Kafkasya’da tarihî dönüşüm: Ermenistan seçimleri ve Türkiye’nin rolü
Haberin Eklenme Tarihi: 17.06.2026 13:22:00 - Güncelleme Tarihi: 17.06.2026 13:27:00Güney Kafkasya, asırlar boyunca imparatorlukların güç mücadelelerine, medeniyetlerin kesişme noktalarına ve jeopolitik kırılma hatlarına ev sahipliği yapmış kadim bir coğrafya. Osmanlı Devleti’nin bölgede barış ve istikrarı tesis ettiği yüzyıllardan, Çarlık Rusya’sının ve ardından Sovyetler Birliği’nin bölgeyi kendi arka bahçesi hâline getirdiği döneme kadar Kafkasya, her zaman Ankara’nın stratejik vizyonunun merkezinde yer almıştı. Tarih bize gösteriyor ki Kafkasya’da kalıcı barış ve istikrar, ancak ve ancak bölge dışı aktörlerin yapay müdahaleleriyle değil; bölgenin asli unsurlarının karşılıklı saygı, egemenlik haklarının tanınması ve ekonomik entegrasyon iradesiyle inşa edilebilir.
Uzun yıllar boyunca statükonun yapay bir çatışma ve işgal rejimi üzerinden yürütüldüğü bu coğrafyada, Türkiye’nin sarsılmaz desteğiyle Azerbaycan’ın 2020 yılında kazandığı Karabağ Zaferi ve ardından 2023 yılında bölgede uluslararası hukuka uygun olarak tam egemenliğini sağlaması, Güney Kafkasya’da yeni bir dönemin kapısını aramıştı. Bu tarihî dönüşümün ardından Ermenistan’da 7 Haziran 2026’da gerçekleştirilen parlamento seçimleri; Erivan’daki iktidar mücadelesini belirlemekle kalmadı, Ermenistan halkının yüzyıllık saplantılardan sıyrılarak rasyonel bir geleceği, yani Türkiye ve Azerbaycan ile normalleşmeyi seçip seçmeyeceğinin oylandığı tarihî bir referanduma dönüştü.
Rusya’nın güç erozyonu
7 Haziran 2026 seçimlerinde, Başbakan Nikol Paşinyan’ın liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi %49,81 oranında oy alarak parlamentoda tek başına hükûmet kuracak net bir çoğunluk, yani 64 sandalye elde etti. Buna karşın, Moskova ile yakın ilişkileri bulunan Rusya Ermenisi iş insanı Samvel Karapetyan liderliğindeki Güçlü Ermenistan İttifakı %23,29 oy oranıyla 29 sandalye kazanarak çok geride kaldı. Eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın liderliğindeki Ermenistan İttifakı ise %9,95 oy oranında kalarak parlamentoda yalnızca 12 sandalye kazanabildi ve büyük bir hezimete uğradı.
Bu sonuçlar, Ermenistan sosyolojisinde ve dış politikasında tektonik bir kaymanın açık ilanı. Moskova’nın seçim sürecinde uyguladığı yoğun dezenformasyon kampanyalarına, ticari ambargo tehditlerine ve hatta Ukrayna senaryosu imalarına rağmen Ermeni seçmen, Rusya merkezli bağımlılık düzenini reddetti. Yüzyıllardır Ermenistan’ın hamiliğini üstlendiğini iddia eden Rusya’nın, 2023 yılında Karabağ’daki işgal rejiminin çöküşüyle birlikte aslında güvenilir bir ortak olmadığı ortaya çıkmıştı. Ermenistan halkı, Moskova’nın kendilerini bölgesel bir şantaj unsuru olarak kullanmasından bıktı ve yüzünü rasyonel bir geleceğe; yani Türkiye ve Azerbaycan ile barış içinde yaşayarak Batı ile ekonomik entegrasyonu sağlamaya döndü.
Ankara’nın bölgesel liderliği ve normalleşme süreci
Ermenistan seçimlerinin sonuçları, Türkiye’nin uzun süredir Güney Kafkasya’da savunduğu “bölgesel sahiplik” ilkesinin doğruluğunu kanıtlar nitelikte. Ankara, her zaman Kafkasya’nın refahının dış güçlerin askerî üsleriyle değil, sınırların açılması ve ticaret yollarının canlandırılmasıyla mümkün olduğunu savundu. Paşinyan’ın yenilenen güvenoyu, Türkiye için stratejik açıdan şu kritik kazanımları beraberinde getiriyor:
- Tarihî tezlerin haklılığı ve barış iradesi: Paşinyan, seçim meydanlarında gelecekteki ham hayalleri bir kenara bırakarak “Gerçek Ermenistan” vizyonunu ortaya koymuş, Karabağ üzerindeki milliyetçi iddiaları bir “jeopolitik tuzak” olarak nitelendirmişti. Bu yaklaşım, Türkiye’nin yıllardır dile getirdiği “uluslararası hukuka saygılı ve komşuların toprak bütünlüğünü tanıyan bir Ermenistan” profiliyle tamamen örtüşüyor.
- Doğrudan ve yapıcı diyalog: Seçimlerden hemen önce, Mayıs 2026’da Ankara’nın Ermenistan’a yönelik bazı ticari kısıtlamaları kaldırması, normalleşme sürecine verilen güçlü bir Türk desteğiydi. Paşinyan’ın sandıktan güçlenerek çıkması, iki ülke arasında özel temsilciler marifetiyle yürütülen normalleşme görüşmelerinin sekteye uğramadan, daha cesur adımlarla devam etmesini sağlayacak.
- Asimetrik tehditlerin bertaraf edilmesi: Rusya’nın Ermenistan üzerindeki askerî ve siyasi nüfuzunun gerilemesi, Türkiye’nin doğu sınırlarının güvenliği açısından stratejik bir rahatlama sağlayacak. Ermenistan’ın bir garnizon devlet olmaktan çıkıp egemen bir komşu hâline gelmesi, Ankara'nın bölgesel liderliğini tahkim edecek.
Zengezur ve ötesi…
Bu seçimlerin en önemli çıktılarından biri, bölgesel ulaştırma projelerinin önündeki siyasi engellerin temizlenmesi eğilimi. Türkiye ve Azerbaycan için hayati önem taşıyan, Türk dünyasını ve Hazar geçişli Doğu-Batı Orta Koridoru’nu birbirine bağlayacak olan ulaştırma hatları, Paşinyan’ın zaferiyle daha uygulanabilir bir zemine kavuştu.
Azerbaycan’ın batı reyonları ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ni Ermenistan toprakları (Sünik/Zengezur) üzerinden birbirine bağlayacak olan demiryolu ve karayolu projeleri, Azerbaycan ve Türkiye’yi fiziki olarak birleştirmekle kalmayacak Ermenistan’ı da bölgedeki lojistik izolasyondan kurtaracak. ABD yönetiminin ve Avrupa Birliği’nin de desteklediği bu bölgesel bağlantı projeleri, Ermenistan’ın rasyonel bir aktör olarak bölge ekonomisine entegre olmasını sağlayacak. Ermenistan’ın bu koridorlara onay vermesi, Türkiye’den Orta Asya’ya uzanan ticaret hatlarının güvenliğini artırırken, Pekin’den Londra’ya uzanan küresel lojistik ağında Türkiye’nin merkez ülke konumunu perçinleyecek.
Türkiye-AB iş birliği için yeni bir fırsat
Avrupa Birliği Ermenistan’ın bu yeni jeopolitik yönelimini tahkim etmek adına elinde ciddi mali ve kurumsal araçlar bulunduruyor. AB'nin Ermenistan için sunduğu 270 milyon avroluk Resilience and Growth Plan (Dayanıklılık ve Büyüme Planı) ile Global Gateway stratejisi kapsamında mobilize edilmesi planlanan 2,5 milyar avroluk yatırım paketi, Erivan’ın Rus bağımlılığından kurtulmasında hayati bir rol oynayacak.
Ancak Batı dünyasının gözden kaçırmaması gereken en temel gerçek, Ermenistan’ın Avrupa ile kuracağı hiçbir bağın, coğrafi olarak komşusu olan Türkiye ve Azerbaycan ile kuracağı bağ kadar sürdürülebilir olamayacağı gerçeği. Brüksel ve Washington, Ermenistan’ı Rusya’ya karşı jeopolitik bir cephe ülkesi olarak konumlandırmak yerine, Türkiye’nin öncülük ettiği bölgesel istikrar mimarisine eklemlemeli. Türkiye, AB’nin sağlayacağı ekonomik desteğin bölgede kalıcı bir barış anlaşmasına dönüşmesi için en kusursuz kolaylaştırıcı ve garantör konumunda. Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırların açılması ve diplomatik ilişkilerin kurulması, Batı’nın Ermenistan’a ulaştırmak istediği lojistik ve ekonomik desteğin de önünü açacak.
Kalıcı barışın önündeki sınırlar
Seçim sonuçları barış yanlıları için büyük bir zafer olsa da önümüzdeki süreç toz pembe değil. Paşinyan’ın partisi parlamentoda net bir çoğunluk elde etmiş olsa da Azerbaycan ve Türkiye ile nihai bir barış anlaşmasının imzalanması için gerekli olan anayasa değişikliğini (özellikle Ermenistan Anayasası’nda ve bağımsızlık bildirgesinde yer alan, Türkiye’nin doğu illerine ve Karabağ’a yönelik üstü kapalı toprak iddialarının temizlenmesi) tek başına referanduma götürecek “nitelikli çoğunluk” olan üçte ikilik sınıra (referandum çağrısı eşiğine) tam olarak ulaşamadı.
Bu durum, Paşinyan hükûmetinin iç politikada milliyetçi ve Taşnak kalıntılarıyla, dışarıda ise hâlâ ciddi ekonomik ve enformasyonel kolları bulunan Moskova ile amansız bir mücadele vermeye devam edeceğini gösteriyor. Ancak Türk diplomasisinin basiretli ve kararlı duruşu, Azerbaycan ile tam koordinasyon hâlinde yürütülen akılcı politikalar, Erivan yönetiminin meşru ve hukuki sınırlar içerisine çekilmesini zorunlu kılıyor. Ermenistan için barış artık bir lütuf değil, devlet olarak hayatta kalma stratejisi.
Galiçya’dan Kafkasya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada yüzyıllarca huzurun ve adaletin teminatı olmuş Türk milleti, bugün de Güney Kafkasya’da adil ve kalıcı bir barışın en büyük savunucusu. Ermenistan’da 7 Haziran 2026’da yapılan seçimler gösterdi ki ham hayallerle, diasporanın zehirli ideolojileriyle ve bölge dışı aktörlerin vaatleriyle bir devletin refaha ermesi mümkün değil. Ermenistan halkı, asırlık Rus vesayetine ve revizyonist çığırtkanlığa kırmızı kart göstererek, sırtını dayayabileceği gerçek ortakların komşuları olduğunu, geç de olsa anlamaya başladı.
Türkiye, büyük devlet olmanın verdiği sorumlulukla, Ermenistan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duymaya, ancak Erivan’ın da aynı olgunluğu göstererek komşularıyla helalleşmesine önem veriyor. Önümüzdeki dönem, Ankara ve Bakü’nün çizdiği stratejik rotada, Zengezur Koridoru’nun açıldığı, ticaret gemilerinin ve trenlerinin serbestçe dolaştığı, Kafkasya’nın bir çatışma havzası olarak konumlanmadığı, küresel ticaretin parlayan yıldızı olduğu bir dönem olacak. Ermenistan seçimleri, bu büyük Türk barışı vizyonunun önündeki en büyük psikolojik eşiklerden birinin daha aşıldığının müjdecisi.