Futbolda "para”, saadet getirir mi?
Beşiktaş JK’ın galibiyeti manşetleri süslerken, 57 milyon euroluk harcama ile gelen zafer alkışlandı. Oysa asıl hikâye, 8,6 milyon euroluk bütçeyle ilk beşe giren Göztepe SK’de saklı. Bu tablo, Türk futbolunda paranın değil, sistemin kazandığını gösteriyor.
Pazar günü Beşiktaş ile Göztepe arasında oynanan karşılaşma sonrasında Beşiktaş’ın galibiyeti büyük puntolarla anlatıldı. Hatta bu başarı teknik direktör Sergen Yalçın’ın eseri gibi göründü ve aslında kendisi tarafından da öyle anlatıldı. Fakat insanlar sonuç odaklı futbolun peşinden giderken Göztepe’yi Göztepe’den aldığı oyuncu ile yenen Beşiktaş Türk futbolundaki bir gerçeğin gözden kaçmasına neden oldu.
Beşiktaş devre arası transfer döneminde yaptığı 57 milyon euroluk harcama ile zirvede yer aldı. Fenerbahçe 37 milyon, Trabzonspor 9,5 milyon ve Galatasaray’da yine 9 milyon euro harcadı. Bu yapılan harcamalar sonucunda ise 33 oyuncuya sahip olan Fenerbahçe toplamda 140,3 milyon toplam maaş bütçesine ulaştı. Bunu sırasıyla Galatasaray 100, Beşiktaş 57,5 ve Trabzonspor 40 milyon euro toplam maaşla takip etti. Ortama maaşlarda ise Fenerbahçe 4 milyon 250 bin, Galatasaray 3 milyon 823 bin, Beşiktaş 2 milyon 129 bin, Trabzonspor ise 1 milyon 349 bin euro ortalamaya sahip.
Bakıldığında Türk futbolunda alışılagelmiş bir ezber vardır: "Ne kadar çok maaş, o kadar çok kupa." Ancak 2025-2026 sezonu verileri, bu ezberi İzmir’in sarı-kırmızılı ekibi Göztepe tarafından yerle bir edildiğini gösteriyor. Maaş bütçesinde ligin sonuncusu olan bir takımın, puan tablosunda ilk beşe girmesi sadece bir tesadüf mü, yoksa bir yönetim devrimi mi?
Minimum bütçe, maksimum akıl: Göztepe modeli
Göztepe’nin durumu tam bir mühendislik harikası. 8,6 milyon euroluk toplam maaş bütçesiyle ligin en az ödeme yapan takımı olmalarına rağmen, 41 puanla 5. sıradalar. Göztepe, ligin zirvesindeki Fenerbahçe’den yaklaşık 16 kat daha az maaş bütçesine sahip. Fenerbahçe'de bir puanın maliyeti milyon euroları bulurken, Göztepe "minimum maliyet, maksimum karakter" formülüyle dev bütçeli takımların ensesinde boza pişiriyor.
Bu başarı sadece transfer yapmak için değil, sistemine uygun oyuncuyu bulmak için harcanan mesainin bir ürünü. Göztepe, paranın satın alamayacağı "takımdaşlık" ve "doğru planlama" unsurlarını sahanın merkezine koymuş durumda.
Göztepe bir başarı hikâyesiyse, tablonun geri kalanı maalesef birer "kaynak israfı" dersi niteliğinde. Özellikle bazı kulüplerin maaş sıralaması ile lig sıralaması arasındaki uçurum, yönetimsel bir fiyaskoyu işaret ediyor:
| Kulüp | Maaş sıralaması | Lig Sıralaması | Durum |
| Rizespor | 6.sırada (€16,1M) | 11. sırada | Orta şekerli |
| Eyüpspor | 8.sırada (€9,3M) | 15.sırada | Tehlike çanları |
| Kayserispor | 11.sırada (€13,2M) | 17.sırada | İflasın eşiğinde |
| Karagümrük | 14.sırada (€12,4M) | 18.sırada | Büyük hayal kırıklığı |
Eyüpspor ve Kayserispor gibi takımlar, Göztepe’den çok daha fazla maaş ödemelerine rağmen küme düşme hattının sıcaklığını enselerinde hissediyorlar. Bu tablo, "yıldız oyuncu" transfer etmenin, "doğru takım" kurmak anlamına gelmediğinin en somut kanıtı.
Türkiye’de futbol kulüplerinin "şirketleşememesi" aslında bir tercih değil, yılların getirdiği bir yönetimsel konfor alanı ve kültürel direnç meselesi. Göztepe örneği aslında bu düğümü çözmek için harika bir anahtar. Çünkü Göztepe, yabancı bir yatırım grubuyla (Sport Republic) bu işin "şirket" gibi yönetildiğinde nasıl sonuç verdiğinin canlı kanıtı. Türkiye’deki kulüplerin çoğu geleneksel "dernek" statüsüyle yönetiliyor. Bu yapı, başkanlara muazzam bir güç verirken, verdikleri mali zararlardan kişisel olarak sorumlu tutulmalarını yıllarca engelledi.
Harcama özgürlüğü: Bir CEO, şirketin parasını çarçur ederse kovulur ve dava edilir. Ancak bir dernek başkanı "şampiyonluk sözü" verip milyon euroları sokağa attığında, en fazla bir sonraki seçimi kaybeder. Enkazı ise bir sonraki yönetim devralır.
Şirketleşme, uzun vadeli planlama ve sürdürülebilirlik demektir. Türk futbol iklimi ise "pazartesi sabahı manşet olma" üzerine kurulu. Bir şirket 5 yıllık kalkınma planı yaparken, bir kulüp başkanı taraftar baskısıyla 34 yaşındaki "yıldız" oyuncuya yıllık 5 milyon euro maaş bağlayabiliyor. Çünkü koltukta kalmanın yolu bilançoyu düzeltmekten değil, derbiyi kazanmaktan geçiyor.
Tabloda gördüğünüz o devasa maaş ödemeleri, buzdağının sadece görünen kısmı. Kulüplerin bankalara ve devlete olan milyarlarca liralık borcu, rasyonel bir yatırımcının bu kulüpleri "satın almasını" imkânsız kılıyor. Kimse borcu, mal varlığından kat kat fazla olan bir şirkete ortak olmak istemez. Kulüpler bu borç sarmalından çıkamadığı için gerçek anlamda piyasa değerine ulaşamıyorlar.
Taraftarın şampiyonluk odaklı olması çok doğal. Ancak Göztepe'nin bu kadar düşük bütçeyle devlere kafa tutması, aslında gelir dağılımındaki yapısal adaletsizliği daha da görünür kılıyor. Türkiye'de yayın gelirleri ve havuz sistemi öyle bir kurgulanmış ki "zengin daha zengin, mütevazı olan ise hep sınırda" kalmaya mahkûm ediliyor.
Gelir dağılımı: Tarihin gölgesinde başlayan yarış
Süper Lig'de yayın gelirinin %11'i, sadece geçmişte şampiyonluk yaşamış takımlara dağıtılıyor. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş her sezon daha sahaya çıkmadan, sadece tarihlerindeki kupalar sayesinde Göztepe gibi takımların çok üzerinde bir "garanti para" ile başlıyor. Geçmişteki her bir şampiyonluk için kulüplere yaklaşık 10,25 milyon TL (veya kur güncellemeli tutarlar) ödeniyor. Galatasaray 24, Fenerbahçe 19 kez şampiyon olduğu için, Göztepe'nin toplam maaş bütçesinin hatırı sayılır bir kısmını bu devler sadece "müze" farkıyla cebine koyuyor.
Gelirin %46'sı puanlara (galibiyet ve beraberlik) göre dağıtılıyor. İlk bakışta adil görünse de, kadro kalitesi yüksek (yüksek maaş ödeyen) takımın kazanma ihtimali daha fazla. Kazandıkça daha çok kazanıyor, kazandıkça daha pahalı oyuncu alıyor. Göztepe gibi takımlar ise "performans" üzerinden gelirini artırabilmek için mucizevi bir başarı yakalamak zorunda. Paylaştığın tabloda Göztepe'nin 5. sırada olması, bu sistemin "tekerine çomak sokmak" gibi bir şey.
Tüm takımlara eşit dağıtılan "Lige Katılım Payı" (yüzde 37), kulüplerin toplam gelirleri içinde giderek küçülüyor. Bir Anadolu kulübünün ana gelir kalemi bu eşit pay iken; büyük kulüpler için bu para, reklam, sponsorluk ve şampiyonluk payının yanında "çerez parası" kalıyor. Bu da alt sıra takımlarının sadece "hayatta kalmasına" yetiyor, rekabet etmesine değil.
Diğer kulüpler gelir dağılımındaki adaletsizliği "borçlanarak" kapatmaya çalışırken (Kayserispor, Kasımpaşa örnekleri), Göztepe Sport Republic ile şirketleştiği için gelirini değil, giderini yönetiyor. Anadolu kulüplerinin çoğu, geliri az olmasına rağmen büyük takımlarla yarışmak için "gelirinin üzerinde" maaş ödüyor. (Maaş tablosunda Göztepe'den çok ödeyip altında kalan 13 takım var!)
Türkiye'deki model, Avrupa'daki (örneğin Premier Lig) "daha eşitlikçi" dağılım yerine, "tarihsel başarıyı ödüllendiren" bir model. Bu da Göztepe gibi akıllı yönetilen kulüplerin, sadece sahada değil, masada da 1-0 geride başlamasına neden oluyor.
Sahada isimler değil, sistem oynar
Taraftarlar, kulübü bir "kâr-zarar" odağı olarak değil, bir kimlik ve miras olarak görüyor. Kulübün bir şahsa veya yabancı bir şirkete satılması fikri, hâlâ birçok kongre üyesi ve taraftar için "ruhunu satmak" ile eşdeğer görülüyor. Göztepe bu algıyı yıkan nadir örneklerden biri oldu. Büyük kulüplerin başkanlığı, Türkiye’de çok ciddi bir sosyal ve siyasi güç devşirme aracıdır. Kulüp tamamen bir şirkete dönüştüğünde, bu "temsiliyet" ve "nüfuz" alanı daralır. Seçimle gelip milyonları peşinden sürüklemek, bir yönetim kurulu toplantısında kâr-zarar raporu sunmaktan daha cazip geliyor.
Göztepe, bir dernek gibi "üyelerin oyuyla" değil, bir şirket gibi "profesyonel veri analizi ve bütçe disipliniyle" yönetiliyor. Tabloda gördüğün o 300 bin euroluk ortalama maaş, aslında bir "cimrilik" değil, "elindeki kaynağı en doğru yere kanalize etme" başarısıdır. Diğer kulüplerimiz ise maalesef "şirket gibi kazanıp, dernek gibi harcama" alışkanlığından henüz vazgeçemedi.
Fenerbahçe ve Galatasaray'ın dev bütçeleri onları zirvede tutmaya yetiyor olabilir; ancak Göztepe'nin bu kısıtlı imkanlarla Beşiktaş ve Trabzonspor gibi devleri tehdit etmesi, Türk futbolunun geleceği için tek bir şeyi fısıldıyor: Para bir araçtır, amaç ise doğru sistemdir. Göztepe bugün sadece futbol oynamıyor; aynı zamanda yöneticilere "elindeki kaynağı nasıl akıllıca kullanırsın?" dersi veriyor. Eğer diğer kulüpler bu tablodan ders çıkarmazsa, daha çok milyon euroları "boşa giden puanlar" uğruna harcamaya devam edecekler.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.