Devrimden sonra İran'da yükselen aile: Laricani
Haberin Eklenme Tarihi: 17.03.2026 13:33:00 - Güncelleme Tarihi: 17.03.2026 15:46:00İsrail Savunma Bakanlığı ve küresel istihbarat servisleri, 16 Mart gecesinde düzenlenen hassas hava saldırılarında İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri ve ülkenin fiilî "geçiş dönemi yöneticisi" Ali Laricani’nin öldürüldüğünü iddia etti. Bu olay, 28 Şubat 2026’da Dinî Lider Ali Hamaney’in "Operation Epic Fury" kapsamında öldürülmesinden sonra Tahran’daki güç hiyerarşisine vurulan en stratejik darbe olarak nitelendirilebilir. Ali Laricani, Hamaney’in ölümünün ardından ortaya çıkan kaotik boşlukta, rejimin "yazılımını" koruyan, anayasal mekanizmaları işleten ve Geçici Liderlik Konseyi’ni kuran figürüydü.
Tarihsel süreçte devletlerin kaderi genellikle karizmatik liderlerle anılsa da İran örneğinde iktidarın gerçek sahibi, kurumların kılcal damarlarına sızmış, entelektüel derinliği dinî meşruiyetle harmanlamış bir klanın, Laricani ailesinin elindeydi. Suriye'de Esad hanedanının ordu ve istihbarat üzerindeki mutlak hakimiyeti veya Suudi Arabistan'da Suud ailesinin kabilevi ve ekonomik mülkiyeti neyse, İran’ın devrim sonrası bürokratik ve teokratik labirentlerinde Laricaniler de o idi. Ancak onları farklı kılan, iktidarı bir asalet unvanıyla değil, meritokratik bir "içeridekiler" ağıyla, stratejik evliliklerle ve rejimin her üç erkine (yasama, yürütme, yargı) yerleşmiş kardeşlerle yönetmiş olmalarıydı.
Laricani ailesinin İran siyasetindeki yükselişi, paradokslarla dolu bir başarı öyküsüdür. Ailenin kökleri, 1979 Devrimi’nin barikatlarında değil, Şii dünyasının en yüksek ilim merkezi olan Irak’ın Necef kentindeki sessiz medreselerde filizlenmişti. Ailenin reisi Büyük Ayetullah Mirza Haşim Amoli, 1931 yılında Pehlevi hanedanının baskılarından kaçarak Necef’e sığınmış ve burada otuz yıl boyunca siyasetten uzak, geleneksel bir din alimi olarak yaşamıştı. Ali Laricani dahil beş erkek kardeşin tamamı, Necef’in bu entelektüel ve dinî atmosferinde doğmuş veya yetişti.
Ailenin 1961 yılında İran’a, Mazenderan eyaletinin Amol bölgesine dönüşü, onların "yabancı" ya da "dışarıdaki" olarak kalmalarına değil, aksine rejimin en güvenilir "çekirdek kadrosu" hâline gelmelerine zemin hazırlayacaktı. 1979 Devrimi sırasında sokak eylemlerinde ön planda olmamalarına rağmen, babalarının dinî otoritesi ve kardeşlerin yüksek eğitimi (matematik, fizik, batı felsefesi), onları devrim sonrası kurulan yeni devlet aygıtı için vazgeçilmez kıldı. Özellikle Ali Laricani’nin Devrim Muhafızları Ordusu’na (IRGC) katılması ve burada üst düzey komutanlık görevleri üstlenmesi, ailenin askerî ve güvenlik kanadındaki meşruiyetini perçinledi.
Gücün beş köşesi
Laricani ailesini modern siyasi tarihte benzersiz kılan unsur, beş kardeşin devletin en kritik noktalarına eşzamanlı olarak yerleşmiş olmasıdır. 2012 yılına gelindiğinde, İran devletinin üç ana erkinin ikisi doğrudan bu kardeşlerin yönetimindeydi. Ali Laricani Meclis (Majlis) Başkanı olarak yasama organını yönetirken, kardeşi Sadık Laricani Yargı Erki Başkanı olarak adalet mekanizmasının başındaydı. Bu durum, rejim içindeki güç dengelerini kontrol eden devasa bir ailevi denetim mekanizması yaratmıştı. Bir aile bir devleti nasıl "şirket" disipliniyle ama teokratik bir sadakatle yönetebileceğinin örneklerinden birini oluşturur. Ali Laricani’nin felsefi derinliği ve askerî geçmişi, onu rejimin "stratejik beyni" yaparken; Sadık Laricani’nin yargıdaki gücü, aileyi siyasi rakiplerine karşı koruyan hukuki bir kalkan işlevi görmüştü.
Laricanilerin gücü kendi yetenekleriyle birlikte İran’ın en güçlü dinî figürleriyle kurdukları akrabalık bağlarından beslenir. Siyaset biliminde "nepotizm" olarak adlandırılan bu durum, İran özelinde "devrimci asalet" kavramına dönüştü. Ali Laricani, 20 yaşındayken İslam Devrimi'nin baş ideologlarından Ayetullah Murtaza Mutahhari'nin kızıyla evlenerek rejimin en kutsal halkasına dahil oldu. Bu evlilik, ona bir aile bağının yanı sıra sorgulanamaz bir devrimci meşruiyet kazandırmıştı.
Ailenin diğer fertleri de benzer bir strateji izlediler. Sadık Laricani, Şii dünyasının yaşayan en büyük mercilerinden biri olan Ayetullah Vahid Horasani'nin damadıdır. Muhammed Cevat Laricani ise Ayetullah Hasan Hasanzade’nin kızıyla evlenmişti. Bu bağlar, aileyi Kum’daki medreseler ile Tahran’daki siyasi odalar arasında bir köprü hâline getirecekti. Öte yandan, kız kardeşlerinin Ayetullah Seyyid Mustafa Muhakkık Damad ile evli olması, ailenin etkisini nispeten daha "progresif" veya "ılımlı" dinî çevrelere de yaymıştı.
Laricani ailesinin yönetimi, Orta Doğu’daki diğer otoriter yapılarla karşılaştırıldığında daha rafine bir model sunar. Suriye’de Esadlar orduyu bir kabile milisi gibi kullanırken, Suudi Arabistan’da Suudlar devlet bütçesini bir aile fonu gibi yönetirler. Laricaniler ise gücü "kurumsallaştırarak" korumuşlardır. Onlar, sistemin dışına itildiklerinde bile (2021 ve 2024'teki diskalifiyeler gibi), devletin derin hafızasını ve istihbarat ağlarını ellerinde tutmaya devam ettiler. Ali Laricani’nin 2026 krizinde tekrar en tepeye tırmanması, bu "kurumsal hafızanın" bir sonucu.
Laricaniler, İran siyasetinde genellikle "Geleneksel Sağ" veya "İlkeciler" kampında yer alırlar. Ancak Ali Laricani, kariyeri boyunca şaşırtıcı bir ideolojik esneklik gösterdi. 1990’larda devlet televizyonu (IRIB) başındayken reformistlere karşı sert bir sansürcü olarak tanınırken, 2015 nükleer anlaşması (JCPOA) sürecinde Hasan Ruhani hükümetiyle iş birliği yaparak anlaşmanın meclisten geçmesini sağlayan "ılımlı muhafazakâr" bir figüre dönüşmüştü.
Bu esneklik, ailenin Mahmud Ahmedinejad gibi "dışarıdan gelen" popülistlerle girdiği sert çatışmanın da temelini oluşturur. Ahmedinejad, Laricanileri "yozlaşmış bir aristokrasi" olarak tasvir ederken, Laricaniler Ahmedinejad'ı rejimin istikrarını bozan bir "siyasi sapma" olarak görmüşlerdi. Ahmedinejad döneminde nükleer başmüzakerecilikten istifa eden Ali Laricani, bu dönemde meşhur "Bir inci verdik, karşılığında bir lolipop aldık" sözüyle Batı ile yapılan ilk müzakereleri eleştirmiş, ancak daha sonra Hamaney’in onayıyla çok daha pragmatik bir çizgiye kaymıştı.
Hamaney’in ölümü ve Laricani’nin dönüşü
28 Şubat 2026 tarihi, hiç şüphesiz İran İslam Cumhuriyeti için bir milat. Dinî Lider Ali Hamaney’in bir hava saldırısında öldürülmesi, sistemin tepesinde bir atom bombası etkisi yarattı. Bu kriz anında, Anayasa'nın 111. maddesini ilk telaffuz eden ve devlet televizyonunda sükûnet çağrısı yapan isim Ali Laricani olacaktı. Laricani, bir güvenlik şefinin ötesinde dağılmakta olan bir devletin "tek birleştirici gücü" olarak ortaya çıktı.
Hamaney sonrası kurulan Geçici Liderlik Konseyi’nde ismi resmi olarak yer almasa da (Konsey; Pezeşkiyan, Ejei ve Arafi'den oluşuyordu), sahadaki tüm askerî ve stratejik kararların Ali Laricani tarafından alındığı bildiriliyordu. Laricani bu dönemde, ordunun ve Devrim Muhafızları’nın desteğini arkasına alarak fiilî bir "Savaş Kabinesi" kurmuş ve dış dünyayla, özellikle de ABD ile olan dolaylı iletişimi yöneten tek merci hâline gelmişti.
Bu krizin en çarpıcı unsurlarından biri, Ali Laricani’nin yürüttüğü dijital diplomasiydi. Laricani, Amerikan iç siyasetindeki kutuplaşmayı kullanarak, Jeffrey Epstein davasına ve Amerikan elitlerinin iddia edilen skandallarına yönelik sert sosyal medya paylaşımları yaptı. "Bizim liderlerimiz halkın içinde, sizinkiler Epstein Adası'ndaydı" diyerek ABD Savunma Bakanı’na yanıt vermesi, onun geleneksel bir molladan ziyade, modern dünyanın zaaflarını bilen kurnaz bir stratejist olduğunu kanıtladı. Bu hamleler, İran’ın askerî olarak sıkıştığı bir dönemde Amerikan kamuoyunda bir "dikkat dağıtma" ve "meşruiyet sorgulama" operasyonu olarak değerlendirildi.
İsrail’in düzenlediği operasyon, Ali Laricani’nin rejimi stabilize etme çabalarına vurulan ölümcül bir darbe niteliğinde. İsrail medyası ve ordu sözcüleri, Laricani’nin Tahran’da düzenlenen gece saldırılarında öldürüldüğünü kesin bir dille iddia ediyorlar. Eğer bu bilgi doğrulanırsa, İran bir güvenlik şefinin ötesinde Hamaney sonrası rejimi ayakta tutabilecek son "stratejik mimarını" da kaybetmesi anlamına gelecek.
Laricani’nin ölümü, rejim içindeki güç dengelerini de sarsabilir: Mücteba Hamaney’in de yaralı olduğu söylentileriyle birleştiğinde, rejimin tepesinde hiçbir "karar verici" odak kalmamış olabilir. Pragmatik bir dengeleyici olan Laricani’nin aradan çekilmesi, Devrim Muhafızları içindeki daha radikal ve kontrolsüz unsurların yönetimi tamamen ele geçirmesine yol açabilir. Geçici Liderlik Konseyi’nin "yazılımı" olan Laricani olmadan, anayasal geçiş sürecinin işlemesi neredeyse imkânsız hâle gelecektir.
Devrimin aristokrat çocukları
Laricani ailesi, İran İslam Cumhuriyeti'nin elli yıllık serüveninde hem bir başarı hem de bir trajedi hikâyesi olarak değerlendirilebilir. Bir yandan, modern eğitimle dinî geleneği birleştirerek bir devleti yönetmenin "teknokratik" yolunu bulmuşlar; diğer yandan, sistemin dışlayıcı doğası gereği zaman zaman kendi yarattıkları yapı tarafından tasfiye edilmek istenmişlerdir. Ancak her seferinde, tıpkı bir satranç ustası gibi, Ali Laricani ve kardeşleri oyunda kalmayı başarmışlardır.
İsrail’in son saldırısı ve yaptığı açıklamalar, bu elli yıllık satranç oyununun "şah-mat" hamlesi olabilir. Laricani ailesinin etkisi, Ali Laricani’nin şahsında toplanan o devasa bürokratik ve istihbari güçle kaimdi. Onun sahneden çekilmesi, İran’ın bir aileden ziyade yönetim modelini de kaybetmesi anlamına geliyor. Tarih, Laricanileri devrimin en sadık koruyucuları olarak mı yoksa rejimin sonunu geciktiren pragmatik elitler olarak mı yazacak? Bu sorunun cevabı, Tahran’daki patlamaların dumanı dağıldığında ve İran halkı "Kara Yağmur"un altından yeni bir liderlik arayışıyla çıktığında netleşecek. Laricani hanedanı, devrimden sonra İran'ı yöneten en etkili aile olarak, tarihteki yerini çoktan aldı; ancak bu mirasın rejimin önümüzdeki haftalardaki hayatta kalma refleksine bağlı olacak.