Pekin'in stratejik köprüsü: Kore Yarımadası’nda yeni güç dengesi

Haberin Eklenme Tarihi: 11.09.2026 10:27:00 - Güncelleme Tarihi: 11.09.2026 10:30:00

Kore Yarımadası’ndaki diplomatik satranç tahtası, Çin’in geleneksel nüfuz alanını yeniden tahkim etme ve bölgesel oyun kurucu rolünü pekiştirme hamleleriyle tarihin en kritik dönemeçlerinden birinden geçiyor. Donald Trump’ın birinci başkanlık döneminde şov unsurları barındıran ancak nihai kertede yapısal bir çözüme ulaşamadan tıkanan Singapur, Hanoi ve askerden arındırılmış bölge zirvelerinin ardından, Washington ile Pyongyang arasındaki diyaloğu yeniden canlandırma arayışı Pekin tarafından çok yönlü bir dikkatle izleniyor. Çin, bir zamanlar devre dışı bırakıldığı veya geriye itildiği bu diplomatik ekosistemde, şimdi dördüncü bir el sıkışmaya aracılık etmeye ve masanın merkezine yerleşmeye hazırlanıyor.

Stratejik bir koz olarak Kuzey Kore ve Pekin’in hesabı

Geçmişteki Trump-Kim buluşmalarında arka planda hayati bir lojistik ve siyasi destek sunan Çin, Kasım ayında Shenzhen’de gerçekleşmesi öngörülen APEC zirvesi vesilesiyle iki lideri yeniden bir araya getirme niyetini gizlemiyor. Ancak bu kez Pekin’in motivasyonu önceki dönemlerden farklı. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Washington ile olan genel jeopolitik rekabeti bağlamında Pyongyang, Washington’a karşı elde tutulan hassas ama etkili bir jeopolitik koz niteliğinde. Pekin, Kuzey Kore’yi tamamen Washington’ın doğrudan ikili müzakere alanına terk etmek istemiyor, aksine Kore Yarımadası diplomasisinde anahtar bir denge unsuru olarak kalmayı hedefliyor.

Bununla birlikte Çinli yetkililerin ve diplomatik kaynakların altını çizdiği üzere, Pekin bu süreçte Washington’ın somut, tutarlı ve öngörülebilir hedeflere sahip olduğuna dair açık bir garanti talep ediyor. Hanoi zirvesinin yarattığı travmatik hayal kırıklığı, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un sadece bir fotoğraf karesi için masaya oturmayacağını göstermişti. Kim’in Vietnam’dan eli boş dönmesi, iki günden fazla süren çileli tren yolculuğunun yarattığı psikolojik maliyet ve siyasi utanç, Pyongyang’ın gelecekteki herhangi bir müzakereye katılım çıtasını çok yükseğe koymasına yol açmıştı.

Realizm, güç dengeleri ve küresel bağlam

Uluslararası ilişkiler teorisinin klasik ve neorealist gelenekleri bağlamında değerlendirildiğinde, bu diplomatik hareketlilik Hans Morgenthau’nun veya Kenneth Waltz’un güç dengesi teorilerinin güncel bir laboratuvarı gibi. Devletlerarası ilişkiler, ideolojik söylemlerden ziyade rasyonel çıkarlar, güvenlik ikilemleri ve göreceli kazanımlar ekseninde şekillenir. Bugün Kore Yarımadası’ndaki parametreler, 2018-2019 yıllarındaki tablodan kökten farklı.

Son yıllarda derinleşen Rusya-Kuzey Kore stratejik ve askerî ittifakı, Pyongyang’a yalnızca ekonomik bir nefes borusu sağlamamış, aynı zamanda Kim Jong-un’a Washington karşısında tarihte benzeri görülmemiş bir diplomatik manevra alanı ve askerî nüfuz kazandırmıştı. Moskova ile kurulan bu sıkı bağ, Kuzey Kore’nin Batı karşısındaki pazarlık gücünü katlamıştı. Dolayısıyla, Kim Jong-un’un müzakere masasına geri dönmek için öne süreceği bedel son derece yüksek. Kapsamlı yaptırımların hafifletilmesi veya kaldırılması ve en önemlisi, ABD ile uluslararası toplumun Kuzey Kore’nin nükleer statüsünü fiilen ya da hukuken tanınması.

Buna karşılık Trump yönetimi, iç politikadaki dinamikler ve küresel dikkati Orta Doğu’daki krizlerden ve İran odaklı gelişmelerden uzaklaştırma çabasıyla hızlı bir dış politika başarısına, yani bir “barış ve nükleer mutabakat” zaferine ihtiyaç duyuyor. Trump’ın Güney Kore ile ortak askerî tatbikatların süresini beş güne indirmesi ve Kuzey Kore’yi “tehdit edici olmayan ve saygılı” bir aktör olarak nitelendirip Seul yönetimini eleştirmesi, Pyongyang’a atılmış bir zeytin dalı niteliğinde. Ancak Kuzey Kore cephesinden gelen cevaplar, özellikle Kim Yo-jong’un sert açıklamaları ve arka arkaya yapılan kısa menzilli balistik füze denemeleri, Pyongyang’ın kolayca ikna edilemeyeceğini ve ABD’nin tatbikatları kısmak gibi hamlelerini tek başına yeterli bir iyi niyet göstergesi olarak kabul etmediğini açıkça ortaya koyuyor.

Geleceğe dair perspektif

Tarihsel entelektüel gelenekte diplomasi, Thukydides’in Melos Diyaloğu’ndan bu yana “güçlünün yapabileceğini yaptığı, zayıfın ise katlanmak zorunda olduğu” bir alan olmaktan ziyade karşılıklı bağımlılıkların ve hesaplı risklerin sanatı olarak ele alınmıştı. Edward Said’in ya da post-kolonyal ve eleştirel teorisyenlerin Asya’daki güç merkezlerinin Batı merkezli anlatılara karşı geliştirdiği direnç ekseninde okuduğumuzda, Pekin ve Pyongyang’ın ortaklaşa inşa ettiği bu yeni diplomatik cephe, Batı hegemonyasının Asya-Pasifik’teki hareket alanını sınırlama stratejisinin bir parçası. Xi Jinping’in Pyongyang’ın kuruluş yıl dönümüne yönelik kutlama mesajında belirttiği “refahı ve zorlukları paylaşan dost sosyalist komşular” vurgusu, ideolojik bir retorikten öte, ortak bir jeopolitik kaderin ve ABD baskısına karşı kurulan tahkimatın ifadesi.

Şüphesiz Kasım ayında Shenzhen’de gerçekleşmesi muhtemel APEC zirvesi, bu karmaşık denklemin somutlaşacağı zemin olacak. Trump’ın zirveye katılımının neredeyse kesinleşmesi ve Ağustos ayında gönderilen hazırlık heyetleri, arka planda yoğun bir diplomatik trafiğin işlediğini gösteriyor. Çin, Washington ile Pyongyang arasında bir köprü kurarken, kendi stratejik çıkarlarının ihlal edilmediğinden ve Kuzey Kore’nin tamamen kontrolden çıkmadığından emin olmak zorunda.

Nihai tahlilde, dördüncü Trump-Kim zirvesi ihtimali, iki liderin kişisel diplomasisinin devamının ötesinde yirmi birinci yüzyılın güç dengelerini tayin eden küresel bir satranç hamlesi. Pekin, masanın hem mimarı hem de garantörü olmak istese de nükleer kapasitesini konsolide etmiş ve arkasına Moskova rüzgârını almış bir Pyongyang’ın varlığı, Washington’ın bu kez eski taktiklerle sonuç almasını imkânsız kılıyor. Çin’in arabuluculuğunda şekillenecek bu yeni dönem, Kore Yarımadası’nın kaderini olduğu kadar Asya’daki küresel güç mimarisinin sınırlarını da belirleyecek.

Kaynaklar ve referanslar

  • South China Morning Post (SCMP): Çin'in ABD-Kuzey Kore diplomasisini yeniden canlandırmada "aktif" ve "yapıcı" bir rol üstlenmeye hazırlandığına, Pekin'in Washington ve Pyongyang arasındaki olası dördüncü zirveye (özellikle Kasım ayındaki Shenzhen APEC Zirvesi bağlamında) aracılık etme niyetine dair kulis bilgileri ve diplomatik kaynak açıklamaları.
  • Xinhua Haber Ajansı: Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’a gönderdiği tebrik mesajları, iki ülke arasındaki sosyalist komşuluk ilişkileri ve stratejik iş birliğinin derinleştirilmesi yönündeki resmî açıklamalar.
  • Uluslararası ilişkiler ve realist teori kaynakları: Hans Morgenthau (Politics Among Nations) ve Kenneth Waltz (Theory of International Politics) klasik güç dengesi (balance of power) ve devletlerin rasyonel çıkarları eksenindeki teorik çerçeveler.
  • Kore Yarımadası jeopolitiği analizleri: Rusya-Kuzey Kore yakınlaşmasının Pyongyang'a kazandırdığı askerî ve diplomatik manevra alanı, Hanoi Zirvesi’nin (2019) yarattığı psikolojik travma ve nükleer statü taleplerine ilişkin bölgesel güvenlik raporları.