PISA 2025’te ezber bozan tablo: OECD gerilerken Türkiye nasıl yükseldi?
Haberin Eklenme Tarihi: 11.09.2026 17:36:00 - Güncelleme Tarihi: 11.09.2026 19:19:00PISA 2025 sonuçları ilan edildiğinde, Avrupa ülkelerinde eğitim performansının belirgin bir şekilde gerilediği küresel tabloda Türkiye, sergilediği yukarı yönlü grafikle uluslararası eğitim gündeminin merkezine yerleşti. 91 ülkenin katılımıyla gerçekleşen bu geniş ölçekli araştırmada Türkiye; Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in de vurguladığı üzere fen bilimleri, okuma becerileri ve matematikte puanını artıran tek OECD üyesi olurken, aynı zamanda OECD ülkeleri arasında her üç alanda puanını en fazla artıran ülke unvanını kazandı.
Uzun yıllardır sürdürülen eğitim politikalarının ve altyapı dönüşümlerinin bir yansıması olarak değerlendirilen bu tablo, alt kırılımlardaki çarpıcı verilerle de dikkat çekiyor. Verilere göre Türkiye'deki devlet okulları, PISA 2025'te üç ana alanda da özel okulları geride bırakarak ezber bozan bir başarıya imza attı. Dahası, dijital çağın en kritik yetkinliklerinden biri olan "yapay zekâyı sorgulama" becerisinde Türkiye'deki öğrenciler küresel ölçekte öne çıkan bir refleks sergiledi. Küresel ölçekte öğrenci performanslarında gözle görülür gerilemeler yaşanırken Türkiye'nin bu ivmesi; başarının tesadüfi olmadığını, devlet okulu ekosisteminin ve dijital okuryazarlık adımlarının meyve verdiğini gösteriyor. Üstelik en alt performans düzeyindeki öğrenci oranının azalması ve üst düzeydeki başarılı öğrencilerin payının artması, eğitim sisteminin genel standartlarını kalıcı olarak üst seviyeye taşıma potansiyelini gözler önüne seriyor.
Elde edilen bu çok boyutlu sayısal sıçramanın arka planı, eğitim bilimciler ve sahadaki uygulayıcılar açısından farklı veçheleriyle ele alınıyor. Söz konusu ivmenin anlık bir konjonktürel tepki mi, yoksa geleceğe uzanan yapısal bir iyileşme mi olduğu sorusu; yürütülen tartışmaların odağında duruyor. Eğitimin fırsat eşitliği, devlet okullarının yükselişi, müfredat uyumu, dijital altyapı ve öğrencilerin bilişsel dikkat kapasitesi gibi bileşenler bu başarının anahtarları olarak inceleniyor.
Bu dosya haberde, PISA 2025 verilerinin ne anlama geldiğini akademisyenlerin teorik süzgeci ve sahadaki öğretmenlerin doğrudan deneyimleriyle mercek altına alıyoruz. SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Erarslan, SODİMER Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Emre Ünal, SODİMER Danışma Kurulu Üyesi Dr. İrem Akçayır ve ARGEM’de görev yapan öğretmen Çiğdem Özden’in değerlendirmeleri ışığında, Türkiye eğitim sisteminin dünü, bugünü ve yarınına uzanan bütüncül bir okuma sunuyoruz.
Skor sıçramasının anatomisi: Konjonktürel tepki mi, yapısal dönüşüm mü?
Elde edilen puan artışını uzun soluklu bir eğilimin parçası olarak gören Prof. Dr. Emre Ünal, “Her üç alanda birden başarı artışını tesadüf olarak nitelemek doğru olmaz ancak bunu kalıcı başarı olarak nitelemek için de çok erken” diyor. Türkiye’nin fen ve okumada OECD ortalamasını geçtiğini, matematikte ise sınırı 1 puanla takibe aldığını belirten Prof. Dr. Ünal, “Bu sonuç eğitim sistemimizde pozitif ve güçlenen bir performans eğilimini ortaya koymaktadır” açıklamasında bulunuyor. Sistemin alt ve üst grupları eşzamanlı yukarı taşıdığını vurgulayan Ünal, “Asıl kritik sınav 2028 ve sonrasıdır. Bu performans korunabilirse geçici bir toparlanmadan ziyade yapısal bir iyileşme olduğuna ilişkin güçlü kanıtlar elde edilecektir” ifadelerini kullanıyor.
Başarıyı sistemik bir adaptasyon üzerinden okuyan Prof. Dr. Levent Erarslan ise “PISA 2025'te üç alanda birden puanını en fazla artıran OECD ülkesi olmak, tekil bir müfredat hamlesinden ziyade sistemik bir adaptasyonun göstergesidir” tespitinde bulunuyor. Sürecin dijital araçlar, destek mekanizmaları ve yaygınlaşan değerlendirme kültürüyle ivme kazandığını aktaran Prof. Dr Erarslan, “Bu yükseliş; okul öncesinden başlayan, öğretmen niteliğini ve okul imkânlarını eşitleyen kurumsal yapılara dayanıyorsa kalıcıdır. Aksi takdirde konjonktürel bir tepki olma riski taşır” uyarısını dile getiriyor.
Tablodaki ivmeyi olumlu trendin hızlanması şeklinde nitelendiren Dr. İrem Akçayır, “Ben bu sonucu ‘tesadüfi bir sıçrama’dan çok, uzun süredir oluşan olumlu eğilimin PISA 2025’te belirgin biçimde hızlanması olarak okurum” diyor. Mutlak puan artışının yanı sıra asgari yeterliğin altındaki öğrenci oranının azalmasını kritik gören Dr. Akçayır, “Gelişme yalnız yüksek başarılı grubun ortalamayı çekmesinden ibaret değil, sistemin tabanında da belirgin bir güçlenme var” değerlendirmesinde bulunuyor. Ayrıca Akçayır, “PISA 2025’i bir sonuçtan çok bir eşik olarak görüyorum. Bundan sonraki mesele nicel yükselişi; nitelik, eşitlik ve üst düzey düşünme ekseninde kalıcı bir başarıya dönüştürmektir” ifadesini kullanıyor.
Uzmanların ortak kanaati, Türkiye'nin eğitimde hem tabandaki temel yeterliği sağlamlaştırıp hem de tavandaki üstün performansı artırarak kritik bir eşiği aştığı yönünde birleşiyor. Ancak PISA 2025’te yakalanan bu ivmenin konjonktürel bir sıçramadan çıkarak yapısal bir zafere dönüşmesi; eğitimde fırsat eşitliğini derinleştirecek, öğretmen niteliğini destekleyecek ve sosyoekonomik makası daraltacak sürdürülebilir politikalara sıkı sıkıya bağlı kalmayı gerektiriyor.
Taban ve tavan dengesi: Fırsat eşitliği mi, kapsayıcı ilerleme mi?
PISA 2025 verilerinde hem düşük performanslı öğrencilerin azalıp hem de üst performanslı grubun genişlemesini eğitimde kapsayıcılık yönünde önemli bir ilerleme sayan Prof. Dr. Emre Ünal, "Güçlü ve olumlu bir işarettir fakat tek başına fırsat eşitliğinin kanıtıdır diyemeyiz" diyor. Prof. Dr. Ünal, sistemin aynı anda hem ortalamayı yükseltip hem de bazı öğrencileri ileriye taşıdığını belirterek, "Bu tablo, eğitim politikası açısından 'Sadece zayıf öğrencileri yukarı çekiyoruz' veya 'Sadece seçkin öğrencileri destekliyoruz' şeklindeki iki uçtan birine sıkışmadığımızı düşündürüyor. Ortalama puanın yükselmesi ve düşük performanslı öğrencilerin azalması, kapsayıcı ilerlemenin göstergesi olmakla birlikte fırsat eşitliğinin tam olarak sağlandığı anlamına gelmeyebilir" ifadelerini kullanıyor.
Alt düzeydeki yığılmanın azalmasını "asgari öğrenme standardının tabana yayılması" olarak yorumlayan Prof. Dr. Levent Erarslan, durumu sosyolojik açıdan "sistemik alt eşiğin yukarı çekilmesi" şeklinde tanımlıyor. Ancak bunun tek başına tam bir adalet kanıtı sayılamayacağını belirten Prof. Dr. Erarslan, Pierre Bourdieu’nun kültürel sermaye kuramına atıfta bulunarak şu soruyu yöneltiyor: "Alt düzeyden yukarı kayan öğrenciler hangi sosyo-ekonomik katmanlardan geliyor? Fırsat eşitliğinin gerçek kanıtı, yalnızca ortalamadaki ve alt banttaki iyileşme değil; düşük gelirli ailelerden gelen çocukların başarı oranının yüksek gelirli gruplarla arasındaki makası kapatmış olmasıdır."
Başarı dağılımının farklı noktalarında yaşanan yukarı yönlü ivmeyi "çok önemli" bulan Dr. İrem Akçayır da "Eğitim sistemlerinin başarısını yalnızca ortalama puanla değerlendiremeyiz. Asıl güçlü gösterge, bir taraftan üst düzey performansı artırırken diğer taraftan temel yeterliklere ulaşamayan öğrenci sayısını azaltabilmektir" diyor. Türkiye'deki sosyoekonomik durumun fen performansındaki değişimin yaklaşık yüzde 10'unu açıkladığını (OECD ortalaması yüzde 12), dezavantajlı öğrencilerin yüzde 13'ünün en başarılı yüzde 25'lik gruba girebildiğini aktaran Akçayır, bu verilerin akademik direnç açısından dikkate değer bir potansiyel taşıdığını belirtiyor.
Ancak 2015-2025 arasında avantajlı ve dezavantajlı öğrenciler arasındaki fen başarısı farkının genişlediği uyarısını da yapan Dr. Akçayır, "Sistemin tamamı yükselirken bazı gruplar daha hızlı yükseliyor" tespitini paylaşıyor. Eşitlikten adalete geçişin asıl mesele olduğunu vurgulayan Akçayır, her öğrenciye ihtiyacı olan desteğin sunulması gerektiğini belirtiyor ve EBA gibi kamusal dijital öğrenme altyapılarının rolüne işaret ediyor: "Teknolojiyi öğrenciye ulaştırmak tek başına fırsat eşitliği yaratmaz. Asıl dönüşüm, EBA gibi altyapıların öğrencinin hazır bulunuşluğuna, öğrenme hızına, güçlü ve desteklenmesi gereken yönlerine göre farklı öğrenme yolları oluşturabilmesidir." Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin öğrencilere sunduğu zenginleştirme ve destekleme yaklaşımını çok değerli bulan Akçayır, "Gerçek fırsat eşitliği; desteğe ihtiyaç duyan öğrenciyi geride bırakmayan, üstün potansiyeli olan öğrenciyi bekletmeyen ve her çocuğun bulunduğu noktadan mümkün olan en ileri noktaya ulaşmasını sağlayan bir eğitim sistemidir" değerlendirmesinde bulunuyor.
PISA 2025 verileri; kitlesel başarıyı yukarı taşırken eğitimde adaleti sağlamanın yolunun herkese tek tip eğitim sunmaktan değil, her öğrencinin özgün ihtiyacına yanıt veren esnek ve kapsayıcı destek mekanizmaları inşa etmekten geçtiğini net biçimde gösteriyor.
Rüzgâra karşı yürümek: Küresel gerilemede Türkiye'yi pozitif ayrıştıran dinamikler
OECD genelinde matematik ve okuma becerilerinde belirgin düşüşler yaşanırken Türkiye'nin pozitif ayrıştığını belirten Prof. Dr. Emre Ünal, "Türkiye'nin başarısını anlamanın yolu, ülkemizin OECD'nin geri kalanından neden farklı yaptığını sorgulamaktan geçiyor" diyor. Süreci tek bir nedene indirgemenin eksik kalacağını ifade eden Prof. Dr. Ünal; güçlü dijital altyapı, temel becerilere verilen ağırlık ve öğretim sisteminin krizlere karşı dayanıklılığına dikkat çekiyor. Merkezî yapının kararları hızla tabana yayma avantajı sağladığını belirten Prof. Dr. Ünal, sınıflardaki cep telefonu kısıtlamasına da değinerek, "Telefonun sınıfta kullanılmaması politikası, Türkiye'nin diğer ülkelerden ayrışmasında potansiyel bir faktör olarak ciddiye alınmalıdır. Elbette 'Telefonu yasakladık, puanımız yükseldi' diyemeyiz ancak bu adım dijital dikkat dağınıklığını önleme noktasında güçlü bir göstergedir" değerlendirmesinde bulunuyor.
Eğitimin toplumsal dinamiklerdeki yerine değinen Prof. Dr. Levent Erarslan, küresel gerilemenin arkasında ekran bağımlılığı ve motivasyon kayıplarının yattığını dile getiriyor. Türkiye'deki sosyo-kültürel motivasyona işaret eden Prof. Dr. Erarslan, "Türkiye’de eğitim, hâlen alt ve orta sınıflar için dikey toplumsal hareketlilik sağlayan en temel araç olarak görülmektedir. Bu durum, ailelerin ve öğrencilerin eğitime yatırdığı motivasyonu yüksek tutuyor" diyor. Erarslan ayrıca, merkezî yönetim kapasitesinin kriz dönemlerinde standartlaşmayı koruyarak okul bazlı yaşanabilecek olası savrulmaların önüne geçtiğini açıklıyor.
PISA 2025'teki yükselişin tek bir kısa dönemli politikanın sonucu olarak görülemeyeceğini savunan Dr. İrem Akçayır da "PISA gibi geniş ölçekli değerlendirmeler, eğitim sistemlerinde yıllar içinde biriken etkileri görünür hâle getirir. Nitekim TIMSS 2023 sonuçları da matematik ve fende bu yukarı yönlü eğilimi doğrulamıştı" diyor. Temel yeterliklerdeki güçlenme, beceri temelli ölçme anlayışı ve dijital altyapının sistemik bir direnç oluşturduğunu vurgulayan Akçayır, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni mevcut başarının doğrudan nedeni olarak değil, bu olumlu ivmenin sürdürülebilirliği açısından önemli bir çerçeve olarak değerlendiriyorum. Bundan sonraki temel hedefimiz yalnızca sıralamada üste çıkmak değil; bu yükselişi fırsat farklılıklarını azaltan, üst düzey düşünmeyi geliştiren sürdürülebilir bir öğrenme kültürüne dönüştürmektir" ifadelerini kullanıyor.
Küresel ölçekte belirginleşen öğrenme kayıplarına karşın Türkiye’nin yakaladığı bu pozitif ayrışma; merkezi yönetim kapasitesinin sağladığı sistemik direnç ile toplumun eğitime yüklediği güçlü dikey hareketlilik motivasyonunun birleştiğini somut bir şekilde gösteriyor.
Ekran kısıtlamasından aile okuluna: Öğrencinin dikkat ekolojisini yeniden kurmak
Okullardaki telefon kısıtlaması ile aile eğitimlerinin iki ayrı kulvarda değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Emre Ünal, "Telefonun eğitim ortamından çıkarılması doğrudan bir dikkat yönetimi müdahalesidir" diyor. Öğrenme sürecinde dikkatin sınırlı bir bilişsel kaynak olduğunu belirten Ünal, meselenin bir teknoloji karşıtlığı olmadığını, amacın teknolojiyi ne zaman ve nasıl kullanacağını bilen bireyler yetiştirmek olduğunu ifade ediyor. Türkiye'nin bir sonraki adımda dijital özdenetim mekanizması kurması gerektiğini kaydeden Ünal, dönüşümün aile boyutuyla ilgili olarak, "Değişim ve dönüşüm sadece okul temelli ele alınmamakta, aile de güçlü bir şekilde desteklenmektedir. Aile Okulu ve Maarif Modeli Ebeveyn Okulu gibi programların yaygınlaşması, sonraki sınav döngülerine olumlu yansıyacaktır" değerlendirmesinde bulunuyor.
Okul ortamını eğitim sosyolojisi açısından "odaklanmış kamusal alan" olarak tanımlayan Prof. Dr. Levent Erarslan, ekran kısıtlamasının öğrencilerin bilişsel aşırı yüklenmesini azalttığını belirterek, "Ekranların kısıtlanması öğrencilerin okuma ve odaklanma kapasitelerini korumuş; aynı zamanda akran etkileşimini artırarak sosyal bağlamı güçlendirmiştir" diyor. Aileyi çocuğun ilk eğitsel habitusu olarak gören Prof. Erarslan, "Okul ile ev arasındaki beklenti ve değer uyumu arttıkça, öğrencinin akademik benlik algısı güçlenir. Aile eğitimleri, ev ortamındaki eğitsel sermayeyi destekleyerek okuma alışkanlığının evde pekişmesine katkı sunar" tespitini paylaşıyor.
Politikaları doğru adımlar olarak nitelendirmekle birlikte doğrudan nedensellik kurarken temkinli olunması gerektiğini söyleyen Dr. İrem Akçayır, "Türkiye’de öğrencilerin yüzde 83’ü cep telefonu kullanımının yasak olduğu okullarda öğrenim görüyor; OECD ortalaması ise yüzde 49" verisini paylaşıyor. Yasaklı okullarda dijital dikkat dağınıklığı bildirme olasılığının yüzde 34 daha düşük olduğuna dikkat çeken Akçayır, "Yasaklar sonucunda puanların doğrudan yükseldiğini söyleyemeyiz. Doğru yaklaşım teknolojiyi tamamen yasaklamak değil, öğrencinin bilişsel dikkatini koruyan sınırlar koyarken dijital okuryazarlığı geliştirmektir" açıklamasını yapıyor. Aile katılımını sürecin vazgeçilmez bir parçası sayan Akçayır, "Telefon kısıtlaması ile aile eğitimlerini, çocuğun dikkat ekolojisini yeniden düzenleyen bütüncül bir politika seti olarak görüyorum. Başarıyı ekranı azaltmaktan çok, öğrencinin dikkatini derin okumaya, düşünmeye ve üretmeye yeniden yönlendirmek üzerinden tanımlarım" ifadesini kullanıyor.
Bilişsel kapasiteyi korumayı hedefleyen bu uygulamalar, öğrencilerin derinlemesine düşünme ve okuduğunu anlama yetilerini destekleyerek akademik performansa doğrudan katkı sağlıyor. Okul içinde dikkat dağınıklığını önleyen kuralların ev ortamındaki nitelikli aile etkileşimi ve okuma kültürüyle desteklenmesi, dijital çağda öğrencinin zihinsel odaklanmasını koruyan en kritik kalkan hâline geliyor. Nihayetinde ekran süresini kısıtlamanın ötesine geçerek öğrencileri derin okumaya ve analitik düşünmeye yönlendiren bu bütüncül yaklaşım, PISA gibi süreç temelli değerlendirmelerde kalıcı başarının zeminini hazırlıyor.
Sahanın aynasından PISA: ARGEM örneği ve beceri temelli ölçme gerçeği
PISA 2025 araştırmasında örneklem okul olarak tesadüfi yöntemle seçildiklerini hatırlatan ARGEM öğretmeni Çiğdem Özden, “PISA sınavında okulumuz OECD tarafından tamamen rastgele belirlendi. Öğrencilerimizin buradaki en büyük avantajı; proje üretmeleri, bireysel çalışıp makale okuyarak bir şeyler keşfetmeye dönük bir eğitim ikliminden gelmeleridir” diyor. Sınavın bilgisayar tabanlı uygulanma sürecini de değerlendiren Özden, “Önceki yıllarda dijital yönergeleri takip etmekte zorlanan öğrenciler vardı. Türkiye genelinde bilgisayar kullanımına hakimiyetin ve dijital okuryazarlığın artması, yönergelerin rahat takibini sağlayarak puan yükselişini olumlu etkiledi” ifadelerini kullanıyor.
Mevcut müfredat dönüşümünün PISA felsefesiyle uyumuna dikkat çeken Özden, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli PISA için çok uygun bir zemin sunuyor. Artık bilgiye ulaşmak çok kolay; asıl mesele ulaşılan bilginin nasıl kullanılacağını bilmektir. Maarif Model de açık uçlu ve analitik düşünmeyi destekleyen yapısıyla tam olarak bunu hedefliyor” diyor. Öğrencilerin yeni soru tiplerinden keyif almasına rağmen YKS endişesi yaşadıklarını belirten Özden, “Öğrenciler analitik soruları çözmekten keyif alıyor ancak YKS kaygısı nedeniyle eski sistemde test çözme talebini de sürdürüyorlar. İlerleyen süreçte üniversiteye giriş sınavlarında da bu ölçme yaklaşımına uygun dönüşümlerin yaşanacağını öngörüyorum” değerlendirmesini yapıyor.
Sahadan gelen bu gözlemler, teorik düzeydeki müfredat ve ölçme reformlarının sınıf ortamındaki pratik karşılığını net biçimde ortaya koyuyor. Ezberci kalıplardan sıyrılıp bilgiyi işleme, analiz etme ve proje üretme odaklı bir öğrenme kültürünü benimseyen öğrencilerin PISA gibi uluslararası değerlendirmelerde çok daha rahat hareket ettiği görülüyor. Bununla birlikte, ortaöğretimdeki bu beceri odaklı dönüşümün YKS gibi kitlesel seçme sınavlarıyla tam uyumlu hâle getirilmesi, öğrencilerin zihnindeki sınav kaygısını azaltarak beceri temelli eğitimin sahadaki kalıcılığını pekiştirecek en kritik halka olarak öne çıkıyor.
Verilerden gerçekliğe: Türkiye eğitimi için gelecek ufku
PISA 2025 sonuçları, Avrupa ve OECD genelinde yaşanan eğitimsel daralmaya karşın, Türkiye'nin krizler karşısında geliştirdiği sistemik dayanıklılığı somut verilerle tescilledi. Fen bilimleri ve okuma becerilerinde OECD ortalamasının aşılması, matematikte zirvenin zorlanması, devlet okullarının üç ana alanda da özel okulları geride bırakması ve öğrencilerin yapay zekâyı sorgulamada küresel ölçekte gösterdiği üstün refleks; elde edilen ivmenin tesadüfi bir sıçramadan ziyade çok katmanlı yapısal bir dönüşümün ayak sesleri olduğunu gösteriyor.
Dosya boyunca akademisyenlerin ve sahadaki eğitimcilerin ortak vurgusu, bu tablonun nihai bir zafer değil, yeni bir başlangıç eşiği olduğu yönünde birleşiyor. Elde edilen nicel sıçramayı kalıcı bir niteliğe dönüştürmek; sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilerin desteklenmesine, şehirler ve bölgeler arası imkân farklarının bütünüyle kapatılmasına bağlı. Zira gerçek fırsat eşitliği, sadece ortalama puanları yükseltmekle değil, her öğrenciye ihtiyacı olan doğru pedagojik desteği sunabilmekle mümkün oluyor.
Ezcümle PISA 2025, Türkiye eğitim sistemi için hem umut veren gurur verici bir karne hem de geleceğin rotasını tayin eden bir pusula oldu. Ailenin evdeki destekleyici rolünden okulun odaklanmış iklimine, dijital altyapılardan beceri temelli ölçme felsefesine uzanan bu bütüncül eforun titizlikle sürdürülmesi gerekiyor. Her çocuğun kendi potansiyelinin zirvesine ulaşabildiği, devlet okullarının nitelikli eğitimin sarsılmaz kalesi olduğu adil bir sistem, Türkiye'nin en büyük güvencesi olmaya devam edecektir.