18 Şubat 2026

Arjantin’de rakamlar parlıyor, hayatlar kararıyor mu?

Arjantin’de Javier Milei’nin şok terapisi enflasyonu düşürüp bütçeyi fazla verdirdi; ancak kemer sıkma politikaları alım gücünü aşındırdı, işsizliği ve sosyal kırılganlığı artırdı. Peki bu bir ekonomik mucize mi, yoksa toplumsal bedeli ertelenmiş bir kriz mi?

Son günlerde Arjantin yeniden küresel ekonomi gündeminin merkezinde. Kimileri için Arjantin, onlarca yıllık popülizm prangalarından kurtulan bir “ekonomik mucize” adayı; kimileri içinse sert kapitalizmin halkın üzerinden silindir gibi geçtiği trajik bir deney sahası. Tartışmanın merkezinde Aralık 2023’te iktidara gelen Javier Milei ve onun “şok terapisi” olarak adlandırılan radikal ekonomi programı yer alıyor.

Ortaya çıkan tablo ilk bakışta etkileyici. Yıllık enflasyonun yüzde 211’lerden yüzde 30’lar seviyesine gerilemesi, uzun yıllar sonra bütçenin fazla vermesi ve mali disiplinin yeniden tesis edilmesi, Milei yönetimini uluslararası ekonomi çevrelerinin gözünde bir “başarı hikâyesi”ne dönüştürmüş durumda. Ancak bu parlak ekonomik göstergelerin arkasında, Arjantin halkı açısından ağır bir toplumsal maliyet yatıyor.

Makroekonomik başarı, toplumsal bedel

Milei’nin uyguladığı sert kemer sıkma politikaları, kamu harcamalarında önemli kesintileri, ücret ve emekli maaşlarının dondurulmasını ve mali teşviklerin kaldırılmasını içeriyor. Sonuç itibariyle enflasyon düşüyor, ancak alım gücü de hızla eriyor. Yoksulluk oranı yüzde 50’nin üzerine çıktıktan sonra yüzde 31,6’ya gerilemiş olsa da geniş halk kesimleri için geçim sıkıntısı hâlâ gündelik hayatın temel gerçeği.

Bu ikili tablo, Arjantin’i ve küresel aktörleri ikiye bölmüş durumda. Alman Friedrich Naumann Foundation araştırmacılarından Karl-Heinz Paque, ülkede yaşananları “gerçek bir yapısal kırılma” olarak tanımlıyor. Paque’ye göre Arjantin, onlarca yıldır sürüklendiği devletçilik, yolsuzluk ve kronik istikrarsızlık döngüsünü Milei ile kırıyor. Kamu harcamalarındaki sert kesintilerin ardından kısa ama derin bir resesyon yaşandığını kabul eden Paque, buna karşın son aylarda yüzde 6’ya yaklaşan reel büyüme oranlarını ve bütçe fazlasını dikkate değer bir başarı olarak görüyor.

IMF’nin dış ticaretin serbestleştirilmesi yönündeki baskısının, Arjantin pesosunun yeniden istikrarlı bir ödeme aracı olarak konumlanmasına katkı sunduğu da bu anlatının önemli bir parçası. Bu bakış açısına göre Arjantin, bir zamanların “sorunlu çocuğu” iken, bugün “örnek öğrenci” olmaya aday gibi görünüyor.

“Artık orta sınıf yok”

Madalyonun diğer yüzü, çok karanlık. Zira uluslararası basına yansıyan hikâyeler, bu reformların halk üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor. Buenos Aires’te bir cep telefonu dükkânı işleten Nicolas Pedrosa’nın sözleri bu durumu özetliyor: “Artık orta sınıf yok; ya yoksulsun ya da zengin. Ayın 15’inden sonra müşteriler kayboluyor çünkü insanların maaşı bitmiş oluyor.”

Tekstil sektörünü temsil eden Fundacion Pro Tejer’e göre, ithalat kısıtlamalarının kaldırılması ve tarifelerin düşürülmesi yerli sanayiyi adeta bir depresyona sürükledi. Ucuz dolar ve düşen iç talep birleşince, yalnızca bu sektörde 300 şirketin kapandığı ve yaklaşık 12 bin kişinin işini kaybettiği tahmin ediliyor. Buenos Aires Üniversitesi’nden Roxana Maurizio ise Milei’nin göreve gelmesinden bu yana inşaat ve imalat başta olmak üzere 205 bin ila 250 bin arasında kayıtlı istihdamın ortadan kalktığını belirtiyor. Kayıt dışı çalışanların toplam işgücünün yüzde 43’ünü oluşturduğu bir ekonomide bu tablo, sosyal kırılganlığın ne kadar derinleştiğinin net bir göstergesi.

Peso tartışması: Başarı ne kadar sürdürülebilir?

Milei programının geleceğine dair en kritik tartışma ise peso rejimi etrafında dönüyor. Financial Times’a verdiği mülakatta Milei, yatırımcıların “tam dalgalı kur” çağrılarını şimdilik reddediyor ve pesoyu en azından 2027 seçimlerine kadar ABD doları karşısında kademeli genişleyen bir bant içinde tutmayı planladığını söylüyor. Ancak bu yönetilen kura dair tartışmalar da uluslararası ekonomi çevrelerindeki yerini koruyor.

Milei’nin programının başarısı kuşkusuz yalnızca bu gibi iç dinamiklere değil, dış desteğe de bağlı. ABD’de Donald Trump’ın seçim kampanyasında dile getirdiği mali destek vaatleri ve küresel piyasalardaki olumlu hava bu süreci besliyor. Öte yandan ekonomist Nouriel Roubini, Milei’nin reformları yasalarla kalıcı hâle getirebilmesi durumunda Arjantin’in Latin Amerika için piyasa odaklı reformlarda bir model olabileceğini öne sürüyor.

Tüm bu iyimser senaryoların ortak bir zayıf noktası var: Toplumsal rıza. Milei’nin son dönemde emekli maaşları, sağlık ve eğitim harcamalarında artış sinyali vermesi, Buenos Aires eyalet seçimlerinde alınan yenilginin ardından kemer sıkma politikasında kısmi bir geri adım olarak okunuyor. Bu da bize şunu gösteriyor: Ekonomik istikrar, toplumsal meşruiyet olmadan uzun süre ayakta kalamıyor.

Mucize mi, ertelenmiş bir kriz mi?

Arjantin’de yaşananlar, iktisadın en eski sorularından birini yeniden gündeme taşıyor: Başarıyı neyle ölçmeliyiz? Bütçe fazlası ve düşen enflasyonla mı, yoksa insanların hayatında hissedilen refahla mı?

Bugün Arjantin’de nicel göstergeler yani rakamlar düzeliyor olabilir. Ancak bu düzelme, geniş halk kesimleri için bir iyileşmeye dönüşmüyorsa, ortada bir mucizeden ziyade bedeli ertelenmiş bir kriz var diyebiliriz. Zira bu tür sert piyasa reformları kısa vadede alkış toplayabilir; fakat sosyal dokuyu aşındıran bir noktaya geldiğinde yarının daha büyük siyasal ve ekonomik kırılmalarını da beraberinde getireceğini vurgulamamız gerekir.

Bu doğrultuda Arjantin’in asıl sınavının henüz bitmediğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla sorulması gereken asıl soru şu olmalı: Bu model, yalnızca piyasaları mı kurtaracak, yoksa toplumu da ayakta tutabilecek mi?

Beterin beteri var!

Salt ekonomik göstergelere bakıldığında bir başarı hikayesi yazan Arjantin’in, enflasyonla mücadeledeki bu başarısına karşılık Türkiye’nin dezenflasyon sürecinde başarıya ulaşamadığını görüyoruz. Kuşkusuz bunun en kısa ve teknik sebebi olarak maliye politikası ile desteklenmeyen para politikası gösterilebilir. Ama belki daha önemli bir sebep ekonomi yönetiminin beklentileri yönetememesidir. Yönetsel değişiklikler, vaat edilenlerin gerçekleştirilememesi veya bundaki gecikmeler gibi sebeplerin de bunun yanına eklenmesi ile aynı yolda olan bu iki ülkenin ayrıştığını görüyoruz. Kuşkusuz Arjantin’e özgü olarak ifade ettiğimiz toplumsal yansıma ve bedellerin Türkiye için de geçerli olduğunu hatırlatmak gerekir. Bu yüzden son dönemde erken seçim ve ekonomi yönetiminin de bu olası erken seçim takvimine bağlı olarak değişmesi yönündeki tartışmaların alevlendiği bir ortamla karşı karşıyayız. Bunlar tartışıladursun, Türkiye ekonomisi 2023 yılından bu yana çok büyük bir zaman kaybetti. Öyle görünüyor ki, siyasi belirsizlikler sürdükçe de zaman kaybetmeye devam edecek.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...