03 Nisan 2026

Kubbeden yükselen son sadâ: Hüsrev Hatemi’ye veda

Tıbbın ilmî ciddiyetini edebiyatın zarafetiyle buluşturan Prof. Dr. Hüsrev Hatemi, ardında yalnızca eserler değil; derin izler, incelikli hatıralar, sadık öğrenciler ve gönüllerde yankılanan bir ses bırakarak aramızdan ayrıldı.

Türkiye’nin hem ilim hem de irfan sahasında yetiştirdiği nadide şahsiyetlerden biri olan Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’nin vefatı, sadece tıp dünyasında değil, edebiyat ve düşünce hayatımızda da derin bir boşluk bıraktı. Onun ardından söylenen “mekânın cennet olsun” duası, sıradan bir temenninin ötesinde; hayatını anlam, hikmet ve zarafetle yoğurmuş bir ömre duyulan içten bir vefanın ifadesidir.

1938 yılında İstanbul’da doğan Hüsrev Hatemi, kökleri bu kadim şehrin kültürüne uzanan bir ruh dünyasına sahipti. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra başladığı akademik yolculukta, 1978 yılında profesör unvanını alarak Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde uzun yıllar hizmet verdi. Ancak onu farklı kılan yalnızca iyi bir hekim ya da başarılı bir akademisyen oluşu değildi. Hatemi Hoca, bilginin kalpte yoğrulmadıkça eksik kaldığını bilenlerdendi.

Girenler çok iyi bilir ki onun dersleri yalnızca tıbbi bilgilerle sınırlı kalmaz, hayatın anlamına dair ince nüanslarla zenginleşirdi. Bir hastalığı anlatırken insanı, bir tedaviyi anlatırken kaderi hatırlatırdı. Öğrencileri için o, sadece bir hoca değil; aynı zamanda bir yol gösterici, bir gönül rehberiydi.

Yazdıklarında derinlik hissedilirdi

Edebiyat dünyasında ise bambaşka bir yüzü vardı. Şiirlerinde, denemelerinde ve hatıratlarında insanın iç dünyasına dokunan bir derinlik hissedilirdi. “Yozlaşmadan Uzlaşmak”, “Kelimeler Kitabı”, “N’etti Bu Yunus N’etti”, “Kuşlar ve Zaman”, “Gelin Tanış Olalım” ve “Ömür Süvarisi” gibi eserlerinde; hayatı, ölümü, kaderi ve inancı büyük bir içtenlikle ele aldı. Onun kaleminde kelimeler sadece anlam taşımaz, aynı zamanda bir ruh hâlini, bir tefekkürü ve çoğu zaman bir duayı da içinde barındırırdı.

Hüsrev Hatemi’nin sohbetleri ise adeta kaybolmaya yüz tutmuş bir geleneğin yaşayan örneğiydi. Klasik metinlerden modern düşünceye uzanan geniş bir yelpazede, gösterişten uzak ama son derece derin bir anlatımla konuşurdu. Onu dinleyenler, bir sohbetten ziyade bir yolculuğa çıkmış gibi hissederdi. Bu yolculukta bazen bir şiir mısrası eşlik eder, bazen de sade bir cümle insanın içine dokunurdu.

Onun bilgeliği, sadece kitaplardan öğrenilmiş bir birikim değildi; yaşanmışlıkla, tecrübeyle ve içtenlikle yoğrulmuş sahici bir derinlikti. Bu yüzden Hatemi, bulunduğu her ortamda bir “bereket” gibi hissedilirdi.

Bıraktığı miras çok büyük

Bugün geriye dönüp bakıldığında, onun bıraktığı mirasın sadece akademik unvanlarla ya da kitap sayfalarıyla ölçülemeyecek kadar büyük olduğu görülüyor. Yetiştirdiği öğrenciler, dokunduğu hayatlar, ilham verdiği gönüller… Hepsi onun sessiz ama güçlü izlerini taşımaya devam ediyor.

Bir devrin en zarif temsilcilerinden biri daha aramızdan ayrıldı. Ancak onun sesi, yazdığı satırlarda, yetiştirdiği insanlarda ve hatırlayanların kalbinde yaşamaya devam edecek.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...