08 Temmuz 2025

İnsan mı, makine mi? Wimbledon’da bir anlık sessizlik her şeyi anlattı

Wimbledon'da insan hatasıyla devre dışı kalan Hawk-Eye sistemi, sporda teknolojiye güveni sarstı. Sistem mükemmel olsa da insan kontrolü ve adalet arayışı, teknolojinin kusursuzluğundan daha önemli. Teknoloji ne kadar gelişse de sporun ruhu insan faktöründe gizli.

Pazar öğleden sonra Wimbledon Merkez Kortu’nda yaşanan birkaç dakikalık garip sessizlik, sporda teknolojinin rolüne dair yıllardır süren tartışmayı yeniden alevlendirdi. Britanyalı Sonay Kartal’ın vuruşu dışarı çıktığında herkes aynı fikirdeydi. Rakibi Pavlyuchenkova, hakem, seyirciler ve televizyondaki tekrarlar… Ama karar bir türlü açıklanmadı. Sebep ise Hawk-Eye sisteminin devre dışı kalmış olması... Tamamen insan hatasından dolayı.

Teknolojinin insan unsuru yüzünden yaşadığı bu aksaklık, aslında teknolojinin mükemmel olmadığını ve ayrıca bağımsız da olmadığını gösterdi. Evet, Hawk-Eye sistemi %100’e yakın doğrulukta çalışıyor fakat biri onu kapatırsa bu doğru çalışan sistem hiçbir işe yaramıyor.

Anastasia Pavlyuchenkova’nın yaşadığı hayal kırıklığı maçı kaybetmesiyle alakalı değildi. Bu yaşananlar teknolojiye olan güven zedelendi. Ayrıca spordaki milliyetçilik tartışmalarını daha da derinleştirdi. “Acaba Sonay Kartal’ın İngiliz olmasının etkisi var mıydı?” Wimbledon yetkilileri, sistemin sektördeki en iyisi olduğunu söylüyor. Pat Cash gibi eski şampiyonlar da bu görüşte. Ancak Emma Raducanu gibi günümüz yıldızları, sistemin hâlâ bazı sorunlar yarattığını düşünüyor.

Buradaki ironiyi gözden kaçırmamak gerek. Teknolojiyi kullanarak daha adil, daha doğru kararlar verilmek isteniyor. Ama bu teknolojiyi doğru şekilde kullanan veya kullanamayan yine insanlar. İnsanlar hata yapabiliyor. Maradona’nın “Tanrı’nın Eli” gibi örnekler artık tarihte kalabilir, ama Wimbledon’daki bu sessiz dakikalar bize şunu hatırlattı: Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, spor hâlâ insana ait.

Wimbledon’daki elektronik çizgi çağırma (ELC) sistemiyle ilgili verdiğimiz bilgiler, tenis dünyasında insan hakemliğinin teknolojiyle nasıl iç içe geçtiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. 

Wimbledon’daki ELC (Elektronik Çizgi Çağırma) sistemini tanıyalım

  • Geliştirici firma: Hawk-Eye Innovations
  • Teknoloji: Her kortta 12 yüksek hızlı kamera, topları ve oyuncuların ayak hareketlerini izliyor. Yapay zekâ, bu verileri gerçek zamanlı analiz ederek topun yere değdiği noktayı milimetre hassasiyetinde belirliyor.
  • İnsan unsuru: Sistemi 50 kişilik bir operatör ekibi yönetiyor. Kararların duyurulması için 24 farklı insan sesi kullanılıyor (tenis kulübü üyeleri ve rehberlerden kaydedilen sesler).
  • Kullanım politikası: All England Lawn Tennis Club (AELTC), AI'nın doğrudan hakemlik yapmadığını, yalnızca görüntü analizinde kullanıldığını belirtiyor. CEO Sally Bolton, bu sistemin sektördeki “en iyi” çözüm olduğuna inandığını ifade etti.
  • Güncel durum: Pazar günü yaşanan tartışmalı olaydan (örneğin Sonay Kartal’ın uzun giden topunun dışarıda görülmesine rağmen sistemin “içeride” demesi gibi) sonra, sistem manuel olarak devre dışı bırakılamıyor. Bu, insan müdahalesinin artık mümkün olmadığı anlamına geliyor.

Makineye güvenin sınırları: Mükemmellik neden yetmiyor?

Wimbledon’da bir tenis maçında topun çizgiye temas edip etmediğine karar veren: Bir makine. Futbolda ofsayt pozisyonunda milimetrik ölçümlerle tespit yapan bir sistem var. Sağlık sorunlarını insanlardan daha hızlı ve doğru teşhis eden yapay zekâ, daha az kaza yapan ve yine yapay zekâ ile yönetilen sürücüsüz taşıtlar…

Teknik olarak her şey doğru. Hatta verilerle desteklenmiş, isabet oranları %96’yı aşmış istatistikler güven verici. Ancak tüm bunlara rağmen, insanlık olarak bu sistemlere güvenmiyoruz. Peki neden?

Cambridge Üniversitesi’nden Profesör Gina Neff’e göre bu güvensizliğin köklerinde, içimizde kökleşmiş "adalet" duygusu yatıyor. Makine bir kurallar dizisine göre karar verirken; insanlar o kararın sadece kurallara uygunluğunu değil, aynı zamanda ne kadar "adil" olduğunu da sorgular. Çünkü insanlar; bağlamı anlama, dış faktörleri değerlendirme ve değer yargılarını işin içine katma konusunda hâlâ daha güçlü. Yani duygu sahibidir.

Bu noktada mesele, insanların mı yoksa makinelerin mi “daha iyi” karar verdiği tartışması değil. Asıl mesele, insan ile makine arasındaki etkileşimi doğru kurmakta yatıyor. Yapay zekânın hayatımıza etkili bir şekilde entegre olabilmesi için “insan denetimi” hâlâ temel taş olmaya devam ediyor. Bu anlayış, “sorumlu yapay zekâ” kavramının da özünü oluşturuyor.

Spor dünyası bu çatışmanın en görünür alanlarından biri. Futbolun tartışmalı VAR sistemi örneğin. 2024’te Tottenham-Liverpool maçında verilen yanlış ofsayt kararı sonrası yaşanan öfke dalgası hâlâ akıllarda. VAR sistemi, %96,4'lük isabet oranına sahip olsa da tek bir hata şampiyonluk umutlarını veya milyonluk yatırımları yerle bir edebiliyor. Norveç gibi bazı ülkeler artık bu sistemin tamamen kaldırılmasını tartışıyor. Girişimci ve teknoloji uzmanı Azeem Azhar, bu tür olaylarda asıl rahatsızlığın teknik hatalardan değil, "kontrolün kimde olduğuna dair belirsizlikten" kaynaklandığını savunuyor. İnsanlar, teknolojinin yönü ve şekli konusunda söz sahibi olmadıklarını hissettiklerinde, sistemin isabet oranı ne kadar yüksek olursa olsun ona güven duymakta zorlanıyor.

İşin daha da ilginç tarafı teknoloji artık insanlardan daha başarılı sonuçlar üretiyor olabilir ama yine de makinenin verdiği kararlar içimize sinmiyor. Bir yapay zekâ aracı kanseri erken teşhis ettiğinde bile insanlar ikinci bir görüş için insan doktoru arıyor. Otonom araçlar daha az kaza yapıyor ama insanların üçte biri bu araçların içinde kendini güvende hissetmiyor. Bu sadece teknolojik bir dönüşüm değil; duygusal ve kültürel bir sınav aynı zamanda. Spor gazetecisi Bill Elliott’un dediği gibi: “Spor organizatörlerinin teknolojiden beklentisi mükemmelliktir.” Ancak mükemmellik çoğu zaman sıkıcıdır. Hayat, hata yapıldığında çıkan tartışmalarla, insani tepkilerle, duygularla, adalet arayışıyla daha “gerçek” görünür. Belki de en çarpıcı gerçek, mükemmelliğe bu kadar yaklaşmışken hâlâ hatayı, eksikliği ve insan dokunuşunu özlüyor olmamız. Çünkü hatasız bir dünyada yaşamak belki de sıkıcıdır. Sporun, teknolojinin, hatta hayatın en çekici yönü, tam da bu kusurlu gerçekliğinde saklıdır.

Artık hayatımızda yapay zekâ ve makineler birçok alanda insanları geride bırakmış olabilir. Ancak güven, sadece başarıya değil; kontrol edilebilme duygusuna, adalete, bağlanma ve insan dokunuşuna da ihtiyaç duyar. Belki de bu yüzden hem karar verici otomasyon sistemlerini hem de oyunun hakemlerini sorguluyoruz. Ve iyi ki de sorguluyoruz. Çünkü Einstein’ın dediği gibi “soru sorarak oyunun kurallarını öğreniyoruz, sonra da herkesten iyi oynamayı…”

Not: Bu yazıdaki bilgiler BBC, The Athletic ve Sky Sports ve Wimbledon’un resmi sayfalarından alınmıştır.

 
 
 

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...