Doğumla başlayan veda
Haberin Eklenme Tarihi: 11.05.2026 13:44:00 - Güncelleme Tarihi: 11.05.2026 13:46:00İnsan, dünyaya gözlerini açtığı an alkışlarla karşılanır. Odalar çiçeklerle dolar, yüzlerde tebessüm, dillerde dualar vardır. Bir takvim yaprağına kırmızı kalemle atılan ilk işaret, “doğum günü” olur.
Her yıl aynı sevinçle hatırlanır; mumlar üflenir, dilekler tutulur, zamanın geçtiği fark edilmeden kutlamalar yapılır. Oysa kimse o gün, aslında bir yolculuğun başladığını hatırlamak istemez. Çünkü doğum, aynı zamanda sona doğru atılan ilk adımdır.
Ne gariptir ki doğumumuzda sevinirken; gidişimizde derin bir hüzne kapılırız. Hâlbuki bu ikisi, aynı hikâyenin birbirinden ayrılmaz iki cümlesidir. Biri başlangıç, diğeri kaçınılmaz sonuçtur. İnsan, sevinci de hüznü de seçici yaşar; hoşuna gideni alkışlar, yüzleşmek istemediğinden ise kaçar.
Yeni doğan bir bebeğin kulağına ezan okunur. Masum bir beden, henüz hiçbir şeyin farkında değilken, kelimeler sessizce ruhuna emanet edilir. O an yalnızca bir isim verilmez; faniliğin de şahitliği yapılır.
Büyüklerimiz, belki farkında olarak belki de alışkanlıkla, “Bu dünya bir duraktır” gerçeğini fısıldar. Daha ilk nefeste, son nefesin varlığı kabul edilir. Ne büyük bir tezat, ne derin bir hakikat…
Doğumdan vedaya insan hikâyesi
Zaman ilerledikçe insan, bu gerçeği unutmak ister. Günler hızla geçer, yıllar birer birer devrilir. Doğum günleri çoğaldıkça, takvimdeki sayı büyür ama farkındalık küçülür. Oysa her yeni yaş, sona biraz daha yaklaşıldığının sessiz bir ilanıdır. Kimse pastanın üzerindeki mumları sayarken bunu düşünmez. Çünkü insan, geçiciliği hatırlamak yerine, kalıcı olduğunu sanmayı sever.
Terki dünya vakti geldiğinde ise aynı insanlar susar. Alkışlar diner, çiçekler solar, kalabalıklar azalır. Bir zamanlar coşkuyla kutlanan varlık, derin bir sessizliğe uğurlanır.
Aslında değişen kişi değildir; değişen bakış açımızdır. Gelişi mucize sayarız, gidişi ise felaket. Oysa her ikisi de aynı ilahi düzenin parçasıdır.
Belki de asıl mesele, ne zaman doğduğumuz ya da ne zaman gittiğimiz değildir. Asıl mesele, bu iki an arasına ne koyduğumuzdur.
Bir ömürlük zaman, yalnızca yaşamak için değil; iz bırakmak, gönül almak, anlam üretmek içindir. Çünkü insanı yaşarken değerli kılan, gidişini de anlamlı kılar.
Doğumla başlayan bu yol, elbet bir gün tamamlanacaktır. Mühim olan, o yolun nasıl yüründüğüdür. Sevinçle karşılanıp hüzünle uğurlanmak değil; yaşarken hakkını verebilmektir. Belki o zaman, gidişler de gelişler kadar vakur, sessizlikler de alkışlar kadar anlamlı olur.
Rahmetli canım annem ve babam ile yaşam gayem olan ikiz evlatlarıma...