03 Eylül 2026

Kulüpler neden birbirlerinden transfer yapıyor?

Bu yaz Premier Lig’in 1,7 milyar sterlinlik iç transfer trafiği, yalnızca taktiksel tercihlerle açıklanamıyor. Yayın gelirleri, amortisman kuralları ve daralan Avrupa pazarı, İngiliz futbolunda kendi kendini besleyen kapalı bir transfer ekonomisi yaratıyor.

2026-2027 yaz transfer penceresi kapandığında geriye ilginç bir soru kaldı: Premier Lig kulüpleri dünyanın her köşesinden oyuncu alabilecek parasal güce sahipken, neden bu kadar sık birbirlerinin kapısını çaldı? Rakamlar, sorunun aslında ne kadar büyük bir eğilime işaret ettiğini gösteriyor. Bu yaz 20 Premier Lig kulübü toplamda 3,6 milyar sterlin harcadı; bunun 1,7 milyar sterlini, geçen sezon yine ligde forma giyen kulüplerden (küme düşen West Ham, Wolves ve Burnley dâhil) transfer edilen oyunculara gitti. Bu rakam, 2017-2022 arasındaki altı yaz transfer döneminin ortalamasının (418,2 milyon sterlin) neredeyse dört katı ve tarihte görülmüş en yüksek "iç transfer" harcaması. Enzo Fernandez'in Chelsea'den Manchester City'ye, Sandro Tonali'nin de Tottenham'a transfer olması, bu eğilimin en görünür örnekleri arasında.

Güvenli liman arayışı

Bu eğilimin ilk açıklaması taktiksel. Kulüpler artık riski en aza indirmek istiyor. Sonuç almak adına zamanı kısıtlı olan teknik direktörler için ligin fiziksel temposuna zaten alışmış bir oyuncu, yabancı bir pazardan gelen belirsiz bir performanstan çok daha güvenli görünüyor. Manchester United bu dersi zor yoldan öğrendi. 2020-2025 arasında İtalya'dan Hojlund, Zirkzee, Onana ve Hollanda'dan van de Beek, Antony, Malacia yaptığı bir dizi transfer beklenen katkıyı sağlayamayınca, kulüp son iki yazda yaptığı sekiz üst düzey transferin neredeyse tamamını Premier Lig'den yaptı. Tottenham daha da radikal davrandı. Bu yaz kadrosuna kattığı 10 oyuncunun tamamı İngiliz kulüplerinden geldi ve bu tercih yaklaşık 400 milyon sterline mal oldu. Chelsea de sekiz yeni transferinin beşini Morgan Rogers, Maxence Lacroix, Emiliano Martinez, Danny Welbeck, Jordan Henderson Premier Lig takımlarından transfer etti.

Orta saha bu eğilimin en net sahnelendiği bölge oldu. Manchester United üç orta saha oyuncusuna 148 milyon sterlin, Manchester City Enzo Fernandez ve Elliot Anderson'a 240 milyon sterlinin üzerinde, Tottenham ise Tonali ve Matheus Fernandes'e 185 milyon sterlin ödedi. Arsenal'in Newcastle'dan Bruno Guimaraes için ödediği 75 milyon sterlin de aynı tabloya dâhil.

Neden sadece birbirleriyle alışveriş yapabiliyorlar

Bu tercihin arkasında sadece taktiksel bir temkinlilik yok; çok daha sert bir mali gerçeklik var. Premier Lig'in yayın gelirleri İspanya, İtalya, Fransa ve Almanya liglerini gölgede bırakacak seviyeye ulaştı ve bu da ligin en değerli oyuncularını fiilen sadece kendi içinde satılabilir hâle getirdi. Geçen sezon Şampiyonlar Ligi'nde son 24'e kalan İngiltere dışındaki 18 takım arasında, bu yaz 40 milyon sterlin veya üzerinde bir bedelle oyuncu satın alabilen sadece dört kulüp vardı: Bayern Münih, Barcelona, Real Madrid ve PSG. Buna karşılık Premier Lig'den ligin dışına 40 milyon sterlin veya üzerinde satılan oyuncu sayısı sadece beşti.

Sonuç, kendi içinde büyüyen kapalı bir döngü. Premier Lig kulüplerinin yaptığı transferlerin yüzde 37'si geçen sezonun Premier Lig kadrolarından yapılmış olsa da bu işlemler toplam harcamanın yüzde 48'ini oluşturdu. Championship'ten yapılan transferler de eklendiğinde bu oran yüzde 52'ye çıkıyor. Bu döngü içinde bazı kulüpler net alıcı, bazıları net satıcı konumunda: bu yaz en çok harcayan kulüp 457,5 milyon sterlinle Manchester City olurken, en yüksek net kârı 216,8 milyon sterlinle Liverpool elde etti. Başka bir deyişle, İngiliz futboluna giren paranın yarısından fazlası, ligden hiç çıkmadan yine İngiliz futboluna dönüyor; sadece kulüpten kulübe el değiştiriyor.

Ayrıca kulüplerin birbirleriyle astronomik bedellerle "takas" benzeri transferler yapmasının en büyük nedeni, amortisman (amortisation) kurallarının sunduğu finansal esneklik. Kurallara göre bir kulüp, altyapısından yetişen bir oyuncuyu sattığında elde ettiği gelirin tamamını o yılın bilançosuna anında saf kâr olarak yazabiliyor. Buna karşılık, aynı bedelle transfer edilen yeni bir oyuncunun maliyeti, sözleşme süresine (örneğin beş yıla) bölünerek bilançoya yansıtılıyor. Bu durum, özellikle finansal raporlama tarihlerinden hemen önce, kulüplerin kâğıt üzerinde kâr elde edip puan silme cezalarından kaçınmak amacıyla birbirlerinden oyuncu alıp satmasını daha cazip kılıyor.

Piyasa mantığının sınandığı anlar

Bu kapalı yapının belki de en tartışmalı sonucu, bazı transfer bedellerinin alışılmış arz-talep dengesine aykırı görünmesi. Chelsea'nin kadrosunda istemediği Nicolas Jackson için Aston Villa'nın 65 milyon sterlin ödemesi, geçen sezon sadece bir gol atan Savio'nun Tottenham'a 85 milyon sterline gitmesi, City'de gözden düşen Nico Gonzalez'in Newcastle'a 52 milyon sterline transfer olması ya da iki yıldan fazla süredir resmî maça çıkmamış Mykhailo Mudryk için Tottenham'ın 75 milyon sterlinlik satın alma opsiyonunu kullanması, bu duruma örnek gösterilebilir. Bu fiyatları asıl yükselten şey sahadaki performans değil, alternatif alıcının neredeyse hiç olmaması. Piyasayı bir avuç zengin kulüp arasında sınırlı tutan bu yapı, kendi kendini besleyen bir gayrimenkul balonuna benziyor. Alıcı sayısı daraldığında, fiyatı belirleyen artık ürünün gerçek değeri değil, o daralmış çevrenin kendisi oluyor.

Avrupa'nın geri kalanına ne kaldı?

Premier Lig'in parası Avrupa'ya tamamen kapalı değil ama dışarı sızan kısım da eşit dağılmıyor. Lig bu yaz Fransa'ya 621 milyon sterlin harcadı. Ligin dışındaki tek büyük pazar ama bu paranın üçte ikisi sadece dört kulübe PSG, Lille, Strasbourg, Toulouse gitti. Yarısına yakını ise tek başına PSG ve Lille'e. İspanya ya da İtalya'dan hiçbir oyuncu 50 milyon sterlinin üzerinde bir bedelle transfer edilmedi. En sert düşüş ise Hollanda ve İskoçya'da yaşandı. İskoç kulüpleri Premier Lig'den toplamda sadece 13 milyon sterlin kazanırken, Hollanda kulüplerinin İngiltere'ye sattığı oyuncuların toplam değeri 33 milyon sterlinde kaldı. Yani Premier Lig'in parası kıtaya yayılırken bile kendi hiyerarşisini diğer liglerin içinde yeniden üretti. Kazananlar orada da yine az sayıda büyük kulüpler oldu.

Bütün bu tablo bir araya geldiğinde ortaya çıkan sonuç şu: Premier Lig, resmî bir ayrılık yaşamadan da kendi kendine yetebilen, parayı büyük ölçüde kendi takımları arasında dolaştıran bir yapıya dönüşmüş durumda. Kulüplerin ayrı bir Süper Lig kurmasına gerek yok. Yayın gelirleriyle yarattıkları mali üstünlük bu ayrımı zaten kendiliğinden oluşturuyor. Geriye kalan soru ise bu döngünün faturasını nihayetinde kimin ödediği ve sahadaki rekabetin, kulüplerin bilançolarında yaşanan bu yeniden dağılımla ne kadar örtüştüğü.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...