken hafızayı korumak

Srebrenitsa Soykırımı’nın 31. yıl dönümü vesilesiyle TİKA ve Bağcılar Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği bu anlamlı anma programı, bizlere derin bir muhasebe imkânı sundu. Bu muhasebe, küresel sessizliğe karşı yükseltilen ahlaki bir ses. Toplu mezarlardan çıkarılan kurbanların anısına gökyüzüne bırakılan beyaz balonlar barışa, adalete ve temiz bir geleceğe duyulan özlemin ifadesi. Munira Subašić'in o sarsıcı uyarısıyla bitirmek gerekirse: “Susmak en büyük hastalıktır.” Srebrenitsa’yı unutmayacağız, unutturmayacağız. Çünkü Srebrenitsa’yı unutmak, bu ölümcül sessizlik hastalığına teslim olmak ve insanlığımızdan vazgeçmek anlamına geliyor. Şehitlerimizin aziz hatırası önünde saygıyla eğilirken, dünyada bir daha asla böyle karanlık sayfaların açılmamasını temenni ediyoruz.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...